Cuma, Eylül 05, 2014

Bizim zamanımızda selfie mi vardı?

''Cmhurbashkanımıssla SelFie Qeyfiii ''

En basit ve ucuzundan bir digital kameran varsa üç beş kişisel fotonu çektiriyordun eşe dosta. Bak çekiyordun demiyorum, çektiriyordun. Çünkü o vakitlerde kendi kendisinin fotosunu çekenin adının önüne gerzek ya da embesil gibi sıfatlar getiriliyordu. Bu yüzden hiç kimse (ayna önünde foto çekinenler hariç, onlar fotoğraf makinesinin icadından bu yana varlar. Geçmedi modaları) dijitalini suratına odaklayıp şapşik şapşik pozlar vermezdi. Şimdi akıllı telefonların bolluğundan mıdır nedir selfie akımına kendini kaptırmayanı pataklıyorlar.

Hayır eleştiriyor gibi görünsem de ben de yapıyorum bunu kahretsin. En son kendimi dudağımı büzer vaziyette kafamı omzuma yaslamaya çalışırken gözlerimi kısmış halde yakaladım. O an dedim ne oluyor. Ben ne yapıyorum, burası neresi, filler neden uçamaz? Benim bir blogum vardı dedim, aylar oldu yazmadım. Du bir gideyim de yazayım dedim. İki saat açılmadı ama blog, o da sinir etti beni. Bi selfie çekeyim de kendime geleyim bari.

Salı, Mart 04, 2014

Satranç fırlatmayı sizden öğrenecek değiliz!


Şüphesiz ki biz onu da çok iyi biliriz sizi solcu, ateist, teröristler siziii!

O değil de ülkenin içine sıçıldı. Emeği geçen herkesin yedi sülalesinin Şahin K'nın bir takım eylemlerine maruz kalması dileğimle...

Çarşamba, Temmuz 03, 2013

Kafamdaki sorular


Guy Fawkes maskesi (halk arasında V for Vendetta maskesi olarak bilinir) takan, Che t-shirtü giyen ve kendini antikapitalist olarak tanımlayan insan tüm bu eylemleri gerçekleştirirken aslında tam da kapitalizmin çıkarlarına hizmet ettiğinin ne kadar farkındadır? Maske 10 lira diyelim, t-shirt de 30 olsun. Böyle günde 20 kişi alsa, ohoooo iyi para lan. Maske işine giriyorum.

Son zamanlarda çok politiğim. Daha ottan kıldan şeyler yazmam lazım.

Çok yakında...

Perşembe, Ocak 31, 2013

Ve kadın makyajı yarattı

Lidyalılar'a parayı buldukları için en parasız zamanlarımızda temiz giydiriyoruz ediyoruz. Hakkımız da.

Ama ben en çok tarihte ilk makyaj yapan kadını ve halet-i ruhiyesini merak etmişimdir. Ve tabi ilk ağdayı, ilk kaş bıyık aldırmayı, ilk saç baş yaptırmayı icat eden hemcinsimin aklından geçenleri... Lan ilk kuaförde iğne atsan yere düşmüyordur kesin :P


Güzel olmak uğruna gerçekleştirilen tüm bu icatlar olmasaydı şimdi hazırlanmak için evde en az 2 saat oyalanmayacak, karşı cinsimizin oflamalarını, puflamalarını dinlemek zorunda olmayacak, eften püften makyaj malzemelerine, cilt bakım kremlerine, zartlara zurtlara bi ton para baymak zorunda kalmayacaktık sevgili hanımlar.

Bence tüm bu ''en güzel ve bakımlı ben olmalıyım'' uğruna harcanan servet ve zaman, Lidyalılar'ın parayı buldukları anın hemen akabinde işlemeye başlamıştır. Yani bu iki icat arasında büyük bir etki - tepki durumu söz konusu..
Lidyalı herifler parayı buluyorlar ama bakıyorlar harcayacak yer yok! Ne yapıyorlar, veriyorlar paraları karılarına. Hanımlar da düşünmeye başıyorlar hemen ''ulan bu kadar kağıt parçasıyla ne yapsak?'' diye. O an içlerinden biri alışverişi, bir diğeri de kuaförü icat ediveriyor. Yok tabii, muhtemelen böyle olmamıştır da ben misal ilk ruju bulan ve bunun kendisini güzel ve çekici gösterdiğini keşfeden kadının, olayı diğer kadınlara nasıl kabul ettirdiğini çok merak ediyorum:


+ Kız Hatçeeee! Hatçeeeaa!

- Aman n'oldu Fatma Abla, geldim!

+ Kııız, şu aşağı köydeki Neriman uruspusu var ya, ağzına böyle kırmızı bişey sürmüş. Köyün bütün erkekleri etrafında dört dönüyor! Benim Emin'in bile iki lafından biri Neriman ve yere batasıca ağzı!

- Vışşşş, demeee! Kevaşeye bak hele! Eee ne sürmüş ki abla?

+ Bilmem valla, ağzı böyle böğürtlen gibi kıpkırmızı olmuş. Ama yakışmış da haspama.

- Vallaha mı?! .......... Abla, biz de yapsak mı ne!

+ Bakarız bakarız. Önce ne olduğunu bi öğrenelim de!


İcadını bilemem de yayılışı kesin bu şekilde olmuştur :P Çünkü biz kadınlar birbirimizde gördüğümüz şeyleri kopya etmeyi, hemcinsimizde gördüğümüz ve beğendiğimiz bir şeyi ''aynısından bir tane de bende olmalı'' krizlerine girip eğer edinemezsek ince hastalıktan gidecekmiş gibi triplere girmeyi milli spor edinmiş bireyleriz. O çağlarda da durum pek farklı değildir bence.

Zaman makinasının icat edilmesini en çok tarihte ilk kuaförü ve akabinde gelin başını bulan insanın zamanına gidip ümüğünü sıkmak için istiyorum. Zavallı kadınlarımızın yanlardan pırasa yaprağı sarkan hamal sepeti şekli verilmiş saçlarıyla güzel olduklarını sanmalarını sağlayan ilk insanı bulduğum gibi tüm vücudunu sime ve cilt renginden üç ton koyu fondötene bulayıp Meksika sınırına tepelemek gibi süper planlarım var. Tamam kuaförü buldun, bari o korkunç gelin başı eksik kalsaydı be evladım!

İlkler üzerine kafa yormak eğlenceli de bunun daha eyeliner'i, farı, ojesi, kapatıcısı, rimeli, aftershave'i, duş jeli filan var. Bunlar nasıl icat edilmiş, hangi ihtiyaçlara göre ortaya çıkmış mesela? Unilever yönetim kurulu başkanı bıcı bıcı yaparken kalıp sabun ya da şampuan dile gelip ''abi, şimdi sen vücut temizliğini de bizim aracılığımızla gerçekleştirmek istiyorsun ama feci yanlışlardasın. Bunun için de özel sabun olması lazım böyle jel tarzı. Git çabuk icat et şunu, işin ne! Asabımızı bozma bizim!'' filan mı demiş, ne demiş! Yani bir insan niye duş jeline ihtiyaç duymalı ki? Şampuanı, sabunu köpürt sür vücuduna di mi? Yoook olmaaaz! Sadece kafaya sürülen değil, vücuda sürülen sabun da illa ayrı olmalı. Bir de ordan masraf çıkartıp yolmamız lazım sizi! Sanki 20 sene önce duş jeli vardı! Lan saçlarını bile Hacı Şakir'le yıkıyordun sosyete. Haksızsam söyle yani :P

Cuma, Ocak 04, 2013

Türk'ün anarşiyle imtihanı

 
+ Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemezz!
- Oğluuum, yavruuuum! Hadi bırak elindeki o bıçakları da eve gel anneeğm! Baban, kardeşlerin evde perişan! Gittiğin yol yol değil annesinin bitanesi. Üzme bizi yavrum hadi!
+ Ya anne sen de nerde çıktın akşam akşam, lütfen gider misin?! Devrim yapıyorum burda heralde! Halla hallaaaa! :(
Nerde kalmıştık, hah: Bu maskenin altında şey var.. Şey.. Bak gördün mü, aklımı karıştırdın of anne yaaa!
- Oğluşuuum, canımın içi! Anan kurban olsun kakülünün bir tek teline! Çıkar suratındaki maskeyi de eve gidelim. Yoğurt çorbası yaptım sana, seversin. Hadi anneeeğğm!

.........................................................

Sonra ''Yunanistan anarşik kaynıyor, adamlar haklarını arıyor, ayaklanıyor. Bir de bize bak, tık yok!'' diye hayıflan dur. Ama hiç sordun mu kendine bu durumun sorumlusu kim diye?
Ben şunu bilir şunu söylerim; Türkiye'de anarşi denen olgunun gelişememesinin, anlaşılamamasının ardındaki en büyük faktör, ülkemiz annelerinin yavruları üzerindeki önü alınamaz koruma, sevme, mıncırma, ısırma ve kusana kadar tıkındırma isteğinin had safhalarda seyretmesidir.

Bi kere anarşizm ateşine devletten önce müdahale edecek tek birim şüphesiz ki Türk Anaları Platformu olacaktır. Benim bildiğim hiç bir yurdum anası evladını anarşizm meydanlarında dahi olsa yalnız bırakmaz. Ne bileyim; toplantılara giden evladını her seferinde ''aman yavrum dikkatli ol, tanımadığın insanlarla muhabbet kurma, karnını doyur, abuk subuk şeyler yeme, kalın giyin'' gibi nasihatlerle başını şişireceği, işi daha da abartarak toplantılara elinde kek, kısır, börekle iştirak etmeye kalkıp çocuğunu elleriyle beslemeye çalışacağı için birey daha baştan pes eder; batsın böyle anarşizm der. Gider bankacı olur, memur olur, tapu kadastro müdürü olur. İllallah der, fuck that shit çeker.

Hal böyleyken, bu vesileyle son yıllarda genç bireylerimizde V for Vendetta filminin vermiş olduğu bir ''anarşizme sempati besleme hali''nin varlığından da bahsetmek isterim:

V abimiz sağolsun; daha önceleri anarşizmi terörizmle eş tutan insanların bile fikirlerini ''yeaa ama bak orda hükümetin yaptığı haksızlıklara karşı isyan ediyor adam, helal olsun.''a kadar çekmeyi başardı. Sosyal paylaşım sitelerinde profil fotoğrafını V maskesi yapan yapana. Herkes bir devrimci, bir haksızlıklara baş kaldıran duyarlı vatandaş! Bir de filmde konu edilen hükümet ve yetkililerinin bir benzerinin kendi ülkelerinde de hüküm sürdüğünü idrak edebilseler sorun kalmayacak! Ama bu kadarına da şükür; hiç yoktan iyidir. Negatif bir etki olarak anne faktörünü de unutmamak lazım tabii :P Bu yüzden bir miktar tolerans gösterilebilir küçük devrimcilere. Maskelerinizi düşürmeden oynayın bakiyim, uslu uslu.. Aferin yavrularıma.

Salı, Mart 20, 2012

Can Bonomo olsam, şu an hepinize siktiri çekmiştim

Ama o çocuk böyle bir şey yapmayacak büyük ihtimalle. Efendi birine benziyor.
Düşünsene ya: Müzik yapıyorsun. Bestelerin var. Albüm de çıkarmışsın.. Öyle popüler müzik değil yaptıkların, daha alternatif işlerle uğraşıyorsun. Ama buna rağmen dinlenebilirliği üst seviyelerde, güzel şeylere imza atmışsın. Hoşsun yani. Kendi yağında kavrulmak dedikleri türden devam ediyorsun müzik olaylarına. Tüm ülke, tekmili toptan tanımasa da seni seven eden, dinleyen bir kitle edinmişsin kendine. Sonra bir gün ülkenin ulusal televizyonu sana ''Eurovision diye bir cümbüş var ya, işte orda Türkiye'yi senin temsil etmeni istiyoruz, ne dersin genç?'' teklifinde bulunuyor. Hem eğlenceli bir tecrübe olacağından hem de belki de bilinirliğini arttıracağını düşünerek kabul ediyorsun. Bir günde ülkenin en çok konuşulan isimlerinden biri haline geliyorsun akabinde. Popülerlik gırla. Yok şarkıydı, şarkının diliydi, besteydi, klipti, kıldı tüydü derken yorucu ve eğlenceli bir sürecin içinde buluyorsun kendini.

Derken, sana bu teklifi vakti zamanında farklı bir tarzın ve iyi bir müziğin olduğu için yaptığını belirten kurum ve başındaki adam, ''yeea aslında biz O'nu etnik kimliği yüzünden, yarışmada bize daha çok puan kazandırır diye seçtiydik. Yemişim müziğini!'' şeklinde bir açıklamada bulunuyor. İnanılmaz ama tüm bu varsayımlar gerçek, şaka gibi ama gerçek. Resmen küfür gibi lan! Yuh.

Biraz empati yaptım da giderayak; bunu bana yapsalar, yemin ediyorum sıçarım yarışmanıza da size de der, dımdızlak bırakır giderdim o kurumu da, sözlerin sahibi insanı da. Ama dedim ya, Can Bonomo'da ziyadesiyle başına buyruk, hafif delimselek fakat bir o kadar da efendi, büyüklerine saygılı, küçüklerine sevgili, genç delikanlı imajı hasıl. Sanmıyorum ki böyle bir şey yapsın. Ha oldu da yaptı, kallavi bir helal olsunu çok görmem kendisine, deli desteklerim. Ayrıca açıklamalarından anladığım kadarıyla Eurovision'u, yarışmayı, puanlamayı pek de sallayan birine benzemiyor. Çok da iyi ediyor bana kalırsa. ''Çıkıp şarkımı söylerim, gerisine karışmam. Birinci mi oluruz beşinci mi bilemem, çok da tın'' havalarında. En güzeli. Yarışma muhabbetine adından baya söz ettirdi, gelecekteki müzik kariyeri adına yanına kar kalan bi bu olacak anlaşılan. Biz de bu vesileyle dinle dinle bıkılmayan bir albümle tanış olmuş olduk. Gerisi hikaye. Gerisi elalemin ağzı torba olsa da büzsek, gerisi devlet kurumu ağzıyla dillendirilmiş ırkçılık.