Beyazının tırnakta nasıl durduğuna dair görsel mahiyetindeki fotoğrafı huzurlarınıza takdim ediyorum kızçeler. Yine ilk Gabrini mat oje deneyimimde olduğu gibi mat ve hoş bir görüntü elde ettim. ''Bugün de beyaz oje süreyim bari'' dediğimde ilk tercihim artık Gabrini no 388 olacak; elveda Golden Rose 04! :)
Perşembe, Mart 31, 2011
Mat beyaz: Gabrini 388
Beyazının tırnakta nasıl durduğuna dair görsel mahiyetindeki fotoğrafı huzurlarınıza takdim ediyorum kızçeler. Yine ilk Gabrini mat oje deneyimimde olduğu gibi mat ve hoş bir görüntü elde ettim. ''Bugün de beyaz oje süreyim bari'' dediğimde ilk tercihim artık Gabrini no 388 olacak; elveda Golden Rose 04! :)
Çarşamba, Mart 30, 2011
Öyle bir sevişir ki Murat ...
Aslında başlık öyle bir sevişemez ki Murat olmalıydı ama yazık; çocuk zaten gidici, her halvet olma girişiminde inmelerden inme beğeniyor, kriz geçiriyor, Aylin'e çemkirip çekirdek ailesinin temelini sarsacak bir takım hareketlerde bulunuyor; bir de ben yüklenmeyeyim istedim sabiye. Bırakalım o kendini layıkıyla sevişiyor zannetsin; zaten şurda kaç aylık ömrü kaldı ki Allasen?
Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin doğuştan bahtsız, zengin ama illet hastalık sahibi parlak çocuğu Murat ve nalları diktiği anda abisi Soner'e kaykılma potansiyeli had safhalarda gezinen zevcesi Aylin'in; büyük ihtimalle yastığa başlarını koydukları her akşam gerçekleşemeyen halvet çabalarını izledikçe; yazııııık pek de genç! içerikli yaşam türevi murat bi koy da aylin'e tur at'la ''Soner bak, Mesude seni görmeye gelmiş, neden onu yemeğe, muhallebiciye ya da sinemaya davet edip benim sinir krizleri geçirmemi sağlayarak zavallı kardeşin Murat'ın aramızda kopan sessiz ama derinden fırtınaları çakmasını sağlamıyorsun ha?'' insanı Aylin'e acımalardan acıma beğeniyorum, içim sızlıyor. Hatta artık diziyi sırf bu ikisi için izler hale geldim. Osman'ı, Karolin'i, Ali Kaptan'ı zerre sallamıyorum mesela.. Varsa yoksa Murat - Aylin - Soner üçlüsü arasında süregelen bir nevi junior Aşk-ı Memnu entrikaları..
Ya o değil de, bu Soner efendimizin yanından bir dakika bile ayırmadığı (Aylin, yerinde olsam kıllanırdım yavrum) yardımcısı Süleyman ne yer ne içer, bilen var mı? Soner'in ''Süleyman şunu hazırla, Süleyman bunu yap'' emirlerine peki efendim demekten başka icraat ve yapıtları yok mudur kendisinin? Bence dizide Balıkçı'dan daha esrarengiz bir karakter varsa o da bu Esteban kılıklı Sülümandır.. Balıkçı da koscoca trikocular kralı Hikmet Karcı çıktı zaten, dumurlardan dumur beğendik. Süleyman'ın da vardır bir numarası kesin.
Ah Karolin, vah Karolin.. Ya sen ne salak bir kadınsın arkadaşım! Yemin ediyorum embesilsin ha! Hala daha inanamıyorum senin şu çapsız Ali uğruna Hollandalardan göçüp buralarda yer ettiğine. Ne entrika hastasıymışsın ulan! Önce Ali'ye Ekber vasıtasıyla evini ipotek ettirt, sonra paraları kaşla göz arasında indiragandi et, cukka yap. Ulan o esnada Ağğliee yanıbaşında can çekişiyordu şaşkoz, bu mu senin aşkın, sevgin? Ama nasıl da planların yerin yedi kat dibine geçti, işte o an Aylin'e ve bilhassa Soner'e olan saygım ve sevgim katlanarak arttı. Murat bir an önce hakka ulaşsa da asıl muratlarına eri eriverseler diye dua bile ettim, o derece :P
Ali sana hiçbir şey demiyorum artık. Harbiden bambaşka bir beyin ve hayat muhteviyatın var dostum. Gittin kırk yıllık karını, iki uzun bacak ve civcivimsi saç uğruna boşadın; şimdi de Ex-Balıkçı Hikmet'e ''Cemile'yi rahat bırakacaksın laan!'' diye höykürüyorsun gidip gelip. Lan madem seviyordun niye gittin Karolin iblisi uğruna aileni parçaladın deyyus?!! Gerçekten beyin kıvrımı özelliklerin hakkında bilgi sahibi olmak istiyorum ciddi ciddi. Cemile kızım, yerinde olsam Hikmet'in evlilik teklifini sırf Ali'ye inat bile olsa oracıkta kabul ederdim. Ayrıca nasıl ballı bir aileyseniz artık; Aylin gitti Talaşoğlu ailesine gelin oldu, sen trikocular kraliçesi olacaksın Allah'ın izniyle.. Osman'a da iki güne kalmaz sayısal lotodan ikramiye isabet eder herhalde. Nasıl bir şanstır ablacım sizdeki?..
Ve Mete canım benim; lütfen bir Pink Floyd, bir Freddie Mercury; ne bileyim bir Guns and Roses olmadığını idrak et artık olur mu? Sahnede o kadar gaza gelip, annen vefakar Cemile ve platonik aşkın İnci Hoca yüzünden sağa sola atarlanamamanın hıncını şarkı söylerken kendini kaybedip hindi usülü kabararak alıyorsun ama sence de biraz fazla değil mi? Lan Necati bile senden daha güzel şarkı söylüyor oğlum, neyin havasındasın hala?! Tamam, dizilere özgü başrol olan kazanır kuralına istinaden ikide bir birinci seçiliyorsun ama şunu bil ki Necati'nin sesi senden bin kat güzel..
Bu hafta Kanal D neden yeni bölüm yayımlamadı da gitti geçen bölümlerin tekrarından oluşan bir kolaj neyim yayımladı bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey varsa Berrin, senden bir halt olmaz evladım. Ahmet'in kıçının dibinden ayrılma ve sevgilinin uğruna koftiden devrimci gibi görünmeye devam et. Hayatını sevgilisine göre şekillendiren salak kızlardan biri olduğunu durup durup hatırlat bize ki senden neden hazetmememiz gerektiğini bilelim, öğrenelim.
Bi de Adını Feriha Koydum vardı di mi? Onu da izliyorum ben, of. Pinokyodan tek farkı yalan söylediğinde burnunun uzamaması olan Feri geçen haftaki bölümde de öyle bir yalan salladı ki anasına, oha dedim ekran başında, yok artık dedim, Allah'ım gör bunu da çarpım çarpım çarp dedim. Magazin dergilerinden birinde Emir - Hande - Koray üçlüsünden Koray'la sarmaş dolaş fotoğraflarını gören saçı Na'vi örgüsü modelli annesine ''yaa anne arkadaşım o benim. Geçende dedi ki ''Feriha derslerim çok zayıf, bize gidelim de bana ders çalıştır.'' İşte gittim, çalıştırdım, nasıl mutlu oldu, çok sevdindi. Yoksa sınıfta kalacaktı çocuk, ne kötü di miiii? Teşekkür etmek mahiyetinde de tuttu sarıldı işte öyle. O sırada da gazeteciler bizi çekiyormuş. Nerden bilebilirdik ki Allah Allah.'' dedi ya; dedi bunu yani! Ardından anası olacak saf da vah vah vah yazık yazık, aman canım yavrum sakın yalan söyleme bana tamam mı demez mi? Höh dedim, kızının yemediği halt kalmadı kadın, bari sen vazgeç şu saftiriklikten! Feri'nin kucak dansı görüntüleri gökyüzüne projeksiyon vasıtasıyla yansıtılıp da cümle alem seyreyleyince mi farkına varacaksın olanların? (Bunu da kesin Hande yapar ha :P) Büyük oğlun desen jigolo oldu. Olan her yerde ve zamandaki gibi ufak velet Ömer'e oluyor.
Devlet Osman'la Ömer'i bu iki çarpık aile yapılandırmasından alsın, çocuk esirgeme kurumuna filan koysun. Aileleri aile değil. Büyüyünce manyak olacak ikisi de, devlet büyüklerini göreve davet ediyorum :P
Categories
adını feriha koydum,
dizi,
kanal d,
show tv,
TV,
öyle bir geçer zaman ki
Koyu yeşil: Pastel 74
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklanıp büyük versiyonu görülebilir. |
Ama tabii bu, oje sürme hastalığıma darbe vuramadı :P Bu sefer de tepedeki fotoğraftan görülebileceği üzere Pastel'in 74 nolu koyu yeşil ojesinden süründüm. Pastel zaten benim sevdiğim markalardan biri, e renk de güzel olunca sür gitsin dedim her türlü aksiliğe rağmen. Elbet her zamanki gibi iki kat sürdüm. Yapısı da orta karar opak düzeyde zaten, iki kat sürünce şişede görünen tonu veriyor. Parlak ve yeşilin tonuyla uyumlu simler var içinde. Yeşil hastasıyım diyenlerin elinin altında bulunması tavsiyemdir. Yalnıııız, ben yine bu Pastel'in mavi bir ojesini aldım ki geçenlerde, sürme de yanında yat diyorum; süper ötesi bir şey! Onu da çekip koyacağım bloga, bu yeşil tüm güzelliğine rağmen yanında halt etmiş. Mavi candır.
Bu arada fotoğraf makinamda bir problem var sanırım. Fotoğrafları bir garip çekmeye başladı son zamanlarda. Renkler belli oluyor diye idare eder gözüyle bakıyorum ama bir bilene danışsam iyi olacak galiba.
Şey: Zaten içimde yazı yazma hevesinin zerresi yok, Oje içerikli blogumun yazılarını toptan buraya taşıyayım dedim. Aman be, blog iyiden iyiye kadınlar matinesine dönecekmiş; umrumda değil artık. Oje yazılarına t.u.b.a'nın karaladıkları'ndan devam edeceğim. Birden fazla blogla başa çıkmak zor azizim zor :P
Categories
OjeSepeti,
Pastel,
Yeşil ve Tonları
Pazartesi, Mart 28, 2011
Pazar, Mart 27, 2011
Toz pembe: Cecile 34
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklanıp büyük versiyonu görülebilir. |
Pembe tonlarında bir sürü ojem var ama yine de pembe almaktan alıkoyamıyorum kendimi.
Bunu da daha geçenlerde aldım, rengi çok sevmeme rağmen ojenin sürümünü ve fırça yapısını pek beğenmedim. Zor sürülüyor, akıcılık yok. 2 kat sürdüm; tek artısı fotoğrafta belli olmasa da üzerinden şeffaf ojeyle geçilmiş gibi parlak görünmesi. Onun dışında pek bir artısı yok. Zaten Cecile markası benim kullanmaya alışkın olduğum bir marka değil. Belki de o yüzden ısınamadım.. Yine de renk çok hoş; renginin hatrına sürümü rahat olmasa da arada kullanacağım kendisini.
Categories
Cecile,
OjeSepeti,
Pembe ve Tonları
Ben aslında hep burdayım
Evet, hep buralardayım da çaktırmıyorum işin özü.. Blogumu boşvermişliğim de yok...
Ama şunu farkettim: İnsan yazmaya ara verdiği zaman, içinden bir daha uzuuuunca bir süre birşeyler karalamak gelmiyor. Düzenli yazınca da tam tersi; arkası çorap söküğü gibi geliyor, yazdıkça yazmak istiyorsun. Ortası yok bunun nedense.
İşte ben şu sıralar; bu ilk bahsettiğim yazmaya ara vermiş insan psikolojisi içindeyim. İlgilenen üç beş kişi varsa haber vereyim istedim. Saygılar, sevgiler...
Ama şunu farkettim: İnsan yazmaya ara verdiği zaman, içinden bir daha uzuuuunca bir süre birşeyler karalamak gelmiyor. Düzenli yazınca da tam tersi; arkası çorap söküğü gibi geliyor, yazdıkça yazmak istiyorsun. Ortası yok bunun nedense.
İşte ben şu sıralar; bu ilk bahsettiğim yazmaya ara vermiş insan psikolojisi içindeyim. İlgilenen üç beş kişi varsa haber vereyim istedim. Saygılar, sevgiler...
Categories
Kişisel
Perşembe, Mart 24, 2011
Yılın moda renklerinden biri: Golden Rose 119
![]() |
| Fotoğrafa tıklandığında büyük versiyon görülebilir. |
Evet, bu renk ve tonları geçtiğimiz sene pek moda idi malumunuz. Bu sene de modasını kısmen de olsa devam ettiriyor ve piyasada açık - küllü kahve ve tonları ojeleri her yerde, her markada görmek mümkün.
Bu fotoğraftaki de Golden Rose'un kahvesi 119.. Aslında bu moda renk, ilk Chanel'in 505 no ile piyasaya sürdüğü oje sayesinde bu denli sevildi, sürüldü. Ben de bir zamanlar 505'ten habersiz olarak Alix Avien markalı ve biraz daha koyu olanını alıp sürmüş ve etrafımdakilerin renkle alakalı nahoş benzetmelerine maruz kalmıştım. Golden Rose 119 ise, Chanel ve Alix Avien versiyonlarından bir kaç ton daha açık bir renge sahip. İki kat sürüldüğünde rengini veriyor. Sürüm rahatlığı ve bulaşmaması açısından artısı var diyebilirim..
Lakin moda olan herşey iyi ve güzel olacak diye bir kaide yok tabii. Sürülmesinde bir beis görmememe rağmen çok da tuttuğumu söylemeyeceğim ojelerden.. Daha açık ve canlı renklere alışkınım ben; bunu sürdüğümde tırnaklarım yüzünden elim ölü eli gibi görünüyor. Zaten ben de oje sepetimde farklı bir renk mahiyetinden bulunsun diye almış idim kendisini, o konuda bir pişmanlık duymuyorum :P
Categories
Golden Rose,
Kahverengi ve Tonları,
OjeSepeti
Pazar, Mart 20, 2011
Nail Art: Uğurböceği deseni
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklanıp büyük versiyon görülebilir. |
Valla hiç mor uğurböceği olur mu demeyin. Ben yaptım oldu :P Hem de pek güzel oldu gibi gibi, beni de fazla uğraştırmadı. Yapması çok basit.. Üstelik nail art yapımı için gereken ucu ince fırçalı ojelerden kullanılmasına da gerek yok.
Aslında ilk başta bu deseni yapmaya çalışırken aklımda uğurböceği yapmak gibi bir fikir yoktu. Ama şekil vermeyi bitirip tırnaklarıma baktığımda, yaptığım şeyin uğurböceğine benzediğini farkettim. Bir farkla tabii, kırmızı yerine ben mor kullanmayı tercih etmiştim :)
Dediğim gibi, bu deseni yapabilmek için piyasa Nail Art adıyla satılan ince fırçalı ojelere sahip olmanıza gerek yok.. Klasik ojeleri de rahatlıkla kullanabilirsiniz. Ben fotoğraftaki görüntüyü elde etmek için baz olarak şu yazımda bahsettiğim Alix Avien 244'ü kullandım. İki kat sürdüğüm 244'ün üstünden tırnağımın ortasına değmeyecek şekilde iki yandan yine Alix Avien'in pembe tonlardaki bir ojesiyle geçtim. Ojenin kodunu yazamıyorum çünkü arkasında numarası yazan etiket çıkmış. Ama herhangi bir pembe oje de kullanılabilir, farketmez.
Kuruduktan sonra pembe kısmın üzerine Colleen adlı markanın siyah ojesiyle küçük puantiyeler yaptım.. Bunun için de yine herhangi bir siyah oje kullanılabilir; illa Colleen olması gerekmiyor.
Ben de gün geçtikçe Tırnak Sanatı konusunda kendimi geliştiriyorum sanırım. Bu uğurda çok aseton tükettim ama sonunda değdi galiba :P
Categories
alix avien,
Colleen,
Mor ve Tonları,
OjeSepeti,
Tırnak Sanatı / Nail Art
Cuma, Mart 18, 2011
Saydam ve pembe: Alix Avien 101
Benim caaanım Alix Avien'imin bir başka açık ve pembe tonlarındaki 101 nolu ojesini sürünmüştüm bir kaç gün önce; fotoğraflarını da çektim ama meşguliyetten ötürü ancak şimdi bloga koymak nasip oldu.
Bu ojemizin en büyük özelliği pembe ama saydam bir yapıya sahip olması ve içinde rengine uygun simler barındırması diyebilirim. İlkokulda elişi derslerinde kullanılan kırtasiye simlerinin boca edildiği ojeler vardır ya hani, bu onlardan değil işte; o yüzden gönül rahatlığıyla sürebiliyorum kendisini.. Ayrıca pembe rengi de yanar dönerli, bir acayip; ışığa göre morun tonlarını da alabiliyor. Kişisel deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki koyu pembe tonlarında simsiz ve yoğun renkte bir ojenin üzerine tek kat sürüldüğünde de mükemmel görünüyor. Elinizde 101'den bir adet mevcutsa bir de bu şekilde denemeniz tavsiyemdir kızçeler...
Categories
alix avien,
OjeSepeti,
Pembe ve Tonları,
Simli Ojeler
Metalik koyu gri: Alix Avien 194
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklanıp büyük versiyonu görülebilir. |
Sanırsam Alix Avien'in bu 194 nolu gri rengi yeni renklerinden biri çünkü daha önce hiç rast gelmemiştim. Bir kaç hafta önceki oje alışverişim esnasında denk gelmiş ve rengin şişeden görünüşünü pek beğenerek almıştım. Simli gibi demeyeyim de, böyle parlak - metalik füme rengi; zaten yukardaki fotoğrafta da görülüyor. Tırnaktaki görünüşü de fena değil hani.. Tabii yine iki kat olarak sürdüm ki dayanıklılığı artsın. Siyah oje sürmeyi beceremeyen şahsım için güzel bir alternatif oldu bu. Hem metalik yapısından ötürü sürümü de kolay. Gri tonlardaki kıyafet, ayakkabı veya makyajla bütünleşebilecek hoş bir oje olduğunu düşünmekteyim. En azından ben bütünleştirdim, fena da olmadı.
Categories
alix avien,
Gri ve Tonları,
OjeSepeti
Perşembe, Mart 17, 2011
Hiç boş bırakmaya gelmiyor yemin ediyorum
İki gün blog işlerini savsaklayayım dedim, neler neler döndü şu ortamda be abi. Bi yavaş, sakin.. Herşeye yetişemiyorum öyle; benim de bir kapasitem var değil mi?
t.u.b.a kalk kıııız, İbrahim Tatlıses'i vurmuşlar!! haykırışıyla rüyamın bölünüp tatlı ve güzel uykumdan uyandırılmamla başladı herşey. İlk önce ne, ha, nasıl, kim?... diye sayıklayıp bir müddet gözlerimi ovuşturdum ve televizyona odaklandım. Evet, İbo'yu vurmuşlardı. Hem de başından.. Uyku sersemi modunda izlediğim haber kanalına göre ağır yaralıydı, durumu kritikti.. Ama bu saldırı, beni Defne Joy Foster'ın öldüğünü öğrendiğim zamanki kadar şaşırtıp şoka uğratmadı nedense. İbrahim Tatlıses'i sevmediğim ve hazetmediğim için değil - ki evet sevmem ve hazetmem - kendisinin bir takım mafyatik olaylarla haşır neşir olduğunu medyadan duyumsadığım, duyumsadığımız için normal karşıladım. Normalden kastım, oooooh aman aman ölsün! içerikli bir normallik değil elbet (sevmesek de vicdan yoksunu değiliz neticede) , adamın zaten geçmişte yaptıkları belli; bağlantıları belli, hal böyleyken yaşananlara şok olup kriz geçirmek oldukça mantık dışı. Ha olan bitenin tasvip edilecek bir tarafı yok elbette, onda mutabıkım.
Sağolsunlar; başta başbakanımız ve medyamız, konuya üst düzey bir ilgi ve alaka göstermekteler bir kaç gündür. Zanlılar kim, kamera kayıtları, saat başı durum raporu, hastaneye gelen ünlüler, Tatlıses'in ailesi, geçmişte yaptığı hatalar, şarkıları, hayatı, Urfa, mağara, Oxford filan derken bir müddet kendisini hayat hikayesine mazhar olma şerefine bir kere daha eriştirildik. Son gelen haberlere göre durumu iyiye gitmekteymiş, aman aman.. İyi olsun tabii. Üstelik zanlılar da yakalanmış. Bravo diyorum, bu ne hız böyle?! Keşke aynı hız ve başarıyı diğer bir takım cinayetleri aydınlatmakta da gösterebilseniz; anladınız siz onu anladınız...
Tabii bu saldırının bizim medyamız haricinde dış basında da yankısı büyük olmuş.. Lakin okuduğum kadarıyla dış medya kaynakları haber yaparken genellikle Türkiye, Yunanistan ve Ortadoğu'da milyonlarca hayranı olan Türk şarkıcı kalıbını kullanmışlar ki araya illaki Yunanistan'ı da sokacaksınız di mi? diyesim geldi. Adamlar her yerdeler arkadaş.. Dış basın Doğu Avrupa, Türkiye ya da Ortadoğuyla ilgili bi haber yapmayagörsün, illa Yunanistan'ı da ucundan kıyısından olaya dahil edecek; farz gibi bişey herhalde. Yunanistan demişken; Rumlar bu sefer de lahmacunu '' bizimdir '' diyerekten sahiplenmişler. Adını da lachmazou diye değiştirmişler. Küfür edince de küfür etti oluyor ama; başlayacam sizin bu her haltımızı sahiplenip sonra Türkler pis bok! diye ağlaşmanıza lan! Bak yine dellendim ve canım lahmacun çekti. Beni Türk lahmacunlarına emanet ediniz, vasiyetimdir.
t.u.b.a kalk kıııız, İbrahim Tatlıses'i vurmuşlar!! haykırışıyla rüyamın bölünüp tatlı ve güzel uykumdan uyandırılmamla başladı herşey. İlk önce ne, ha, nasıl, kim?... diye sayıklayıp bir müddet gözlerimi ovuşturdum ve televizyona odaklandım. Evet, İbo'yu vurmuşlardı. Hem de başından.. Uyku sersemi modunda izlediğim haber kanalına göre ağır yaralıydı, durumu kritikti.. Ama bu saldırı, beni Defne Joy Foster'ın öldüğünü öğrendiğim zamanki kadar şaşırtıp şoka uğratmadı nedense. İbrahim Tatlıses'i sevmediğim ve hazetmediğim için değil - ki evet sevmem ve hazetmem - kendisinin bir takım mafyatik olaylarla haşır neşir olduğunu medyadan duyumsadığım, duyumsadığımız için normal karşıladım. Normalden kastım, oooooh aman aman ölsün! içerikli bir normallik değil elbet (sevmesek de vicdan yoksunu değiliz neticede) , adamın zaten geçmişte yaptıkları belli; bağlantıları belli, hal böyleyken yaşananlara şok olup kriz geçirmek oldukça mantık dışı. Ha olan bitenin tasvip edilecek bir tarafı yok elbette, onda mutabıkım.
Sağolsunlar; başta başbakanımız ve medyamız, konuya üst düzey bir ilgi ve alaka göstermekteler bir kaç gündür. Zanlılar kim, kamera kayıtları, saat başı durum raporu, hastaneye gelen ünlüler, Tatlıses'in ailesi, geçmişte yaptığı hatalar, şarkıları, hayatı, Urfa, mağara, Oxford filan derken bir müddet kendisini hayat hikayesine mazhar olma şerefine bir kere daha eriştirildik. Son gelen haberlere göre durumu iyiye gitmekteymiş, aman aman.. İyi olsun tabii. Üstelik zanlılar da yakalanmış. Bravo diyorum, bu ne hız böyle?! Keşke aynı hız ve başarıyı diğer bir takım cinayetleri aydınlatmakta da gösterebilseniz; anladınız siz onu anladınız...
Tabii bu saldırının bizim medyamız haricinde dış basında da yankısı büyük olmuş.. Lakin okuduğum kadarıyla dış medya kaynakları haber yaparken genellikle Türkiye, Yunanistan ve Ortadoğu'da milyonlarca hayranı olan Türk şarkıcı kalıbını kullanmışlar ki araya illaki Yunanistan'ı da sokacaksınız di mi? diyesim geldi. Adamlar her yerdeler arkadaş.. Dış basın Doğu Avrupa, Türkiye ya da Ortadoğuyla ilgili bi haber yapmayagörsün, illa Yunanistan'ı da ucundan kıyısından olaya dahil edecek; farz gibi bişey herhalde. Yunanistan demişken; Rumlar bu sefer de lahmacunu '' bizimdir '' diyerekten sahiplenmişler. Adını da lachmazou diye değiştirmişler. Küfür edince de küfür etti oluyor ama; başlayacam sizin bu her haltımızı sahiplenip sonra Türkler pis bok! diye ağlaşmanıza lan! Bak yine dellendim ve canım lahmacun çekti. Beni Türk lahmacunlarına emanet ediniz, vasiyetimdir.
Categories
Güncel,
ibrahim tatlıses,
Türkiye,
yunanlılar'ın herşeye sahip çıkması
Çarşamba, Mart 16, 2011
Ben sana burdan bi dokunurum .....
Neyse; küfür etmemem lazım ki normalde de öyle deli dolu küfür eden biri değilimdir. Ama mevzubahis Digiturk olunca zihnimde zaman içerisinde yer etmiş küfür dağarcığını hatırlayıp vay be diyorum, bu kadar yaratıcı olabileceğimi de bilmezdim açıkçası!
Haşmetli Sansürcümüz Digiturk'ün yeni imajı ve reklam filmleri muhtelif vakitlerde karşıma çıkmakta. Televizyonu açıyorum; her kanalda bir hayallerine dokun cingılı kampanyası başlatılmış sanki. Dışarı çıkıyorum, reklam panolarının hemen hemen hepsinde hayallerine dokun yazmakta.. Lan sanki resmen bizle dalga geçiyorlar, sinirlerim hopluyor aga. Sen gel bizim bloglara her türlü dokunmayı, tacizi, tecavüzü hak gör; sonra kalk hayallerine dokun, olmadı iki sürttür bırak maksat hevesini al içerikli reklamlarla tanıtım eyle. Ne sapıkmışsınız arkadaş! Allah rızası için dokunmaktan ve dokundurtmaktan vazgeçin artık; elinizi atmadığınız saf ve temiz bir DNS adresi bulacam diye iflahım kurudu bilgisayar başında be!
Bak gece gece yine sinirlendirdiniz beni. Hayallerine Dokun'muş.. Ben sana burdan bi dokunurum ...... Tamam neyse; sakin olmam lazım, evet.
Haşmetli Sansürcümüz Digiturk'ün yeni imajı ve reklam filmleri muhtelif vakitlerde karşıma çıkmakta. Televizyonu açıyorum; her kanalda bir hayallerine dokun cingılı kampanyası başlatılmış sanki. Dışarı çıkıyorum, reklam panolarının hemen hemen hepsinde hayallerine dokun yazmakta.. Lan sanki resmen bizle dalga geçiyorlar, sinirlerim hopluyor aga. Sen gel bizim bloglara her türlü dokunmayı, tacizi, tecavüzü hak gör; sonra kalk hayallerine dokun, olmadı iki sürttür bırak maksat hevesini al içerikli reklamlarla tanıtım eyle. Ne sapıkmışsınız arkadaş! Allah rızası için dokunmaktan ve dokundurtmaktan vazgeçin artık; elinizi atmadığınız saf ve temiz bir DNS adresi bulacam diye iflahım kurudu bilgisayar başında be!
Bak gece gece yine sinirlendirdiniz beni. Hayallerine Dokun'muş.. Ben sana burdan bi dokunurum ...... Tamam neyse; sakin olmam lazım, evet.
Categories
blogger yasağı,
digiturk,
Güncel,
sansür
Salı, Mart 15, 2011
Morun farklı bir tonu: Alix Avien 244
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklandığında büyük versiyonu görülebilir. |
Oldum olası koyu renk ojeleri sürme konusunda pek beceriksizimdir. Bunda da öyle oldu. Sürerken baya bir sağa sola bulaştırdım. Neticede bir iki rötuş yaptım ama yine de tırnak kenarlarımda oje kalıntıları kalmış. Şu koyu renk oje sürme işini ne zaman muntazam bir şekilde başaracağım bilmiyorum.
Bu morcivert rengimize gelirsek de bence çok hoş bir renk.. Sık kullanılagelen kırmızı ve pembenin tonlarından sıkılanlar için güzel bir alternatif olabilir.
Hep açık ve klasik renklerden bahsetmişim, sürmesi zor olsa da biraz da koyulardan devam edeyim bari.
Categories
alix avien,
Mor ve Tonları,
OjeSepeti
Pazartesi, Mart 07, 2011
Nail Art: Tırnaklarda beyaz puantiyeler
Ben Nail Art denen tırnak sanatı konusunda pek de becerikli değilim, hatta hiç değilim. Millet adı üzerinde, sanat eserleri meydana getirirken ben ancak puantiye yapabiliyorum şu an :P
Fotoğraftaki görüntüye ulaşabilmek için şu yazımda sözünü ettiğim Alix Avien 177'yi baz olarak kullandım, puantiyeler içinse Golden Rose 04'den yararlandım. Renkler uyumlu olduğu için çok da kötü bir görüntü çıkmadı ortaya.. En son yeşil ojeyle tırnak diplerine şekil vererek çilek deseni çıkarmayı düşünmedim değil ama şekil vermek konusunda becerim olmadığı için gözüm yemedi. İlerde o da olur inşallah :)
Categories
alix avien,
Golden Rose,
OjeSepeti,
Tırnak Sanatı / Nail Art
Cuma, Mart 04, 2011
Renklerin uyumu: Mor ve Sarı
Flormar'a şurdaki yazımda biraz çıkışmıştım ama oje ve renk skalasını baya bir sevdiğimi söylemem gerek. Flormar yani bu, boru değil sonuçta :)
SuperShine serisi de çok güzel, benim beğenerek aldığım renkler mevcut içinde. Fotoğraftaki simli mor rengin numarası 14.. Tırnakta çok güzel duruyor. İçindeki simler de tıpkı ojenin rengi gibi mor ve abartılı değil.
Golden Rose da benim son zamanlarda çoğu yerde karşılaştığım, oje çeşitliliğiyle dikkat çeken bir marka.. Fotoğrafta görülebilen altın sarısı, simli ojesinin renk kodu da 78. Bu da benim günlük hayatta kullandığımı söylemeyeceğim ojelerimden biri.. Fena sayılmaz ama. Simli altın rengini sevenler için güzel bir alternatif olabilir.
İki rengi bir arada tanıtmayı uygun gördüm, neden böyle birşey yaptım ben de bilmiyorum :P Ama nedense fotoğraflar pek iyi çıkmadı, bir garip oldu. En azından renkler az da olsa belli oluyor. Hiç yoktan iyidir.
Categories
Flormar,
Golden Rose,
Mor ve Tonları,
OjeSepeti,
Sarı,
Simli Ojeler
Digiturk'e açık mektup
Sevgili Digiturk,
Öncelikle sevgili dediğime bakma. Lafın gelişi işte, klasik olmuş; biz de kullanıyoruz, n'aparsın?..
Blogumun istatistik kısmından görebildiğim kadarıyla Boomsonar arama motoru aracılığıyla bloguma gelip hakkında yazılanları okuyan, eden bir departmanın var. Yani o siteden ismini, cismini aratıp bloguma; bloglarımıza gelen büyük ihtimalle sensin..
Öncelikle şunu bilmeni isterim. 2 - 3 sene evveline kadar hakkındaki düşüncelerim '' Digiturk güzeldir ya, bissürü kanal işte, izliyorsun filan; iyi iyi '' şeklindeyken, şu anda bu sansürsever tutumun nedeniyle ''Digiturk mü? Haaa şu binlerce insanın blogunun suçsuz yere yasaklanmasına sebep olan paragöz kuruluşu diyorsun sen, batsa zerre üzülmem!'' e evrildi, bu bir..
İkincisi; evet, hakkını arıyorsun, ki bundan daha normal birşey de olamaz. Her açıklamanda belirtiyorsun ya: 321 milyon dolar, 321 milyon dolar diye.. Eh, o kadar para saymışsın; arayacaksın tabii. Lakin ne tarz bir zihniyete sahipsin ki sorunu bütün blog servisini, dolayısıyla bizim web alanlarımızı engelleterek bertaraf etmeye çalışırsın aklım fikrim almıyor. Blogger'da hesabı olan binlerce insan, bloglarına girmeye çalıştıklarında bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir yazısıyla karşılaştıklarında ne hissettiler, hiç düşündün mü? Al bak, birinin hissettikleri burda işte, zahmet et de oku istersen. El örgüleriyle illegalite saçan insanı oku da utan biraz. Ama ama 321 milyon dolar verdim ben! mi dedin? Utanmanı bekleyende hata zaten, pardon..
Ayrıca ''önce Google başlattı yaaa, banane banane o yaptı ühühühü!'' diye ağlaşman seni ne kadar itici gösteriyor bilemezsin. Google'ın konu hakkındaki açıklamasını okumuşsundur. ''İşin kolayına kaçtım, ne uğraşacaktım tek tek şikayet edip kapattırmakla ya. Gittim karar kolayca çıkabilsin diye Diyarbakır mahkemesine, sorunu kökten çözdürdüm'' demiyorsun da 3 yaşındaki çocuklar gibi ''annneeaa Google beni dövdüüee! Babama söyle de gitsin O da Google'ın gözüne gözüne vursun ühühühüh!'' mentalitesiyle hareket etmekle övünüyorsun. O da güzel, o da hoş. Aferin sana.
Şu saatten sonra bırak Digitürk abonesi olmayı aklımdan geçirmeyi, olanları da son hızla caydırmak için elimden geleni ardıma koymadığımı bil istiyorum. Ve bunda da başarılı oluyorum, oluyoruz.. Blog sansürü nedeniyle kaç iptal talebi aldığını düşün dilersen.. Şükür ki bu ülkede sansürcü zihniyetten hazetmeyen insanlar da var.
Mektubuma burada bir son verirken, yaptığın ve halen daha delicesine savunduğun haksızlığa rağmen; çoğu blogger olarak yazılarımızda dellenip inşallah Lig TV yayınları illgeal yoldan çoğala çoğala devam eder desek de, normal şartlarda asla ama asla illegaliteyi desteklemediğimizi bilmeni isteriz. Elbette hakkını arayacaksın ama bizim kişisel alanlarımıza zerre ilgimiz bulunmayan nedenlerden ötürü girişimizi engelleyip, kendimizi sanki birer suçlu gibi hissetmemizi sağlarsan; bize de en ağır temennilerde bulunma hakkını verirsin ki hiç hoş şeyler çıkmaz ortaya; zira çıkmıyor da zaten.. Eh bloglarımıza ve dolayısıyla bizlere terörist ve hırsız muamelesi yapılmasının bir numaralı müsebbibisin, artık bunları da olağan karşıla bir zahmet...
Öncelikle sevgili dediğime bakma. Lafın gelişi işte, klasik olmuş; biz de kullanıyoruz, n'aparsın?..
Blogumun istatistik kısmından görebildiğim kadarıyla Boomsonar arama motoru aracılığıyla bloguma gelip hakkında yazılanları okuyan, eden bir departmanın var. Yani o siteden ismini, cismini aratıp bloguma; bloglarımıza gelen büyük ihtimalle sensin..
Öncelikle şunu bilmeni isterim. 2 - 3 sene evveline kadar hakkındaki düşüncelerim '' Digiturk güzeldir ya, bissürü kanal işte, izliyorsun filan; iyi iyi '' şeklindeyken, şu anda bu sansürsever tutumun nedeniyle ''Digiturk mü? Haaa şu binlerce insanın blogunun suçsuz yere yasaklanmasına sebep olan paragöz kuruluşu diyorsun sen, batsa zerre üzülmem!'' e evrildi, bu bir..
İkincisi; evet, hakkını arıyorsun, ki bundan daha normal birşey de olamaz. Her açıklamanda belirtiyorsun ya: 321 milyon dolar, 321 milyon dolar diye.. Eh, o kadar para saymışsın; arayacaksın tabii. Lakin ne tarz bir zihniyete sahipsin ki sorunu bütün blog servisini, dolayısıyla bizim web alanlarımızı engelleterek bertaraf etmeye çalışırsın aklım fikrim almıyor. Blogger'da hesabı olan binlerce insan, bloglarına girmeye çalıştıklarında bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir yazısıyla karşılaştıklarında ne hissettiler, hiç düşündün mü? Al bak, birinin hissettikleri burda işte, zahmet et de oku istersen. El örgüleriyle illegalite saçan insanı oku da utan biraz. Ama ama 321 milyon dolar verdim ben! mi dedin? Utanmanı bekleyende hata zaten, pardon..
Ayrıca ''önce Google başlattı yaaa, banane banane o yaptı ühühühü!'' diye ağlaşman seni ne kadar itici gösteriyor bilemezsin. Google'ın konu hakkındaki açıklamasını okumuşsundur. ''İşin kolayına kaçtım, ne uğraşacaktım tek tek şikayet edip kapattırmakla ya. Gittim karar kolayca çıkabilsin diye Diyarbakır mahkemesine, sorunu kökten çözdürdüm'' demiyorsun da 3 yaşındaki çocuklar gibi ''annneeaa Google beni dövdüüee! Babama söyle de gitsin O da Google'ın gözüne gözüne vursun ühühühüh!'' mentalitesiyle hareket etmekle övünüyorsun. O da güzel, o da hoş. Aferin sana.
Şu saatten sonra bırak Digitürk abonesi olmayı aklımdan geçirmeyi, olanları da son hızla caydırmak için elimden geleni ardıma koymadığımı bil istiyorum. Ve bunda da başarılı oluyorum, oluyoruz.. Blog sansürü nedeniyle kaç iptal talebi aldığını düşün dilersen.. Şükür ki bu ülkede sansürcü zihniyetten hazetmeyen insanlar da var.
Mektubuma burada bir son verirken, yaptığın ve halen daha delicesine savunduğun haksızlığa rağmen; çoğu blogger olarak yazılarımızda dellenip inşallah Lig TV yayınları illgeal yoldan çoğala çoğala devam eder desek de, normal şartlarda asla ama asla illegaliteyi desteklemediğimizi bilmeni isteriz. Elbette hakkını arayacaksın ama bizim kişisel alanlarımıza zerre ilgimiz bulunmayan nedenlerden ötürü girişimizi engelleyip, kendimizi sanki birer suçlu gibi hissetmemizi sağlarsan; bize de en ağır temennilerde bulunma hakkını verirsin ki hiç hoş şeyler çıkmaz ortaya; zira çıkmıyor da zaten.. Eh bloglarımıza ve dolayısıyla bizlere terörist ve hırsız muamelesi yapılmasının bir numaralı müsebbibisin, artık bunları da olağan karşıla bir zahmet...
Categories
blogger yasağı,
digiturk,
Güncel,
sansür,
Türkiye
Perşembe, Mart 03, 2011
Alix Avien'in bir başka pembe tonu: 177
Alix Avien'in renk seçeneklerini çok seviyorum. Her renk ve tondan oje var. Eh bu da neden oje koleksiyonumun büyük bir kısmını Alix Avien marka ojelerin kapladığını açıklıyor sanıyorum :)
Fotoğrafta görülebilen 177 nolu pembe tonu, bana göre markanın en hoş renklerinden biri. Biraz cart pembe havası taşısa da kesinlikle insanın gözünü yormuyor. Ayrıca sürümü de güzel, tek kat sürüldüğünde bile kötü durmayan ojelerden. Ama tabii her zaman için ojenin renginin daha bir belli olması ve dayanıklılık açısından iki kat sürmekte fayda var derim.
Categories
177,
alix avien,
OjeSepeti,
Pembe ve Tonları
Sen soktun sen çıkar ya rabbi!
Tesadüfen girdiğim sitesini, bu sok çıkar, kafana göre takıl uyarısından sonra coşar adım terk etmek istedim ama çok eğlenceli meret. İnsan girdi mi bırakamıyor, deli fotoğraf efektleri var içinde.
Profil fotoğrafımın üzerinde bir takım oynamalar yaptım misal, ortaya şöyle şeyler çıktı:


Daha fazla komikli efekt için siz de buraya tıklayıp çoşabilirsiniz evlatlar. Bol sokmalı dakikalar dilerim :P
Gabrini deyip geçmemek lazımmış
Flormar'ın SuperMatte ojelerinden alıp büyük bir hayalkırıklığına uğramış insanım ben. O yüzden biraz ağır bir yazı olabilir bu. Flormar'a bir garezim yok, ojelerini beğeniyorum ama bu SuperMatte serisi yüzünden üzerinde Allah'ına kadar mat bu yazan ojelere karşı hadi ordan be, sen de Flormar gibi yeme bizi şimdi! tepkisi geliştirdim, kendilerine çok kırgınım bu yüzden :P
Gabrini'nin 395 nolu bu ojesini açıkcası üzerinde mat yazıyor diye değil, fiyatı ve rengi yüzünden almıştım. İnsanın fiyatı 1 lira olunca ne kadar oje varsa alası geliyor lakin oje sepetinde alınmaya değer bir tek bu renk olunca (diğerlerinin hepsi klasik Flormar beyaz ve cart pembeydi) ne yapalım deyip kaderime razı geldim.
Sürerken öyle pek de ahım şahım bir sonuç beklemiyordum ama ilk kat kuruduğunda gerçekten mat bir ojeyle karşılaştım ve Gabrini sen neymişsin? dedim. Tabii Gabrini bu sorumu duyamadığı için cevab veremedi :P Olsun, ben yine de fiyat ve performans bakımından oldukça takdir ettim kendisini. Hemen bir kat daha sürdüm üzerine ve takdir desibelim daha da arttı.
Piyasada ben matım diye yalancıktan dolanan bir marka değilmiş bu Gabrini, görüldüğü yerde gönül rahatlığıyla alınabilitesi var.
Dayak mı istiyorsun sen yavrucum?
Digiturk bi de marifetine kılıf bulmak amacıyla Blogger engeli hakkında açıklama yapmış:
Tam dayaklıksın Digiturk, tam. İnşallah tez zamanda o verdiğin 321 milyon dolar bi tarafına kaçar; çöker, batarsın da sansürcü zihniyetin ben nerde yanlış yaptım diye söylenmeye başlar.
Bu konu hakkında Digiturk'e selam ve sevgilerini iletmek isteyenler olursa şu adresten iletebilirler. Sahi siz hala Digiturk aboneliklerinizi iptal ettirmediniz mi? Çok ayıp.
DIGITURK'ten Blogspot'a erişim yasağıyla ilgili kamuoyu açıklaması:
Tüm kamuoyunun bildiği üzere, DIGITURK Türkiye Futbol Federasyonu’nun yaptığı ihale neticesinde 321 milyon dolar ödeyerek Spor Toto Süper Ligi maç yayın haklarını almıştır.
Yayın hakları DIGITURK’e ve LİG TV’ye ait olan maçlar bazı internet siteleri tarafından kanunlar hiçe sayılarak yayınlanmaktadır.
Kanunların kurumumuza yüklediği bütün yükümlülükler eksiksiz yerine getirilip içerik ve yer sağlayıcılar defalarca uyarılmasına rağmen internetten illegal yayın yapılmasına son verilmemiştir.
Son çare olarak yüce Türk mahkemelerine başvurulup illegal yayınları yapan sitelerin verdiği zararın durdurulması talep edilmiştir. Mahkeme yasal olarak her şeyin yapıldığını ve ihlalin hala durdurulmadığını tespit ederek bu sitelere erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Bu kararın uygulanması ile birlikte blogspotta bazı bloglara da erişimde problemler ortaya çıkmış olup, bu problemlerin tek sorumlusu uyarıldığı halde illegal içerikleri yapan sitelerin yayınını ısrarla durdurmayan google ve blogspottur.
Halkımızdan almış olduğumuz destekle Türk futboluna yaptığımız yatırımlarla birlikte, illegal maç yayınlayan kişi ya da kişilerle mücadelemiz devam edecektir.
Kamuoyuna saygılarımızla sunulur.
Tam dayaklıksın Digiturk, tam. İnşallah tez zamanda o verdiğin 321 milyon dolar bi tarafına kaçar; çöker, batarsın da sansürcü zihniyetin ben nerde yanlış yaptım diye söylenmeye başlar.
Bu konu hakkında Digiturk'e selam ve sevgilerini iletmek isteyenler olursa şu adresten iletebilirler. Sahi siz hala Digiturk aboneliklerinizi iptal ettirmediniz mi? Çok ayıp.
Çarşamba, Mart 02, 2011
Hayatımız '' ney ney'' ? .. Bi daha söyle bakayım?!
- Ühühühühü çok duygulandım. Heyecanlandım, kıpır kıpır oldum, okurken yer yer utandım, yer yer kafam da pek güzelmiş ha! dedim.. Şu an deşarj olabilmek adına apartmanın çatısına çıkıp büyün dünya duysun, ay lav yu jastin bibııııır! diye bile bağırabilirim; o derece. Az biraz sonra eğer caymaz okumaya devam ederseniz okuyacağanız Arabik kökenli yazı, şahsım tarafından 6 sene evvel yazılmış satırlar olmaktadır efendim, yani baya bi eskiler kendileri..
Vakti zamanında sildiğim blogumu yazı yazı bilgisayarıma kaydetmişim meğersem. Yazıların bulunduğu klasörü de bir kaç resim ve program dosyasıyla birlikte cdye atıvermişim, unutmuşum sonra. Bugün eski cdleri karıştırırken buldum ve şok şok şoklar içerisindeyim. Ve bu daha hiçbir şey değil. Daha başka neler neler buldum ki bazılarını utancımdan buraya yazamıyorum. Arkadaş 6 senede fikir bazında amma da değişikliklere uğramışım da haberim olmamış! Neyse işte o bana okumamın akabinde höh dedirten yazım: (direkt kopyala yapıştır yaptım, orijinal yazı üzerinde kelime ya da imla düzeltmesinde bulunmadım, aynen olduğu gibi)
'' Arap olmadığımız halde Arap kültürüne, müziğine öz hakiki Araplardan daha fazla sahip çıkan bir milletiz. Şaşırmamak mümkün değil..
Vakti zamanında sildiğim blogumu yazı yazı bilgisayarıma kaydetmişim meğersem. Yazıların bulunduğu klasörü de bir kaç resim ve program dosyasıyla birlikte cdye atıvermişim, unutmuşum sonra. Bugün eski cdleri karıştırırken buldum ve şok şok şoklar içerisindeyim. Ve bu daha hiçbir şey değil. Daha başka neler neler buldum ki bazılarını utancımdan buraya yazamıyorum. Arkadaş 6 senede fikir bazında amma da değişikliklere uğramışım da haberim olmamış! Neyse işte o bana okumamın akabinde höh dedirten yazım: (direkt kopyala yapıştır yaptım, orijinal yazı üzerinde kelime ya da imla düzeltmesinde bulunmadım, aynen olduğu gibi)
HAYATIMIZ ARABESK
Tatil beldelerinde turistlere Türk kültürünün vazgeçilmez bir öğesi (!?) olan oryantal dans izletilir. O da yetmez turistler belli bir para karşılığında develere bindirilir.. (Gözlerimle gördüm!) Böylece turistin kafasındaki ''Türkler Araptır'' düşüncesi daha da sağlamlaştırılmış olur.
Görsel ve işitsel medya arabesk şarkıcılarla doludur. Üstelik bu şarkıcıların çoğu eğitimsiz ve afedersiniz ama kırodur.. Kendilerini geliştirmek akıllarının ucundan bile geçmez. Sürekli ''ben yetim, ben eziiik, ben fakiiir vaaaaayy'' edebiyatı üzerinden propaganda yaparlar.. Bunlardan bir tanesi Türkiye'nin en büyük sanatçısı sıfatına layık görülmüştür, başka bişey demeye gerek yok sanırsam.. Ne yazık ki gençlerin çoğu bunları örnek alır, bunlar gibi olmak ister...
Halkın belli bir kısmı Müslüman olmayı Arap olmak zannettiği için kısmen de olsa Araplaşmıştır. Genellikle koloni halinde dolaşan (erkekler önde, kadınlar erkeğin beş adım arkasında başı öne eğik) sarıklı, uzun sakallı adamlar, kara çarşaflı kadınlar insana ''Allah'ım ben hangi ülkedeyim böyle?!'' dedirtir.. Akla Mustafa Kemal Paşa gelir, hüzünlenilir...
Bu örnekler çoğaltılabilir ama en nihayetinde ''ah canım halkım'' dedirten bir ironiyle baş başa kalırız: Türk halkı Araplara karşı büyük bir antipati besler aslında, yanılıyor muyum?!
Araplar hakkındaki genel kanı şudur ki pistirler, pis kokarlar. Yemeği de böyle elleriyle yerler. Sonra o ellerini yıkamazlar. Bizi İngilizlere satmışlardır, Osmanlıyı arkadan vurmuşlardır.. Vay kalleşler, vay hainler!!! Bu laflara hiç yabancı değilsiniz biliyorum.
Yani Araplara karşı bu kadar önyargılıyken kültürlerine karşı neden bu kadar sempati besliyoruz aklım almıyor.. Bi kendimiz olabilsek; ne olduğumuzu, nerden geldiğimizi bi fark edebilsek ne güzel olacak... Ama o zaman kadar haydi hep beraber: Kara üzüm hebbesi! Le le le le canııım! Esmerler hovardasii! Esmersen güzelseeeeeen! :D ''
Özellikle o sondaki güzelseeeeen! :D şeklindeki bitirişim feci olmuş, yardırmış, uçurmuş resmen. Kendime koca, koskoca bir oha! diyorum. Ne içirmişler lan bana böyle?!! Ama yine de imla kurallarına o vakitlerde de gereken önem ve ehemmiyeti veriyormuşum sanki, bu yönden kendimi tebrik ediyorum :P
Özellikle o sondaki güzelseeeeen! :D şeklindeki bitirişim feci olmuş, yardırmış, uçurmuş resmen. Kendime koca, koskoca bir oha! diyorum. Ne içirmişler lan bana böyle?!! Ama yine de imla kurallarına o vakitlerde de gereken önem ve ehemmiyeti veriyormuşum sanki, bu yönden kendimi tebrik ediyorum :P
Alix Avien'den devam: Sim ve metaliğin birleşimi
![]() |
| Fotoğrafın üzerine tıklandığında büyük versiyonu görülebilir. |
Ojeden ve karşı konulamaz çekim gücünden konuyu açmışken ara vermeden bir diğer Alix Avien konulu oje deneyimimden bahsetmek istiyorum.
Fotoğrafta görülebilen iri iri simlere sahip ojemizin kodu 110.. Normalde simli ve pullu ojelerden pek de hazetmeyen bir insan olarak içindeki simlerin büyüklüğü ve parlaklığının cazibesine kapılıp yaklaşık 1 sene kadar önce almıştım kendisini.
Diğer metalik kıvamlı pembe rengin koduysa 129. İkisini de günlük hayatımda pek sürdüğüm söylenemez ama bir kaç gün evvel ojeleri alıp alıp bir köşeye atıp da unutuyormuşum gibi olmasın diye süreyim edeyim dedim. Önce iki kat 129 sürdüm, kuruduktan sonra üstünden bir kez 110'la geçtim. Ortaya çıkan sonuç pek hoşuma gitti açıkçası.. Neden daha önce doğru düzgün sürmemişim ki bunlardan diye hayıflandım. Ama iş o ışıl ışıl görüntüden hevesimi alıp da ojeleri çıkarmaya gelince üstteki simli ojeyi çıkarana kadar resmen anam ağladı. Parlatıcı kısmı çıkıyor ama koca koca simler bir türlü tırnaktan çıkmak bilmiyor, öyle bir dezavantajı var. O an kendisini neden alıp da doğru düzgün kullanmadığımı daha iyi anladım; çıkarmaya çalışması tam bir işkence çünkü.
Ayrıca ben bu 110'u Maybelline'in şurdaki ojesine benzettim biraz, yani simlerinin boyutu olarak. Aralarında tek bir fark varmış gibi, birinde simler yuvarlakken diğerinde kalp şeklinde. Aman o çıkmak bilmeyen simler yüzünden bir daha sim lafı duymak istemiyorum. Arada değişiklik olsun diye sürerim belki ama uzun bir süre daha kullanmayı rafa kaldırdığım kesin.
Şey: Bi de 110 nolu ocemiz, sürüldüğünde insanı baştan aşağı simlenmeden sahneye çıkmayan, kabarık saçlı, fantastik abiyeli pavyon şarkıcısı kıvamına sokuyor. Öyle günlük hayatta; okula, işe giderken filan kullanılabilecek bir tırnak boyası değil. Ama her oje manyağının arşivinde bulunması gereken bir güzelliktir yine de, çeşitlilik bakımından yani..
Categories
110,
129,
alix avien,
Kişisel,
metalik pembe,
ojeler,
OjeSepeti,
pembe,
simli oje
Salı, Mart 01, 2011
Eee peki sonra?
An itibariyle en son öğle saatlerinde girebildiğim bloguma 2 dakika önce girmeye çalıştığımda engellenmiştir yazısıyla karşılaştım. DNS ayarlarımı değiştirdim, rahat rahat girebiliyorum ama neye yarar? Yüce mahkemelerimizin sansürüne uğradık neticede.
Başın göğe erdi mi Digiturk?
Bundan sonra ne olacak? İnsanların lig maçlarını net üzerinden yayımlamayı keseceklerini zannediyorsan pek safsın demek istiyorum.
İnşallah illegal maç yayını yapan insanlar onlarca site üzerinden daha da çoğalarak yayınlarını yapmaya devam ederler..
Biliyorum hoş bir temenni değil ama binlerce insanın bloglarını haksız yere engelleyerek en büyük bedduayı hakettin sen.
Şu dakikada bu yasağı kınayıp da Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyen kalmamalı diye düşünüyorum. Paracıklarına biraz daha zeval gelsin de görsünler bakalım.
Başın göğe erdi mi Digiturk?
Bundan sonra ne olacak? İnsanların lig maçlarını net üzerinden yayımlamayı keseceklerini zannediyorsan pek safsın demek istiyorum.
İnşallah illegal maç yayını yapan insanlar onlarca site üzerinden daha da çoğalarak yayınlarını yapmaya devam ederler..
Biliyorum hoş bir temenni değil ama binlerce insanın bloglarını haksız yere engelleyerek en büyük bedduayı hakettin sen.
Şu dakikada bu yasağı kınayıp da Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyen kalmamalı diye düşünüyorum. Paracıklarına biraz daha zeval gelsin de görsünler bakalım.
Categories
blogger,
blogger yasağı,
digiturk,
Güncel,
sansür
Zihniyetinize tükürsem yarabbi şükür diyecek adamlarsınız siz, anladım bunu..
Blogger (blogspot) bloglarına, dün itibariyle Digitürk yüzünden yine, yeniden yasak gelmiş.. Biz Ttnet kullanıcıları, bloglarımıza ve diğer bloglara şu an itibariyle erişebiliyoruz ama söylenenler doğruysa sabah saatlerinden itibaren Ttnet üzerinden de yasak başlayacak imiş.
Mesela ben, burda; blogumda bu durumun müsebbiblerine bi güzel saydırsam, ana avrat küfretsem ne olur? Hakaret etmiş sayılırım değil mi?
Ama birilerinin benim webdeki alanımı kafalarına göre engelleyerek ona ulaşmamın önüne geçmesi hakaret kabul edilmiyor. Halbuki şahsıma ve binlerce Blogger altyapılı blog kullanan - okuyan insanların kişiliklerine edilebilecek en büyük hakaret değildir de nedir bu?
Digiturk denen üstüne para verseler dahi asla ama asla üye olmayacağım, olanları da caydırmak için binbir taklalar atmaktan geri durmayacağım kurumun yediği ilk nane değil bu.. Muhtemelen de son olmayacak. 2 sene önce de yine aynı nedenlerden ötürü Blogger'a yasak getirtmişlerdi. Umarım yaptıkları hatadan bir an evvel dönerler de biz de burda yapımda ve uygulamada emeği geçenlerin kulaklarını bir takım edepsiz kelimelerle çınlatmaktan vazgeçeriz.
Mesela ben, burda; blogumda bu durumun müsebbiblerine bi güzel saydırsam, ana avrat küfretsem ne olur? Hakaret etmiş sayılırım değil mi?
Ama birilerinin benim webdeki alanımı kafalarına göre engelleyerek ona ulaşmamın önüne geçmesi hakaret kabul edilmiyor. Halbuki şahsıma ve binlerce Blogger altyapılı blog kullanan - okuyan insanların kişiliklerine edilebilecek en büyük hakaret değildir de nedir bu?
Digiturk denen üstüne para verseler dahi asla ama asla üye olmayacağım, olanları da caydırmak için binbir taklalar atmaktan geri durmayacağım kurumun yediği ilk nane değil bu.. Muhtemelen de son olmayacak. 2 sene önce de yine aynı nedenlerden ötürü Blogger'a yasak getirtmişlerdi. Umarım yaptıkları hatadan bir an evvel dönerler de biz de burda yapımda ve uygulamada emeği geçenlerin kulaklarını bir takım edepsiz kelimelerle çınlatmaktan vazgeçeriz.
Categories
blogger,
blogger yasağı,
digiturk,
sansür,
Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



























