Pazar, Ekim 16, 2011

Garip ama .. v.4

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.10.11 6 Yorum var, evet.

Evimin güzergahından geçen birden fazla otobüs var. - Atıyorum -  numaraları da A78, HU8 ve 09AB olsun.

Ev - iş, iş - ev arası monotonluğun dibine vururken doğal olarak bunlardan birini kullanmam icap ediyor.

Aklını, mantığını kullanan bir insanın yapacağı en doğru şey, otobüs beklediği sırada hangisi önce gelirse ona binmektir. Peki ben ne yapıyorum dersin sevgili okuyan - eden?: A78'den başka otobüse binmiyorum! Hayır, A78 diğerlerine göre daha hızlı gidiyor, yolcu profili diğerlerine oranla daha makul, otobüs ötekilerle karşılaştırınca daha yeni (konforuna düşkün insan yapısı) ya da daha erken geliyor diye değil.. Benimkisi sadakatim ve bağlılığımı göstermek adına ufacık - tefecik bir jestler bütünlüğü sadece.

Alışmışım hep A78'e binmeye, diğerlerine bir türlü ısınamadım. Durakta biricik A78'imi beklerken 09AB gelse misal, hiç mi hiç binesim gelmiyor. Halbuki o da ineceğim duraktan geçiyor, üstelik önce de gelmiş. Daha erken evde (işte) olacağım, ne güzel... Ama içimden bir ses, hayır t.u.b.a sakın binme ona, sırf 5 - 10 dakika tasarruf edeceğim diye A78'i aldatamazsın, yapma bunu diyor. Ben de mal gibi içimdeki psikopat sesi dinliyorum çoğu zaman.

''Abi param (akbilim) yok, iki durak sonra incem'' diyen elemanı ''sigigit lan, hep aynı numarayı yapıyonuz!!'' deyip tekmeyle kapı dışına şutlayan bıyıklı ve bir o kadar da kararlı şoförün; ''bir sonraki durak: cehennemindibi (buraya kabul edilebilir gerçeklikte bir durak ismi gelecek, gelmeli)'' anonsunun (diğer otobüslerde yok bu, büyük kayıp); hemen hemen her akşam gördüğüm ve artık neredeyse otobüste, orta kapı eşiğine bitiştirilmiş o tek koltukta yaşadığına inanmaya başlayacağım esmer, elinden her daim bez çantası eksik olmayan orta yaşlı ablanın; tıklım tıkış otobüste ilerlenecek yer olmamasına rağmen ısrarla arkaya doğru ilerleyeliiiiiiiiim! diye yırtınan iki tutam saçı da yolunarak yokedilesi (ama yapılmayası tabii, ayıp) muavinin herşeye rağmen bende anısı oluştu, her biri böğrümde yer yaptılar; onlara ihanet edemem.

Cumartesi, Ekim 15, 2011

Acunn Pırodakşın iftiharla takdim eder

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.10.11 5 Yorum var, evet.
Hay sen çok yaşa Acun Ilıcalı e mi? Sen de olmasan böyle oynaklı, cıstaklı şarkıların varlığından haberdar bile olamayacağız.
Danza Kuduro'dan sonra ikinci takıntım da tepedeki lacivert çalgıcının içinde saklı. Popüler kültür delisiyim, evet; artık itiraf ediyorum! Oh be! ...

Anahtar kelimeler: Yetenek Sizsiniz'de adam basket atarken çalan şarkı, acun yetenek sizsiniz bum beng beng, acun'da çalan bumlu şarkının adı ne, yeteneksizsin türkiye basketboldaki şarkı, apaçiliğe giriş - gelişme ve sonuç, yarışmayı izledikten sonra google'da fellik fellik aranan o şarkı, tam adı ''mohombi - bumpy ride'' tamam şimdi dağılabilirsiniz.

Pazartesi, Ekim 10, 2011

Ne manyaklar var yarabbim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 10.10.11 4 Yorum var, evet.
''Flaş flaş! Facebook'ta gönderdiği iletiye yirmi dakika boyunca like alamayan kız, bileklerini keserek intihar girişiminde bulundu. Hastaneye kaldırılan genç kız, doktorların müdahalesi sonucu kurtarılabildi'' diye bir haber okusanız ne kadar ciddiye alırsınız? ''Almam; düpedüz Feysbuk çılgınlığıyla maytap geçmek için uydurulmuş bir haber bu'' demeden önce bir kere daha düşünün. Var böyle manyaklar, vallahi de var.


Ecnebilerin bireysel manada ''attention whore'' dediği ilgi manyaklığını günümüzde ifşa etmenin, göze göze sokmanın en büyük evsahibi şüphesiz ki Facebook..

Salt bir iletişim aracı olarak kullanılmasının yanısıra Facebook; gittiğinden gezdiğine, gördüğünden yediğine - içtiğine, sevdiğinden nefret ettiğine her türlü ıvır zıvırı bi şekilde paylaşmazsa kurdeşen dökecek, reflüsü azacak, tansiyonu fırlayacak histerik binlerce insanın da vazgeçilmez mekanı.

Farklı açılardan çekilmiş ancak birbirinin aynı, sağ altta çekildiği tarih yazmazsa olmaz onlarca dijital fotoğrafla doldurulmuş, bizimkilerle piknik sefası :))), Oğulcan'ın doğumgünü, çılgın düğünden kareler, bnn ve arklerrrr, yeni evimiiiiiiiz!, tuvalette sıçarken, gibisinden isimler verilen sürüsüne bereket fotoğraf albümünü paylaşınca kendini iyi hisseden, gönderdiği herşeye yorum ve like bekleyen; beklentisine yanıt alamayınca ciddi ciddi psikolojisi bozulan, hayatı kararan bir kitleden bahsediyor psikologlar ve durum gerçekten ürkütücü boyutlara varmış vaziyette.

'' Ulan bi like be! Bi like lan Allahsız tosbaalar! ''

Beni bir zamanlar müridi olduğum Facebook'tan uzaklaştıran en önemli etkenlerden biri, arkadaşlarımın reel hayattaki münasebetlerimizin çoğuna ''yaaa kanka, feyste bu akşam bişey paylaşcam beğensene lütfeeen!' kalıbını sokuşturmadan duramamalarıydı. Hatta bir vakitler, durum o kadar vahim bir hal almıştı ki paylaştığı şeyleri like'lamadığım arkadaşlarımın ertesi gün en okkalı serzenişlerine, çemkirmelerine maruz kalıyordum. En sonunda like'ınıza bir, size binbir ulan! deyip Facebook sayfamın kepenklerini kapattım. Kafa olarak en rahat dönemlerimden birini geçiriyorum diyebilirim:

- t.u.b.aaaaa! Yaaa akşam feysi aç tamam mı, ekle beni; çok güzel bişey paylaşcam mutlaka beğen!
- Feys kullanmıyorum canım ben, bıraktım, baya oldu.
- Nası yaaaa... :( Niye? Feysin yok mu yani şimdi?!
- Yok güzelim, eksikliğini de hissetmiyorum pek.
- İnanmıyorum!
- Bence inanmalısın, hadi başka kapıya anam.

Yazıya ilham kaynağı olan ilgili linkteki haberin tek yorumunu yazan Cem Bayraktar'ın da cuk oturttuğu gibi: Ne manyaklar var yarabbim. Ve biz bu manyaklarla yanyana, dipdibe yaşıyoruz. ''Kanka yaa iletilerimi beğensene noooluuurr! :((((((( ''diyen insan var; var yani bu. Kankalar götürsün seni, görgüsüz müptela.

Pazar, Ekim 02, 2011

Dur bak ne diyeceğim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 2.10.11 2 Yorum var, evet.

- Bugün birşey daha keşfettim ki hiç bir bilgisayar oyunu ilk göz ağrım Solitaire'in yerini tutamıyor. Hala ilk günkü heyecanla oyunuyorum ben bunu. Solitaire'de bulduğum huzuru misal, bir Sims'de bulamıyorum. Evin orta yerine hacet gideren adamlar mı dersin; seviştirmedim diye (hay nerden seçtim aşk aspiratörünü!) trip atan, daha yediği yemeğin artığını toplamaktan, yattığı yatağı düzeltmekten aciz kadınlar mı dersin; el kadar bebesini doyurmaktan ziyade aklı fikri arkadaş edinmeye, ortam yapmaya çalışan ebeveynler mi dersin; dertsiz başıma dert alıyormuşum bunca zamandır.. Bundan sonra basit, karmaşık olmayan oyunlara yöneleceğim tekrardan. Hay canına yandığımın iskambil kağıtları, huzur sizdeymiş; daha yeni fark ediyorum.


- Ya biz ne zaman A milli takım sporlarında herhangi bir branşta şampiyon olmayı başarabileceğiz öyle merak ediyorum ki.. En son yine bir takımlar müsabakasında; Türkiye - Sırbistan bayanlar voleybol maçında - ki Avrupa şampiyonası yarı finaliydi -  hüsrana uğradık. Tamam, yarı finale çıktı kızlar, çok önemli bir başarı hiç kuşkusuz ama neden yüzüp yüzüp kuyruğuna geldiğimizde sendelemeye başlıyoruz? İyi de oynadık halbuki, kaybeden taraf biz olmamalıydık.. Şu final sendromunu yenip şampiyon olduğumuz günleri görmeye benim ömrüm yetecek mi acep?
O değil de, yılların eskitemediği (bu söz hep kullanmak istemişimdir :P) Sırp tenisçisi ve bir o kadar da milliyetçisi Novak Djokovic bile bizim kızların hakkını vermiş, alnından öpüyorum arkadaşı. Bu vesileyle maç esnasındaki ultra, über seviyelerdeki sevincini de görmezden geliyor, sineye çekiyorum. Şurdaki serzenişimi de geri alıyorum; adam centilmen çıktı gençler; telaşa mahal yokmuş :P
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review