Perşembe, Aralık 29, 2011

Bunu duyan Lady Gaga durur mu? Hemen cevabı yapıştırmış: ''Ya tutarsa?''

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 29.12.11 3 Yorum var, evet.
Bilinçaltı, insanın kendine yakışan rüyayı görmesidir.

Mesela benim şeker mi şeker, sevimli mi sevimli bilinçaltım bana ne de güzel şeyler yakıştırıyor son zamanlarda anlatsam akın hayalin durur. ''Eğer''li varsayımlar kullanmanın delisi değilim; anlatacağım:

Gecenin bir yarısı olduğunu havanın zifiri karanlığından anladığım zaman diliminde, yanımda yüzünü hatırlamadığım, daha kötüsü adını, sanını; kim olduğunu dahi bilmediğim bir hemcinsimle sokakta kalmış vaziyetteyiz. Evet, sokakta kalmak.. TDK'ya manasını sorsak, ''evi barkı olmamasından ötürü dış mekanları mesken tutmak'' diye cevap verirdi; belki de vermezdi. O durumdayız işte..
Haldır haldır gidecek yer arıyoruz. Malum, kurdun kuşun ''buralar bizden sorulur hacı'' dediği vakitler. Birden yanımdaki dişi kişinin aklına dahiyane bir fikir geliyor: ''Benim yakın bir arkadaşım var, O'na gidelim. Bu gece orda kalırız.''


''Oley Allah'ım, demek Akbank bankamatiklerinde yatmak zorunda kalmayacağız heleloyy!!'' sevinci içerisinde eve varıyoruz. Kapı açılır açılmaz bu iyi kalpli arkadaşın Lady Gaga olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. ''Gelin kızlar'' diyor sevgili Gaga, ''ben de yoğurt yapıyordum, tam zamanında geldiniz.'' diye eklemeyi de ihmal etmiyor. ''Neaaa, yoğurt mu? Bayılırım!'' diye atılıyorum. Anan da mı yoğurtçuydu, sütçüydü be leydim, gagam! Yoğurdu kaşık kaşık, çanak çanak tüketiyorum, tüketiyoruz; pek hoşumuza gidiyor.
Yoğurt faslı sona erdiğinde, birden evin her yerinde mısırlar patlamaya başlıyor. Duvarlardan, eşyalardan, her taraftan patlamış mısırlar pörtlüyor, ev mısır içinde kalıyor. ''İşte bu da sizin için hazırladığım sürprizdi, nasıl beğendiniz mi?'' diye soruyor Lady Gaga ....

Tam da bu esnada uyandım. Bilincim açıktı, ben kapalı olmasını tercih ederdim elbet.. Salyam Winnie the Pooh desenli yastık kılıfı üzerinde adeta bir akarsu edasıyla yayılmış bana gülümsüyordu. Allah belanı versin diyet Le Cola! Böylesine bir yan etki yapacağını bilsem ağzıma sürmezdim seni. Daş olasan!

Rüya görmeyi engelleyen ilaç yapsınlar, ilk alan ben olacağım. Rüyalarımın hemen hemen hepsi uyandığımda ''lan lan lan lan!'' tepkisi verdiğim zihin tahribatı yüksek şeylerden ibaret çünkü. Şu ilacı bir an önce keşfedip piyasaya sürsünler; bilinçaltımı kontrol altına almam lazım.

Pazartesi, Aralık 19, 2011

2012; sen gelme ulan ayı!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.12.11 7 Yorum var, evet.
Öncelikle hepimiz, tıpkı evvelki ''yeni seneler'' için dilenen dileklerden hiç birinin gerçek olmadığı gibi, yüksek ihtimalle 2012 için umulan, hayal edilen, istenen, özlenen şeylerin de gerçek olmayacağını bilen aklı başında koca koca insanlarız. Bunda mutabık olalım.

E daha niye yok efenim ''2012 size sevdiklerinize sağlık, huzur, mutluluk ve bilimum pozitif kıllar, yünler getirsin canlarım'' dileklerlerinden geçilmez ortalık? Gerçeği biliyoruz işte, bu yıl da bir halt olmayacak. 2012 bize girdiğiyle kalacak. Ha bir de kırmızı don durumları var tabii. Yaza yaza klavyem aşındı, parmaklarım kurudu; ne demiştim geçen senelerde, aha da burda ve burda..

Blogumun karanlık köşelerinden birini mesken tuttum, tüm tehditkarlığımı da kuşanarak sana sesleniyorum 2012: Sen gelme ulan ayı! Yok ben illa gelecem darılırım diyorsan da adam gibi gel. Hatta gelirken Marduk'u da peşine tak ki diğer yıllardan bi farkın, bi atraksiyonun olsun. Öyle kuru kuru gelinmez; kıyameti de yanında getir, hep beraber kopalım :P

Salı, Aralık 06, 2011

Mağrur olma Dünya efendi, senden büyük Jüpiter var

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 6.12.11 5 Yorum var, evet.

Ve daha kim bilir kaç milyon yıldız, gezegen falan fişmekan...

Biz dünyada ikamet eden ve adına insan denen canlı popülasyonu olarak yerküremizi sisteminin devasa,  süper, bir numaralı dönergeci olarak göreduralım, nah şuracıkta, yanıbaşımızdaki Jüpiter hazretleri ''lan Dünya mısın nesin, haddini, çapını bil. Akıllı ol, aklını alırım!'' dercesine büyük hacmiyle kendini dönderip duruyor. 

Tabii yanıbaşımızda dediysem lafın gelişi.. Jüpiter, bizim mavi boncuktan bilmemkaç milyon ışık yılı uzaklıkta, istesek de erişemiyoruz; ne o bize, ne biz ona. Üzerinde neler dönüp duruyor azcık ucundan biliyoruz Allah'tan. Ama bir Ay değil ki öyle şak diye Neil Armstrong filan indiresin, gözlem yaptırasın. Haliyle öyle uzaktan sallamak kolay Dünyamız Güneş Sistemi'nin en baba gezegenidir diye. Jüpiter var arkadaş, ağır ol.

Mars'a bayılıyorum bak. Çok mis gezegen, etliye sütlüye karışmaz. Hem üzerinde hayat emareleri bulunma ihtimali yüzünden, hem bize yakın gezegenlerden biri olması sebebiyle, hem de boyut açısından ona abilik yapma potansiyelimiz bulunduğu için sempatimi fazlasıyla kazanmış durumda. Ayrıca her sene kendisi hakkında, ''Mars'ta su bulundu, Mars'ta goril varmış, Mars'a TCDD tren yolu döşemiş lan iki gözüm önüme aksın, Mars'ta uzun uzun kavaklar ve inanamazsın ama dökülen yapraklar varmış Hikmet'' tarzı haberler almak uzayda dünya dışı yaşam adına heyecanımı yüksek tutmamı sağlıyor. Teksin bu yollarda Mars!

Plüton da bacak kadar boyuna bakmadan çok sansasyonludur, entrikalıdır. Gezegen ünvanını elinden almışlardı da dost ve kardeş gezegen Dünya'da kıyamet kopmuştu: Vay efendim sen ne hakla Plüton'u dışlarsın! Plüton dediğin cücük kadar oluşum zaten, ünvanını alsan ne oluuur almasan ne olur. O boyla posla gezegen demeye bin şahit ister, bilimadamları da böyle düşündüklerinden herhal, Ajdar misali elinden bütün yetkilerini almışlar Plüton'un, boş ol, boş ol, boş ol, demişler, tasası bize kalmış. Haaa bak bu gezegenlikten men olayını sıkıyorsa Jüpiter'e yapsınlar, (aha konu yine Jüpiter'e geldi iyi mi?!) yapamazlar dostlar, yemeeez.

Ortamın ağababası Güneş'in bir yıldız olduğunu öğrendiğim günü anımsadım da bir an, olamaaaaaaz diye haykırmak istemiştim dağa, taşa. Halbuki bal gibi de olur yani. Evet, bize hayat veren, ısı, ışık kaynağımız; o olmasaydı yeryüzündeki yaşamın olmayacağı Güneşimiz bilimsel açıdan bir yıldız irisi. Gün gelecek, o da diğer tüm yıldızlar gibi ömrünü tamamlayacak ve sönüp gidecek. Şükür ki bunu biz ve torunlarımızın torunlarının torunları göremeyecek çünkü bu hazin sonun gerçekleşmesine daha milyonlarca yıl var. İçiniz rahat olsun :P

İnsan zeki bir varlık olsa da aklı bazı şeyleri anlamaya, algılamaya yetmeyebiliyor...

Güneş Sistemi'nin bir parçası olan Dünya ve aynı sistemi paylaştığı gezegenler halen daha gizemini korurken, Güneş Sistemi'ni de içine alan Samanyolu Galaksisi'nin büyüklüğü (kaç milyar yıldız, gezegen vs. olduğu tahmin edilemiyor; o derece) düşünülünce insan beyni dumurlara sürükleniyor. Hele ki bu dumura, sonsuz addedilen evrende Samanyolu Galaksisi gibi niceleri, milyonlarcası, milyarlarcası olduğu gerçeği de eklenince, insan kendini diğer galaksilerde, sistemlerde yaşam olabilme ihtimaline daha da inandırıyor..
Dünyamız da tıpkı Jüpiter (tamam, valla son bu :P) ve Satürn gibi bir vakitler gaz ve toz bulutuydu. Zamanla soğudu, katılaştı, yaşam için elverişli koşullar oluştu. Bu elverişli koşulları yerküremizden çok çok daha önceleri oluşturmuş (veya gelecekte oluşturacak) gezegenler olduğunu iddia etmek, milyarlarca galaksi barındırdığı bilinen evrende pek de mantıksız gelmiyor kulağa. Evrende yalnız değiliz muhakkak da asıl problem şu: Dünya dışı varlıklar neye benziyor, nasıl bir yaşam biçimine sahipler, ne tür bir teknolojileri var ve en önemlisi olur da dünyamızı ziyaret ederlerse löp etlerimizden külbastı yapmayacaklarını kim garanti edebilir?

İşte bu soruların kısıtlı da olsa yanıtlarını aramak için NASA tarafından 1977 yıllarında uzaya fırlatılan Voyager 1 ve Voyager 2 sondaları, 06.12.2011 tarihi itibariyle hala utanmadan, arlanmadan; bıkmadan usanmadan uzayın derinliklerinde yol alıyorlar ve ikisinin de Güneş Sistemi'nden ayrılmasına çok az kaldı. Gayrı bizim buralardan ümidimizi kestik, bakalım yıldızlararası alanda ne gibi dolaplar dönüyor. Denyo asteroidlerden biri çarpıp mefta etmeden ya da yakıtları bitmeden bize bi haber etseler ''koşun la koşun, burda bişeyler kıpraşıyor!'' diye, benden mutlusu olmaz, çok ciddiyim :P NASA'daki adamlar bile benim kadar sevinmezler duruma çünkü enikliğimden beri balkonda, camda üşenmeden saatlerce UFO gözlemeye kasmış insanım ben. Hatta Hubble teleskobunun görmemizi sağladığı ücra köşe uzay görüntüleriyle yetinmeyip, ''teleskop alıcam ben, Venüs'e bakcam, Mars'ı görcem!'' diye hırs yapmışlığım da vardır ama ''ehehe röntgenci mi olcan kız?!!'' esprilerinden korktuğum için hep erteledim bu hayalimi. Halen de içimde uktedir. Evde en basitinden bi dürbün var ama konu komşu görür de ''aha bizim evi dikizliyor sapık, tiz kellesi urula!'' der diye korkumdan bakamıyorum semaya. Çok çaresizim. Ancak böyle sağdan soldan okuyarak ederek bilgileniyorum, ne yaparsın..

Uzay denen mekan güzel yer.. Ama bir o kadar da ürkütücü. Orda, tepende yanıp sönen ışıklar var; ne olduğunu bildiğini zannediyorsun ama aslında hakkında en ufak bir bilgin bile yok. Merak işte.. Merak kediyi öldürür de biz insanoğlunun zihnini, beynini canlı tutarmış meğer. Olur da bir gün teknolojimizi über seviyelere çıkarıp uzak galaksilere gitmeyi, hatta olayı abartıp elverişli gezegenlerde koloniler kurmayı başarırsak oraların da içine sıçmayız umarım. Dünya yeterince tecavüze uğradı, bari diğer gezegenlerin namusuna leke sürülmesin. Hele ki Jüpiter'in :P
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review