Cuma, Temmuz 24, 2015

Yine mi karamsarsınız efendim?

Halbuki en son mutluydunuz hatırladığım kadarıyla. Geleceğe dair planlarınız vardı. Çoğu da kendi değiminizle hayalden öteye geçemeyecek şeylerdi ya işte;her neyse..
Umudunuz vardı. Hiç yoktan umudum vardı. Hala da var. Peki ya sizin? Eskisi gibi misiniz? Yıllar insanları değiştiriyor değil mi? Yok, değişmek demeyelim şuna da kendini keşfemek daha doğru olur. En azından benim için..

Kafam çok dolu. Her zaman öyleydi aslında ama son zamanlarda daha bir gereksiz ve yorucu şeylerle meşgul ettim zihnimi. Yaşadım, dinledim, fazlasıyla dinledim, anlamaya çalıştım. Anladığımı belli etmeye çabaladım. Gördüm ki herkes kendi derdiyle başbaşa kalmakta ısrarcı. Herkes birilerinde dinlenme; yaraları kapanınca da inceden, kırmadan ve sözüm ona medenice çekip gitme derdinde.

Küçük şeylerden mutlu olmanın zevkini unutmuş herkes. Bunu farketmem ve kabullenmem yordu beni biraz. Yorgunluğumu şuracıkta dindirmeyi planlıyorum.
Kimseye zararım dokunmaz. Kendi kendime kenarda köşede oynarım ben.

Kal sağlıcakla blog. Bir süreliğine de olsa yeniden karalamak iyi gelecek. Yani. Umarım...

Perşembe, Temmuz 23, 2015

Top oynayan in cinlerin arasından yazıyorum

Seneler boyunca bir insan arpa boyu yol gitmez mi? Ben gittim, gittim de o yoldan geri dönüyorum şimdi. Özellikle silmiyorum blogumu. Eskilerin ortamı, blog yazma popülaritesi, buralarda yorumlaştığımız konuştuğumuz insanlar o güzel twitterlara, facebooklara, instagramlara binip gittiler biliyorum ama eski kafalılığımın hatrına arada ce eee yapıp gideceğim buralardan. 9 yıl ne demektir arkadaş? Silip gitmesi pek güç.

Perşembe, Ocak 31, 2013

Ve kadın makyajı yarattı

Lidyalılar'a parayı buldukları için en parasız zamanlarımızda temiz giydiriyoruz ediyoruz. Hakkımız da.

Ama ben en çok tarihte ilk makyaj yapan kadını ve halet-i ruhiyesini merak etmişimdir. Ve tabi ilk ağdayı, ilk kaş bıyık aldırmayı, ilk saç baş yaptırmayı icat eden hemcinsimin aklından geçenleri... Lan ilk kuaförde iğne atsan yere düşmüyordur kesin :P


Güzel olmak uğruna gerçekleştirilen tüm bu icatlar olmasaydı şimdi hazırlanmak için evde en az 2 saat oyalanmayacak, karşı cinsimizin oflamalarını, puflamalarını dinlemek zorunda olmayacak, eften püften makyaj malzemelerine, cilt bakım kremlerine, zartlara zurtlara bi ton para baymak zorunda kalmayacaktık sevgili hanımlar.

Bence tüm bu ''en güzel ve bakımlı ben olmalıyım'' uğruna harcanan servet ve zaman, Lidyalılar'ın parayı buldukları anın hemen akabinde işlemeye başlamıştır. Yani bu iki icat arasında büyük bir etki - tepki durumu söz konusu..
Lidyalı herifler parayı buluyorlar ama bakıyorlar harcayacak yer yok! Ne yapıyorlar, veriyorlar paraları karılarına. Hanımlar da düşünmeye başıyorlar hemen ''ulan bu kadar kağıt parçasıyla ne yapsak?'' diye. O an içlerinden biri alışverişi, bir diğeri de kuaförü icat ediveriyor. Yok tabii, muhtemelen böyle olmamıştır da ben misal ilk ruju bulan ve bunun kendisini güzel ve çekici gösterdiğini keşfeden kadının, olayı diğer kadınlara nasıl kabul ettirdiğini çok merak ediyorum:


+ Kız Hatçeeee! Hatçeeeaa!

- Aman n'oldu Fatma Abla, geldim!

+ Kııız, şu aşağı köydeki Neriman uruspusu var ya, ağzına böyle kırmızı bişey sürmüş. Köyün bütün erkekleri etrafında dört dönüyor! Benim Emin'in bile iki lafından biri Neriman ve yere batasıca ağzı!

- Vışşşş, demeee! Kevaşeye bak hele! Eee ne sürmüş ki abla?

+ Bilmem valla, ağzı böyle böğürtlen gibi kıpkırmızı olmuş. Ama yakışmış da haspama.

- Vallaha mı?! .......... Abla, biz de yapsak mı ne!

+ Bakarız bakarız. Önce ne olduğunu bi öğrenelim de!


İcadını bilemem de yayılışı kesin bu şekilde olmuştur :P Çünkü biz kadınlar birbirimizde gördüğümüz şeyleri kopya etmeyi, hemcinsimizde gördüğümüz ve beğendiğimiz bir şeyi ''aynısından bir tane de bende olmalı'' krizlerine girip eğer edinemezsek ince hastalıktan gidecekmiş gibi triplere girmeyi milli spor edinmiş bireyleriz. O çağlarda da durum pek farklı değildir bence.

Zaman makinasının icat edilmesini en çok tarihte ilk kuaförü ve akabinde gelin başını bulan insanın zamanına gidip ümüğünü sıkmak için istiyorum. Zavallı kadınlarımızın yanlardan pırasa yaprağı sarkan hamal sepeti şekli verilmiş saçlarıyla güzel olduklarını sanmalarını sağlayan ilk insanı bulduğum gibi tüm vücudunu sime ve cilt renginden üç ton koyu fondötene bulayıp Meksika sınırına tepelemek gibi süper planlarım var. Tamam kuaförü buldun, bari o korkunç gelin başı eksik kalsaydı be evladım!

İlkler üzerine kafa yormak eğlenceli de bunun daha eyeliner'i, farı, ojesi, kapatıcısı, rimeli, aftershave'i, duş jeli filan var. Bunlar nasıl icat edilmiş, hangi ihtiyaçlara göre ortaya çıkmış mesela? Unilever yönetim kurulu başkanı bıcı bıcı yaparken kalıp sabun ya da şampuan dile gelip ''abi, şimdi sen vücut temizliğini de bizim aracılığımızla gerçekleştirmek istiyorsun ama feci yanlışlardasın. Bunun için de özel sabun olması lazım böyle jel tarzı. Git çabuk icat et şunu, işin ne! Asabımızı bozma bizim!'' filan mı demiş, ne demiş! Yani bir insan niye duş jeline ihtiyaç duymalı ki? Şampuanı, sabunu köpürt sür vücuduna di mi? Yoook olmaaaz! Sadece kafaya sürülen değil, vücuda sürülen sabun da illa ayrı olmalı. Bir de ordan masraf çıkartıp yolmamız lazım sizi! Sanki 20 sene önce duş jeli vardı! Lan saçlarını bile Hacı Şakir'le yıkıyordun sosyete. Haksızsam söyle yani :P

Cuma, Ocak 04, 2013

Türk'ün anarşiyle imtihanı

 
+ Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var Bay Creedy. Ve fikirlere kurşun işlemezz!
- Oğluuum, yavruuuum! Hadi bırak elindeki o bıçakları da eve gel anneeğm! Baban, kardeşlerin evde perişan! Gittiğin yol yol değil annesinin bitanesi. Üzme bizi yavrum hadi!
+ Ya anne sen de nerde çıktın akşam akşam, lütfen gider misin?! Devrim yapıyorum burda heralde! Halla hallaaaa! :(
Nerde kalmıştık, hah: Bu maskenin altında şey var.. Şey.. Bak gördün mü, aklımı karıştırdın of anne yaaa!
- Oğluşuuum, canımın içi! Anan kurban olsun kakülünün bir tek teline! Çıkar suratındaki maskeyi de eve gidelim. Yoğurt çorbası yaptım sana, seversin. Hadi anneeeğğm!

.........................................................

Sonra ''Yunanistan anarşik kaynıyor, adamlar haklarını arıyor, ayaklanıyor. Bir de bize bak, tık yok!'' diye hayıflan dur. Ama hiç sordun mu kendine bu durumun sorumlusu kim diye?
Ben şunu bilir şunu söylerim; Türkiye'de anarşi denen olgunun gelişememesinin, anlaşılamamasının ardındaki en büyük faktör, ülkemiz annelerinin yavruları üzerindeki önü alınamaz koruma, sevme, mıncırma, ısırma ve kusana kadar tıkındırma isteğinin had safhalarda seyretmesidir.

Bi kere anarşizm ateşine devletten önce müdahale edecek tek birim şüphesiz ki Türk Anaları Platformu olacaktır. Benim bildiğim hiç bir yurdum anası evladını anarşizm meydanlarında dahi olsa yalnız bırakmaz. Ne bileyim; toplantılara giden evladını her seferinde ''aman yavrum dikkatli ol, tanımadığın insanlarla muhabbet kurma, karnını doyur, abuk subuk şeyler yeme, kalın giyin'' gibi nasihatlerle başını şişireceği, işi daha da abartarak toplantılara elinde kek, kısır, börekle iştirak etmeye kalkıp çocuğunu elleriyle beslemeye çalışacağı için birey daha baştan pes eder; batsın böyle anarşizm der. Gider bankacı olur, memur olur, tapu kadastro müdürü olur. İllallah der, fuck that shit çeker.

Hal böyleyken, bu vesileyle son yıllarda genç bireylerimizde V for Vendetta filminin vermiş olduğu bir ''anarşizme sempati besleme hali''nin varlığından da bahsetmek isterim:

V abimiz sağolsun; daha önceleri anarşizmi terörizmle eş tutan insanların bile fikirlerini ''yeaa ama bak orda hükümetin yaptığı haksızlıklara karşı isyan ediyor adam, helal olsun.''a kadar çekmeyi başardı. Sosyal paylaşım sitelerinde profil fotoğrafını V maskesi yapan yapana. Herkes bir devrimci, bir haksızlıklara baş kaldıran duyarlı vatandaş! Bir de filmde konu edilen hükümet ve yetkililerinin bir benzerinin kendi ülkelerinde de hüküm sürdüğünü idrak edebilseler sorun kalmayacak! Ama bu kadarına da şükür; hiç yoktan iyidir. Negatif bir etki olarak anne faktörünü de unutmamak lazım tabii :P Bu yüzden bir miktar tolerans gösterilebilir küçük devrimcilere. Maskelerinizi düşürmeden oynayın bakiyim, uslu uslu.. Aferin yavrularıma.

Çarşamba, Ocak 18, 2012

Öldürmeyen senarist öldürmüyor

Öyle Bir Geçer Zaman ki'de bu hafta:

İzlerken Soner o uçurumdan Amerikan aksiyon filmlerine böbrek taşı döktürecek şekilde yuvarlanan otomobilden sağ çıktığı takdirde suratlarına Bergen misali kezzap atmaya yemin ettiğim Öyle Bir Geçer Zaman ki'nin ilginç senaristleri beni katil edecek. Çüş diyorum sadece.. Adam bırak sağ çıkmayı, ameliyat sonrası istese mükemmel bir kolbastı performansı sergileyecek kıvama geldi neredeyse. Çüş demiş miydim? Az bile...

Bir televizyon dizisinden ne kadar inandırıcılık ve gerçekçilik bekliyorum ki gerçi; benimki de iş! Ama Öyle Bir Geçer Zaman ki bizi ilk bölümlerindeki gerçekçilikle ekrana kitlemişti. Cemile'in kaderine üzülmüş, Karolin şırfıntısına ağzımıza geleni saydırmış, Ali Kaptan'a binbir beddualar etmiştik, deşarj oluyorduk tv karşısında. Halbu ki bir de son bölümlerin seyrine bak, olayı iyice Brezilya dizisi kıvamına getirdiler. Hiç yakıştıramadım.
benim soner efendime ha?! ağzınıza sıçacam hepinizin!
Hele o her yerden çıkan Muhteşem Süleyman yok mu? Bitiriyor beni! Yahu bu adam yemiyor mu, içmiyor mu, sıçmıyor mu; özel hayatı, aşk dünyası, fantazi alemi yok mu bu herifin! Yani ömrünü Soner Beyciğine adamış şekilde daha nereye kadar? Pat bi gün Soner Beyciğinin kavgada dağılan loblarını toplar şekilde çıkar karşımıza, pat öbür gün Aylin'in biricik Soner Beyciğini kurşunlamasına karizmatik bir şekilde mani olur; sonra o meşhur ''hiçbiriniz sallamıyorum millet, varsa yoksa Soner Bey, ben onun için yaşıyorum'' içerikli konuşmasını yapar; havayı yumuşatır. Biz de ekran başında ''vaaay Sülüman rulezz!'' deriz ağzımız iki karış açık halde. Nesin sen Süleyman, insan mısın dostum? On tane Hürrem kurban olsun sana. (Galiba diziler karıştı :P)

Sen Ali olacak deyyus, bak; yediğin naneleri şu sıralar ''uzun bacak ve sarı saç uğruna tekmeyi geçirdiğim eski eşimi ve çocuklarımı had safhada umursuyorum. Aslında iyi biriyim ben ama çevrem kötü. Bi tanısan aslında çok seversin, valla bak'' davranışlarınla unutturacağını sanıyorsan sana orta parmağımı göstermeyi bir borç bilirim adamım. Şimdi o koca, pis kıçını al ve defol burdan. Anladın mı beni ha, sersem herif!

Ya bi Osman vardı n'oldu O'na?! N'aptınız lan çocuğa söyleyin çabuk! Bir vakitler sayesinde az ekmek yemedi kağıt mendil endüstrisi; kaç eve sıcak aş, bir somun ekmek girdi onun sayesinde bilmezsiniz. Bu yavruyu da iç ettiler galiba, çok üzülüyorum.

Mete bebeğim; yanlış hatırlamıyorsam senin Türkiye çapında oldukça tanınan, bilinen, sevilen bir pop müzik gurubun vardı değil mi canım? Ulan o zaman niye garson kızların peşinde dedektifçilik oynamayı bırakıp işinin başına, hayranlarının kucağına dönmüyorsun deyyus! Ergen kızlar uğruna baygınlık geçirilesi sahne performansları bekler, gül gibi ortamı helvacı Necati'ye mi bırakacan itoğlu! Çabuk işinin başına!

Berrin aynı Berrin.. Hiç bir değişiklik yok. Evlendin, çoluk çocuğa karıştın, ana oldun ama hala Ahmet Ahmet diye yırtıyorsun bi tarafını. Zati kırk yıllık kankan Ayten de Ahmet'e abayı yakarak attı mı sana kazığı, otur ağla şimdi kara bahtına, kem talihine. Ahmet'te de komünist olmanın getirdiği bir karizma, bir kuul olma durumu, bir  karşı konamaz seksilik var herhalde; herkes yazıyor buna. Allah sabır versin, komünist olmak da zor.
Bu arada İblis Karolin; yo madafaka taam mı?! Zaten Türkçe'yi doğru düzgün konuşamıyordun, gördük ki İngilizcen de bi boka benzemiyor. Öyle bi taraflarını yırtarcasına bağırınca bir Frankeştayn, bir Gulyabani olup çıkıyorsun gözümde; iticiliğine iticilik katıyorsun. Seni de babanı da sevmiyorum Karolin.

Kenan Bey, onlar nasıl şeytan bakışlar, nasıl buram buram intikam kokan kelamlar; o nasıl planlı, programlı Cemile Karcı'yı çökertme senaryosudur şaştım kaldım vallahi. Sen Hikmet aka. Eks Balıkçı'nın dişiyle, tırnağıyla oldurduğu holdingin tepesine kon, her bişeye çöreklen; hemi de bunu tereyağından kıl çeker gibi yap. Valla Epsilon yayınlarından ''NASIL VOLEYİ VURDUM?'' diye kitap çıkarsan şu dakika alırım. Ha niye Epsilon ben de bilmiyorum, ordan çıkar sen yine de.

Öyle Bir Geçer Zaman ki'de bu haftanın sonu.


Soner Allah cezanı versin mal adam! Deli ettin, manyak ettin gül gibi kızı! Murat sen de edebinle ölemedin, illa bi şok son, illa olayı batırmalar. Ne güzel eş kontenjanından cennete gidecektin zati; o huri benim, bu huri senin sefanı sürecektin. Bir yanda bal ve süt ırmakları, diğer yanda meyve bahçeleri, ooohh gel keyfim gel yapacaktın. İyi halt ettin beynine sıkarak. Salak yemin ederim gerizekalı bu çocuk ya!

Pazar, Ocak 15, 2012

Hayat ne tuhaf, Canis Majoris filan

VY Canis Majoris gibi bir yıldızın var olduğu evrende Dünya ve biz içinde yaşayan sefil yaratıklar sözü dahi edilmeyecek birer ayrıntıdan ibaretiz. Utanır insan öyle büyük olunur mu arkadaşım? Ben ki daha Jüpiter'in burdan büyük olduğunu hazmedememiş insanım, bir de sen çıktın başımıza. Hayat daha anlamsız, dünyevi dertler artık daha manasız, önemsiz benim için. Şu videoyu izleyip izleyip tövbe çekiyorum, hayret ediyorum:



O değil de, bilimadamları nasıl oluyor da binlerce ışık yılı uzaklıktaki bu devasa yıldızların boyutlarını, km ölçülerini filan net söyleyebiliyorlar? ''Canis Majoris'in içine bilmem kaç trilyon Dünya sığar, havyani boyutları var irezil soysuzun'' diyor adamlar ya! Mezurayla mı ölçtün dostum, nedir?! Aklımda, beynimde görünüşünü, büyüklüğünü canlandırmaya çalışıyorum, ı ıh olmuyor. Dünya zaten yeterince büyük ve ürkütücüyken bir de bu tür şeylerin varolduğunu bilmek ama bilinenlerin hep sınırlı şeylerde takılıp kalması sinirlerimi bozuyor. Sonra neymiş efendim; dünya evrenin merkeziymiş de, şöyle büyükmüşüz de, böyle lezizmişiz. Geçiniz bunları canlar.. 

Biraz daha hayattan soğumak isteyenler şurdaki resme de bakabilir. Ordaki bit kadar şey biz oluyoruz işte ühühühühü.

Şey: Evrene takık durumdayım şu aralar. Bunu duyan uzak yıldızların davetsiz misafirleri tarafından bir takım deneylere kobay statüsünde meze edilmek için kaçırılmazsam iyidir. Benimki sadece merak sevgili uzaylılar, siz orda, ben burda hoş böyle. Aksi takdirde beni zor kullanmaya mecbur edersiniz ki evde Canis Majoris kadar olmasa da dev boyutlarda bir ekmek bıçağı var; demedi demeyin. :P