İşyerinde kankamsın, birtanesin, cansın diye kıçının dibinden ayrılmayan insanın üst düzey bir yöneticiyle yan yana geldiğinde sen de dahil olmak üzere herkesi itin bi tarafına sokmaya çalıştığına şahit olmak. Yalakalığının birinin bin para etmesi. İş dünyasında basen bölgesi yalanmadan bir yerlere gelinemediğini fark etmek ama çalışmak zorunda olmak. ''En azından kimsenin önünde eğilmeden işimi yapıyorum ve hala kovulmadım'' diye teselli bulmaya çabalamak.
Gün boyunca ellerinde Kaaaayuuu, Kaaaaaaayuu! diye ses çıkaran oyuncak Caillou bebekleriyle cirit atan en az 5 farklı çocuğa farklı farklı mekanlarda denk gelmek. Aslında ne Kayu'nun ne de çocukların sinir bozucu olması ancak Kaaaaaayuuuuu, Kaaaayuuuuuuuuuuu! sözünü üst üste 162 defa duymanın getirdiği bir sinirlilik halinin vücutta yer bulması. Bir yerden sonra yeter ulan, başlarım Kayunuza da size de! demek istemek ama pek tatlı bebeler ve Kayu'nun sevimliliği yüzünden herşeyi sineye çekmek.
Eldeki, avuçtaki son bozuklukları ''bunu yemek parası yaparım, şunlar da dolmuş parası olsun'' diye ayrıştırmanın sonunda, cüzdanda hiç para kalmadığını fark etmek. Asgari ücretten daha fazla maaş alınmasına ve fuzuli şeylere minimumun da altında harcama yapılmasına rağmen paranın bir türlü yettirilememesi. Hep birşeylerin eksik kalması, hep lan şunu da alabilseydim keşke diye iç geçirmek. Kapitalizmin çok boktan birşey olması.







