Pazartesi, Şubat 28, 2011

Alix Avien yapmış abi, saygı duyuyorum

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 28.2.11 9 Yorum var, evet.

Oje manyağı, hastası olduğumu şu blogda bir kere daha belirtmeme gerek var mı bilmiyorum ama 100'ü geçkin oje sayıma bugün nur topusu gibi 10 adet oje daha ekledim. Bunlardan biri de yukarıdaki fotoda görülebildiği üzre Alix Avien'in 120 nolu pembe mi pembe, şeker mi şeker ojesi olmakta yavrularım.

Alix Avien'in renk çeşitliliğini ve tonlarını pek sever, nerde bir Alix Avien marka oje satan kozmetikçi görsem mutlak üç beş tane alırım bunlardan. Bu günkü rastlayışımda anaaa Alix Avien'in yeni renklerinden gelmiiiş deyip daldırdım elimi oje sepetine. 5 - 6 tane aldım.. Bi de sudan ucuz oluyor bunlar, görme. 1.25 tl tanesi.. Bir ojeye 10 - 15 lira veren insan biliyorum ben; ne gerek var. Neticede para gökten yağmıyor, bu zamanda tutumlu olacaksın.

Gelelim görür görmez bunu almalıyım hissiyatıyla dolduğum 120 nolu ocemize. Normalde Alix Avien'in çoğu ojesini tek kat süremezsiniz. Aşırı saydam kalır, tırnaklarınız nah ben burdayım der gibi sırıtır ojenin altından ama bu renk hiç de öyle değilmiş. Sürdüğümde bu özelliği nedeniyle gönlüme taht kurdu kerata.. Tepedeki fotoğrafa bakarsanız tırnağımdaki ojelerin tek kat sürüldüğüne inanasınız gelmez ama tek kat, vallahi billahi. Öyle de yoğun ve parlak bir kıvamı varmış. Dakikasında hastası oldum, takdir ettim kendisini.

Bundan böyle süründüğüm ojelerin fotoğraflarını çekip bloguma koyarak haklarında bir kaç kelam edeceğim canlarım. Devasa oje arşivimle bunu yapmaya hakkım olduğuna inanıyorum. Öyleyse görüşmek dileğiyle, haydi kaçtım ben.

Feriha the Yalancının Önde Gideni'nde gelecek hafta

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 28.2.11 6 Yorum var, evet.
''Adını Feriha koydum, o da yetmedi anan olarak zengin veletlerine yar olman için adamadığım adak kalmadı; galiba işe de yarıyor lan hehehe!'' adlı dizinin son bölümünün son sahnesini izleyenler için bir kaç tüyo vermek, bakalım önümüzdeki hafta Feriha bu işin de içinden nasıl sıyrılacak? sorusuna cevap aramak amacıyla bir takım varsayımlar geliştirdim. Ama önce başkarakter Feriha'nın her bölüm fakir ve biçare olduğunu gizlemek uğruna binbir yalanlar sıkması konulu bu diziden bihaber olanlara minicik bir video izletmek istemekteyim. İşte biz ucuz ve avam dizikoliklerin izlerken ahha şimdi sıçtın Feriha bacı dediği o malum sahne efenim:

video

Peki canımız; yalancıların kraliçesi, piri, şahı biricik Ferimiz, önümüzdeki bölüm ne tür bir yalanla bu nahoş durumdan paçasını sıyırabilecek? Benim aklımda bir kaç senaryo var, bakalım:

1 - Ben kimim, burası neresi numarası:

Feriha, yavuklusu Emir'in '' Ferihaaa! Hııııaa nasıl yani? Sen, burda, garson olarak?! İnanamıyorum! '' içerikli şaşkın bakışlarına ve en az Feri'nin bizzat kendisi kadar yılan olan ama nedense başyılanmış gibi lanse edilen Hande kızın ahahahah işte foyanı böyle ortaya çıkarırım Fericiğim, biiiiplere yan bastın, hadi bakalım çık şimdi işin içinden çıkabilirsen mimiklerine karşın; birden kriz geçirip, Neler oluyor burda, ben neden burdayım?! - üzerindeki garson kıyafetine tarantula görmüş gibi bakarak- Kim giydirdi bunları bana?, çabbuk açıklama bekliyorum yoksa sizi şu an Amerika'nın enn lüks otelinde konaklamakta olan zenginler zengini aileme şikayet ederim. Ne içirdiniz lan bana, aman tanrım! diye ortalığı kırıp dökecek ve aslında herşeyin kendine kurulmuş bir komplo olduğunu ima edecek.. Bu 1. ihtimaldi.

2 - Emirciğim, zenginim ama gördüğün gibi bir o kadar da duyarlı ve alt tabakanın halinden anlar bir prensesim; ye beni! numarası:

Feriha, O'na sanki kendisini işini bitirdikten sonra sifon çekmek yerine klozetin içini el yordamıyla temizlerken rastlamış da şok olmuş gibi bakışlar savuran zangin kitleye '' ahahahaha siz ikiniz ve Emir, biricik aşkııım, çok şaşırdınız değil mi? Yaa işte okuldan sonraki boş zamanlarımda bizden çok daha kötü durumda yaşayan alt tabakanın nasıl bir psikoloji içinde olduğunu anlamak ve bir nebze de olsa onlara yardımcı olabilmek amacıyla garson olarak çalışıyorum. Ama bu elbette ailemin fantastik boyutta zengin olduğu gerçeğini değiştirmiyor. İyi kalpli zenginlerdeniz biz '' diye duyarlı yalancı palavrası sıkacak ve bu beladan da yakasını kurtarmış olacak. Bu da 2. ihtimaldi.

3 -  Sürpriiiiiz! İyi ki doğdun Handeeeee! numarası:

Diziyi izleyenler bilirler: Son bölümde sarışın yılanımsı kız Hande'nin doğum günü vardı ve Feri'yi de davet etmesine rağmen ''ayy o kaddar zengin bir ailem var ki eve geç kalmama korkunç derecede kızıyorlar. Evet, bu tavırlarının zengin olmalarıyla zerre alakası yok ama ben illa ki her sözümde zengin olduğumuzu belirtecem ya, söylemesem olmazdı. Kusura bakma Handeciğim, ben gelemiyorum.'' şeklinde bir red cevabı almıştı.
Feriha bu umulmadık karşılaşma sonrası işi şakaya vurarak '' Handeciiiiim sana gelemeyeceğim dedim ama bak burdayım, doğum günün kutlu olsun hayatım! Valla ben de böyle atraksiyon olsun diye kutlamaya garson kıyafetiyle katılayım dedim, kıyafet balosu misali; kabul et şaşırttım seni, ahahahahha! '' diyecek.

Valla bu 3 ihtimalin de olabilitesi bi hayli yüksek. Ya da Feriha, çok daha başka ve fantastik bir yalan uydurup yalancının önde gideni ünvanını bir kez daha, üzerine basa basa perçinleyecek.. Kızın hayatı yalan arkadaş, gerçekler ortaya çıktığında kahrından intihar eder artık. Öbür dünyada da zebanilere söyler artık yalanlarını. Ateş seni çağırıyor Feriha, uyarması benden.

Kısa bir teşekkür yazısı...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 28.2.11 0 Yorum var, evet.
Eğri oturup doğru konuşacağım: Blogumu okuyan insanlardan yazılarım hakkında övgü dolu sözler duyduğumda inanılmaz mahçup oluyorum. Ne diyeceğimi şaşırıyor, sözlerimi ''eheheh çok teşekkür ederim yaa sağolasın''la sınırlı tutuyorum. Çünkü bu blogu açtığımda aklımdaki tek istek, fikirlerimi beynimin içindeki sözcüklerle birleştirip sadece benim olduğunu bildiğim boş bir alana aktarabilmekten ibaretti. Şimdi bana göre öylesine, kimi zaman eğlence olsun, kimi zaman da düşüncelerimi yansıtabileyim diye birkaç şey karaladığımda okuyup beğenen insanların olması beni mutlu ediyor.

Özgür; az evvel yorumuyla haberdar olduğum güzel bir yazı yazmış ben ve blogumla alakalı.. Aslında biraz da bu sebeple yazdım bu yazıyı.. Uzun lafın kısası evvela Özgür'e, sonra da yazdıklarımı vaktini ayırıp da okuyan tüm herkese çok teşekkürler...

Pazar, Şubat 27, 2011

Sen aşırı derecede sevimli bişeysin yani öyle tarif edilecek gibi değil

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.2.11 6 Yorum var, evet.
Bi gün ben de bunların aynından kendi tırnaklarıma uygulayabilecek miyim bilmem ama inanılmaz tatlı, şeker, munis görünüyorlar. Sorsan beni de çok severler zaten. Oje canlarınızı sizin:

Diego abi; işin gücün havlu, karı - kız ulan!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.2.11 2 Yorum var, evet.
Karikatürün üstüne tıklanarak yazılar net bir şekilde okunabilir, artık bunu da ben söylemeyeyim di mi ama. Karikatürdeki diego esprisinin kaynağı için ayrıca tıklayın.
Aslında resim çiziktirme programının başına en klasiğinden bir dağ, ova, nehir resmi çizmeyi planlayıp oturmuşken hayalgücümün çekimine kapıldım ve bunu çizip yazıverdim iki dakikada. Zaten bi karikatür işine el atmamıştım o da oldu. Her boku bilen, eden, yazan, çizen ukala blogcu kız sıfatımdan zerre taviz vermiyorum görüldüğü üzre. Mutluyum, gururluyum.

Cumartesi, Şubat 26, 2011

Çünkü ben çocuktum.. Yoktum...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.2.11 5 Yorum var, evet.

'' Ben masal gibiydim. Bir vardım bir yoktum. Çünkü çocuktum. Büyükler beni görmek isterlerse var olurdum. Görmek istemezlerse yok.. Ama yanılıyorlardı. Ben hep vardım. En çok da beni yok sandıkları zamanlarda vardım. Hepsi birbirlerini birbirlerine göründükleri kadar biliyorlar, tanıyorlardı. Oysa benim yanımda bütün maskeleri düşüyordu. Çünkü ben çocuktum. Yoktum. Onları en gerçek halleriyle çizdim aklımın defterine. Ben büyüdükçe, onlar masal oldu içimde... ''

Yok abi ben kesin Eurovision'a katılıcam böyle olmuyor yani

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.2.11 2 Yorum var, evet.

Bak Yüksek Sadakat de deliler gibi eleştiriliyor. Yarın öbürgün Tarkan da gitse eleştirilecek, kaçışı yok.

Lan halk madem beğenmiyor profesyonel şarkıcıların şarkılarını, illa bi kulp buluyor; Türkiye'deki kalburüstü şarkıcılara sorduğun, teklif götürdüğün zaman da zaten çoğu ayyyyh hiç işim olmaz, amatör yarışması o diyor; e bırakın da amatörler katılsın bu yarışmaya o zaman.

Ben talibim vallahi, burdan ilan ediyorum :P Şununla katılmayı istiyordum evvelden ama yepisyeni bi beste yaptım iki gün önce; artık Erevizyon aday adayı parçam bu


Artık önümüzdeki sene, TRT'deki abiler / ablalar üzerinde üç - beş düzenleme yapıp bununla soksunlar beni Erevizyon'a, çok güzel olur bak. Ama yanımda dansçı ve vokal olarak Ajdar'ı isterim, yoksa vallahi de billahi de katılmam.
Size 1. vadediyorum kardeşlerim. TRT yap bi güzellik, burdayım; senden haber bekliyorum :P

Cuma, Şubat 25, 2011

Eurovision şarkımız belli oldu gençler: Live it up!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.2.11 8 Yorum var, evet.

Eveet, şurdan izleyebilmekteyiz yavrularım. Dilerseniz bu linkten mp3ünü de indirtebilirsiniz. Ben beğendim açıkcası. Süper über bi şarkı değil ama fena da sayılmaz. Eurovision için fazla bile hatta..
Geçen sene we could be the same'i ilk dinlediğimde tıpkı şu an düşündüklerimin aynısını düşündüğümü hatırlıyorum. Alt yapısıyla accık oynasalar daha iyiye gider bu şarkı. O potansiyel var. Başarılar diliyorum.

Hızlı hızlı geçiyorum, anlayanlar anlamayanlara anlatsın

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.2.11 3 Yorum var, evet.
bazen keşke benim de tek derdim yarın yapılacak olan biyoloji sınavı ve benim buna hiç çalışmamış olduğum gerçeği olsa diye düşünmeden edemiyorum. ancak hayat, ergen olmayan biri için bunlardan çok daha fazla dert barındırıyor. herşey bir mendel, üç beş bezelye tanesinden ibaret değil. marifet, o bezelyeyi alıp iki kap yemek yapmanı sağlayacak parayı kazanabileceğin işi bulmakta. bezelye demişken, nefret ederim ama mendel de kafayı bezelyelerle bozmuş arkadaş. gül gibi karnıbahar dururken hem de; kınıyorum.

sevdiceğim olacak canlı dokusu bana internet ortamında <3 işaretiyle sonlandırılan bir takım sevgi sözcükleriyle seslense yemin ediyorum terk ederim onu. <3 ne be? küfreder gibi! güya kalp işaretiymiş, hadi ordan diyorum, hiç kalp görmesek yutacaktık. şey gibi ulan o, şey işte.. o üç’e kafayı sola yatırarak dikkatlice bak hele, hah öyle bişey işte. resmen küfür gibi; adam gelecek ‘aşkım sni çok seviorum <3 <3 <3 !!!!!!!!’ yapacak bana ha? hela terliğiyle döverim, hırta bak.

inanmazsın, yeryüzünde justin bieber’ın geleceğin michael jackson’ı olacağını öngören insanlar var. doğruluk payı varsa o geleceği görmek istemiyorum ben, hayattan soğudum. yapmayın, etmeyin; şakanın da bir dozu, bir sınırı vardır bildiğim. michael mezarında ters dönmüştür şimdi, yazık lan adama.

ıssız adam var ya hani, işte orda sarmaları löp löp mideye indirdiği sırada gözden çıkarıldığını öğrenince kriz geçirip godzilla’ya dönüşen bi kız var. olay ondan sonra duygusala bağlıyor. insanlar da oturup ağlıyor buna. bundan ibaret.
tarçınlı ve havuçlu kek de ıssız adam’dan sonra pek bi trend oldu ayrıcana. mesela ben üzümlü ve cevizli kek yapıyorum ama söylemesi eş, dost ortamında zerre karizma kazandırmıyor insana. lakin bak ”ayyyh bugün de haviçli tarçinli kek eyledim!” diyen birine, direkt piyasa, direkt karizma.

internet insanlarının yaş öğrenme merakına hastayım. nette forumlar, siteler ya da kişisel bloglar aracılığıyla birini mi gözüne kestirdi, o kişiyle iletişime geçebilirse ilk önce yaşını sorar. lan belki ben emperyalist bir ülke tarafından görevlendirilmiş, kendi halinde blog yazan biri gibi görünüp aslında ajanlık faaliyetleri yürüten bir casusum, madem hakkımda birşeyler öğrenmek istiyorsun; evvela sorsana önce kimsin, nesin, nerden geldin diye. yok ama, ilk önce öğrenilen şey illa yaş olacak, neden bilmem. öyle.

Eurovision Komşuculuk Yarışması'nda bir yalnızlar ülkesi: Türkiye

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.2.11 10 Yorum var, evet.
En azından dost ve kardeş ülke Azerbaycan da son yıllarda iştirak etmeye başladı da yarışmaya, artık biz de bakıııın bizim de kapı gibi komşumuz var ve 12'leri karşılıklı paslayabiliyoruz, nabeeeer?! diyebiliyoruz Avrupalı komşusever ülkelere. Ya da Bülent Özveren'in değimiyle: ''Bakın bu ülke de 12 puanı komşusuna verdi gördünüz mü değerli izleyiciler, bunlar hep böyle. Bizi sevmiyorlar işte ühühühüh!''

Demin Youtube'da, 2011 Eurovision şarkımızın açıklanacak olmasına saatler kalması sebebiyle yakın geçmişteki Eurovision temsilcilerimizin performanslarını izleyeyim dedim, tarifsiz duygular içindeyim şu an. Ondandır bu ve Eurovision ve komşuculuk muhabbetleri içine girip çıkamamış olmam...


Misal hatırlayanlarınız çokçadır, 2005 yılında bununla temsil edilmiş idik. Kabus gibi lakin doğru..
Düşünsenize birileri çıkıyor, ''sevgili Türk halkı, seni Rimi Rimi Ley adı verdiğimiz bu ses ziyanlığına layık görüyoruz, sus ve rimi rimilemeye devam et'' diyor, inanabiliyor musunuz? Oldu ama bu, yaptılar yani.

2007'de de Kenan Doğulu kardeşimiz tarafından temsillere boğulmuştuk. Shake it up shekerim gibi en gereksizinden bir isme sahip olan şarkıyı, o zamanlar ne yalan diyeyim hiç içime sindiremedim. Ama yarışma gecesindeki performansı sonrası hımm derece yapar bu dediğimi iyi hatırlıyorum. Nitekim de öyle oldu, 4. geldi kendisi. Ama sevmedim, sevemedim şarkıyı bir türlü. Dinledikçe bu kadar yapmacıklık, eğretilik olmaz diyesi geliyor insanın.

Athena'nın yarıştığı 2004'te, Sertab Erener'in bir önceki seneki birinciğinden ötürü yarışmayı Türkiye düzenlemişti. Youtube'dan tekrar izlediğim kadarıyla harika bir evsahipliği yapmışız, kıvanç hislerim depreşti. Athena da fevkaladenin fevkinde bir performans sergilemiş. Hah şöyle Türkilizce değil de adam gibi, ya tamamen İngilizce, ya da tamamen Türkçe, doğru düzgün, dinlenebilitesi mevcut bi şarkı yapın; canımı iyin canlar. (Bu sözüm diğer Eurovision temsilcilerimizeydi, Athena üstüne alınmasın :P) Bu arada yazmazsam içimde kalır, aynı yarışmada hayatımda dinlediğim en salak şarkı olan Yunanistan'ın shake it'i Athena'nın önünde 3. olmuştu. Sakis abi'ye saygım sonsuz ama o ucuzlar ucuzu parçayla derece yapmasına inanılmaz kıl olmuştum, hala da bu kıllık durumum devam eder.

2006'da Superstar'la (aka. Supıhhstah'la), 2008'de Deli'yle, 2009'da da Düm Tek Tek'le temsil edilmiş idik. Biraz karışık bir sıralama oldu ama ne edeceksin, izlediğim videoların sıralamasıyla gidiyorum. Deli'ye de sana o iki ne idüğü belirsiz şarkının arasında yer verdiğim için üzgünüm demek elzem oldu artık, kusura bakma Mor ve Ötesi :P

Geçtiğimiz seneyi, 2010'u en sona bıraktım çünkü anlatacaklarım biraz uzun: Manga'nın we could be the same'ini ilk dinlediğimde ziyadesiyle beğenmiştim, derece kesin diyordum ancak Almanya ve Azerbaycan'ın şarkılarını daha çok sevdiğimden, onlardan biri birinci olmalı diye de geçiriyordum içimden taa ki 3 ülkenin yarışma gecesindeki performanslarını izleyinceye kadar..
Hadi Azerbaycan'ı geçtim, ilk üçe giremedi çünkü fazla slovdu ve bu tarz şarkılar binde bir derecesinde Eurovision'da iş yapar. Ama Almanya'nın performansı tek kelimeyle berbattı. Benim yarışmadan evvel döndere döndere dinlediğim Satellite gitmiş, yerine sahnede karın ağrısı çekiyormuş gibi garip, cıvık ve saçma hareketler eşliğinde dandikler ötesi bir sesle mıymıylayan bir adet Lena Meyer kişisi gelmişti. Üstüne bir de Manga'nın oha abicim ohaa! önünde eğiliyorum'luk performansı ve sahne şovu eklenince dedim Allah be, kesin birinciyiz. Ama ne yaptı o salak Avrupalı izleyici?: Gitti vi vi vii diye vızıldayan, sahte aksanlı, yapmacık hareketler sergilemezse ölecek hastalığından muzdarip Alman çocuğu birinci etti. Senin övvv ayy diyen aksanına ben e mi kız gibi! Bi de İngilizce şakıdığına bakmayın, anadili Almanca bunun.. Yani bildiğin yah yah ih bin ih bin ih bin! diyen biri kendisi, burda ispatı da var. Arkadaş amma doluymuşum ben de be, yanımda olsa linç edecem kızı nerdeyse. Kendimi kınıyorum :P Bu sene de Almanya adına yarışacak Lena kardeş (Almanlar kırk yılın başı bi kuş tutmuşlar bırakmak istemiyorlar haliyle), bu sefer şarkısı cidden kötü ama, ooh canıma değsin! :P

Neyse, bakalım hele Yüksek Sadakat'in şarkısı nasıl birşey olacak. Bekleyip görelim zira şurda açıklanmasına saatler kaldı. Sonrasında ayy iğrenç bi şarkı yaa nooolur bunla temsil edilmiyeliiiiim, keşke hande yener gitseydi yaaa ya da çok beğendim, eurovision'da iş yapar türü ve türevi yorumlarımla tekrar karşınızda olacağım. Şimdi sizleri bana göre en güzel, en muhteşem, en harikulade Eurovision şarkımızla başbaşa bırakıyorum, görüşmek üzere güzeller:

video

Perşembe, Şubat 24, 2011

Çok caniyim ama çaktırmıyorum

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 24.2.11 5 Yorum var, evet.
video

Sims oynamaktan helak olduğum zamanlarda - ki bu Sims 1 oynadığım dönemlere denk gelir- sim öldürmek benim için en büyük hobilerden biri idi.

Sonraları artık Sims'in ilk versiyonu kesmemeye başlayınca 2'yi kurdum bilgisayarıma ve elbette ilk işim bakalım bu versiyonda simler nasıl ve ne şekillerde ölebiliyor? sorusunun cevabına yanıt aramak oldu. Boş arsada eşyaları toprağa, taşa döşeyerek yarattığım sim ailesini arsaya yerleştirdim. Kıllık olsun diye buzdolabı satın aldım ama tuvalet ve banyo koymadım. Biçareler yiyip yiyip altlarına ve yere dolduruyorlardı. Hayvan leşi gibi kokmaları da cabası.. Ve ben tüm bu olanlardan manyakça, sadistçe zevk alıyordum. Üstelik zamanı da hızlı moda almıştım ki çabucak geberip gitsinler, ben de başka simler yaratıp üzerlerinde farklı farklı ölüm şekilleri deneyebileyim diye.. En sonunda evin reisi olacak adam - ki kendisini üst videoda salt donla yerde hareketsiz yatarken görebilirsiniz - sıçarım lan ben böyle hayatın içine! deyip nalları dikizledi. Bu esnada olaya Azrail'in de müdahil olması, vay anasını gerçekçiliğe bak derdirtti şahsıma.

Allah taksiratını affetsin. İyi adamdı, severdim. Gün içi de dahil dört tarafı açık umumi mekanda donla dolaşması haricinde bir yamuğu da yoktu. Mekanı cennet olsun.

Eduardo Eduardo, beni bırakıp da nerelere gidiyorsun hain erkek?!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 24.2.11 8 Yorum var, evet.
video
Video: Halit Ergenç ve Bergüzar Korel'in rol aldığı Hırvat marketler zinciri reklamı

Valla Mısır Devrimi'ni, Amerikan emperyalizmini, ağır abi apoletli devletlerin sömürgecilik tutkusunu, terörle mücadele adı altında yapılan bitmek tükenmek bilmez kıtalararası işgalcilik seyahatlerini filan bilmem de; 3. dünya savaşı Türk dizileri ve Latin Amerika dizileri arasındaki uluslararası prestij mücadelesinden ötürü patlak verecekmiş gibi görünüyor. (yani Meksika ulan entrika bizim işimiz, kimseye pabuç bırakmayız! diyerekten Türkiye'ye nota verebilir, sonra seyreyleyin cümbüşü! :P)

Üstelik şu sıralar, Türk dizileri Latin Amerika dizilerini bir takım dünya coğrafyalarında ezdi, geçti, süpürdü; o raddeye, o başarıya ulaştı yaban ellerde.

Daha evvelinde, bu abovv, vış! nidalarıyla karşılanabilitesi mevcut başarıyı şaşırarak, ne oluyor abi? hissiyatı içinde bloguma yazmış idim. O günlerden bu günlere pek çok şey değişti. Artık salt Arap yarımadası ya da Balkanlar değil; Orta Avrupa da biz Türk gençliğinin önemli bir kısmısının ''ıyy Yaprak Dökümü mü? Ben sadece hav ay met yor madır izlerim cicim, Türk dizilerini çok banal buluyorum, hıh'' şeklinde aşağıladığı ama ne hikmetse her hafta mutlaka zap yaparken denk gelip azıcık ucundan (hı hı) izlediği diziciklerimize ölüp bitmekteler. Belki inanmayacaksınız ama, Tek Türkiye'yi dahi yayımlayan ülke var sevgili okur kitlesi! Evet, o derece!

Aşağıdaki istatistiği toparlamak için yemedim içmedim, ne kadar ecnebi forum, site varsa dolaştım. Netice itibariyle diziler sayesinde bizlere ve Türkiye'ye karşı bakışın ve düşüncelerin ne raddeye geldiğine dair önemli ve dikkate değer ipuçlarına ulaştım:


İşte dizilerimizi izleyip mest olan çeşitli ülkelerden ecnebi insanların yorumları; tıpkı nah tepedeki Umut Sarıkaya karikatürü adamları gibi kıvançla okuyunuz:

- Senelerce bize Türkler'in kötü olduğu öğretildi. Ama bu önyargılar çok saçma. Bu dizi çok güzel.
- İstanbul ve Türk müziği mükemmel!
- Kaynanamla oturup izliyorum (Höh!) Hiçbir bölümünü kaçırmadım. Bizi böyle bir diziyle buluşturduğun için çok teşekkürler BilmemneTV!
- Yaprak Dökümü gelmiş geçmiş en güzel dizilerden biri. Konusu çok gerçekçi.
- Ya bu diziye bayılıyorum ama daha fazla Türk dizisi yayımlayamaz mısınız? Türk dizilerini izlemeyi seviyorum! (Oha be ablacım, serzenişte bulunduğun kanal halihazırda 3 tane Türk dizisi yayımlıyor zaten, ne doyumsuzmuşsun!) 
- İstanbul'un harikulade manzaralarını görme fırsatı buluyorum. Binbir Gece'yi o yüzden çok seviyorum.
- İşte bu mükemmel! Güzel Türklere ve Şehrazat'a aşık oldum!  (İşte bu yorumu okumamın hemen akabinde sevinç ve gururdan ağlar vaziyette balkondaki Türk bayrağını öperken buldum kendimi. Lan insan kaldıramıyor, öyle deme! Barbar Türkler lafına boyun eyip iyice kanıksadıktan sonra birden şaaak diye Güzel Türkler lafıyla karşılaşınca afalladım, şok geçirdim... Tüm gün şiş gözlerle dolaştım sen ne diyorsun! :P)

Ha olumsuz yorumlar da yok mu; var:

- Türkler bizi 500 yıl boyunca köle yaptı. Ama biz onların dizilerine ölüp bitiyoruz. Sırp halkı kendine gel!
- Tekrar Türkler'in işgali altına girdik! :S
- Bu tür soap operaları hiç sevmiyorum. GaydırıguppakTV'den daha kaliteli şeyler yayımlamasını beklerdim.

Ama saydığım olumsuz yorumlar, olumluların yanında devede kulak kalır; pire kalır, bit kalır, sirke kalır. Yani 100 kişi olumlu yorum yapmışsa, 5 kişi de bize ve dizilere saydırmış; önemsemeye değmez.

Son olarak, bahsi geçen muhtelif dizileri yayımlayan ecnebi tv kanallarından bildiklerimin linklerini de vereyim de olaydan bi haber olanlar hayagücün güzel; iyi sallıyorsun ama yemezler demesin. Bizde yalan yok kardeş, ne okuyorsak o:

Prva TV (Sırbistan'da Yaprak Dökümü ve Gümüş'ü gösteriyor. Bir aralar da Binbir Gece'yi gösterdiydi. Geçen ayların birinde Bergüzar Korel ve Halit Ergenç Belgrad'ı ziyaret etmiş; halk, basın, medya sevinçten deliye dönmüş resmen; burdan şeyedebilirsiniz. İzlemek mi deniyordu neydi, hah işte ondan.)

RTL (Hırvat televizyonu.. Şu sıralar 3 Türk dizisi birden; Dudaktan Kalbe, Ezel ve Binbir Gece'yi yayımlıyor. Hırvatlar bizim dizilere pek bayılmış anlaşılan :P)

Antenna 1 (Yunan kanalı Antenna 1, Binbir Gece ve Gümüş'ü yayımlamakta. Yunanlıların ilgisine fazla şaşırmıyorum. Neticede komşuyuz, çok benzer yönlerimiz var falan fıstık. Doğal karşılamak lazım)

Nova TV (Çek kanalı. Binbir Gece'ye daha yeni başlamışlar ama millet şimdiden hastası olmuşa benziyor. Onur ve Şehrazat'ı Çekçe dublajla izlemek pek bi garipmiş)

Markiza TV (Eh, Çekler'in Binbir Gece'yi keşfetmelerini sağlayan elbette eski toprakdaşları Slovaklar.. Dizi İlk önce Slovak Markiza TV'de yayımlanmış, çok tutulunca Çekler lan biz de yayımlayak o zaman görüsüyle transfer edivermişler. İyi de etmişler, namımız yürüsün. )

OBN (Bosna Hersek kanallarından. Şu sıralar Gümüş, Deli Yürek, Acı Hayat ve - inanması güç ama - Tek Türkiye'yi yayımlıyorlar. N'aptınız siz kardeş?! demek istiyorum burdan Boşnaklara. Tek Türkiye mi? Bu konu hakkında daha fazla yorum yapmayacağım; hayat çok garip.)

BTV (Bulgar televiziyası. Bir vakitler Yaprak Dökümü'nü yayımlayıp Bulgarlar'ın manyak ötesi ilgisine mazhar olunca devamını getirerek şu sıralar Aşk-ı Memnu'yu gösteriyorlar.)

A1 (Makedonya güdümlü bu kanalda da Yaprak Dökümü ve Hanımın Çiftliği yayımlanmakta.)

Şöyle de bir kaç parodik video buldum bizim dizilerin Balkan diyarlarını etkisi altına almasıyla alakalı: 1, 2, 3
Dilden ötürü pek birşey anlamadım ama yine de güzel lan.. Biz Türk dişileri seneler evvel Latin dizilerini izleyip izleyip ağlaşmadık mı Antonyo yi benii! diye? Halk olarak ecnebi memleketleri dizilerde görüp de dillerinden, kültürlerinden etkilenmedik mi sorarım size? Kızçeler yeri geldi kendimizi Marimar yerine koyduk Sergio'ya küfürler yağdırdık; yeri geldi Milagros olduk İvo'yla evlenme hayalleri kurduk.. El kadar olanlarımız kendini Pikaçu aka. sarı piç sandı, camlardan, damlardan atladı. ( Evet baya salakmışız zamanında :P) Şimdi aynı hisleri o uzak diyarlardaki insanlar bizim dizilerimizi izleyerek bizim ülkemiz, dilimiz, kültürümüz, insanımız için hissediyor. Ve bu bizim Rosalinda'yı izleyip saçımızı başımızı Thalia gibi yapmaya çalışmamızdan çok daha fazla mana içeriyor çünkü bir kere Türkiye ve Türkler'in yurtdışındaki imajı pek de iç açıcı değil. Bu diziler sayesinde insanlar aslında öcü olmadığımızı idrak ediyorlar. Misal Binbir Gece'nin gösterilmesinden sonra Balkanlar'da Türkçe'ye karşı inanılmaz bir ilgi artışı yaşanmış, Türkçe kursları yoğun talep görmekteymiş. Tur şirketleri Onur ve Şehrazat'ın şehrine seyahat edin! sloganıyla İstanbul'a turistik seferler düzenliyormuş. Bence bunlar hiç de yabana atılacak gelişmeler değil.

Eskiden Eduardo, Eduardo beni bırakıp da nerelere gidiyorsun hain erkek?! diye inleyen Arap yarımadası, Balkanlar ve Orta Avrupa kadını şimdilerde Amaaan gidersen git be, sana mı kaldım? Benim taş gibi Onur Aksal'ım (Binbir Gece), Mehmet Şadoğlu'm (Gümüş) ve Ezel Bayraktar'ım (Ezel) var. Yürrüüü ancak gidersin! diye haykırıyor adeta. Bu başarıda pay sahibi olan ve emeği geçen herkesi ısırarak öpmeyi kendime görev addediyorum. Gıptayla ve kıvançla takip ediyorum cidden; tebrikler efendim...

Çarşamba, Şubat 23, 2011

Lane moje ovih dana, vise i ne tugujem...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 23.2.11 0 Yorum var, evet.
video

Bu şarkıya blogumun muhtelif yazılarında, sağda solda yer vermiş; övmüş, göklere çıkarıp orda bırakmışlığım çoktur. Ama videosunu direkt blogumda yayımlama fırsatı bulamamıştım hiç..

Bazı katı kurallarım var: Mesela bu şarkıyı dinletip de güzel değilmiş tepkisi aldığım insanlarla selamı sabahı kesiyorum. Hatta duygusal bir anıma denk gelirse abartıp, beğenmeyen bireye tekme tokat daldığım bile oluyor. O denli önemli bir yere sahip bu şarkı bende. Evladım gibi benimsemişim artık, her gün bir kere dinlemezsem kendimi huzursuz hissediyorum. Eurovision denen aslında birbirinden dandik şarkıların yarıştığı yarışmayı her sene deliler gibi takip ediyorsam bunda lan lane moje gibi bir şarkı yarışır mı yine acaba? umudumun büyük payı vardır, kayıt altına alınsın istedim...

Şey: Şarkının Türkçe çevirisinin bulunduğu çoğu sitede lane moje kelimeleri canım benim, aşkım benim, balım benim ya da kuzum benim diye çevrilmiş ama doğrusunun ceylanım benim olması gerekmiyor mu? Lane ''ceylan'' demek bildiğim kadarıyla.. Bilen birileri konuyu açıklığa kavuşturursa sevineceğim.

Her kim çaldıysa tekrar yerine koysun yoksa meraktan çatlayacağım burda!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 23.2.11 7 Yorum var, evet.
Bertie Brown çok şanslı bir çocuk. Yatak odasında çatı penceresi var. Bu da yatağa uzandığında gökyüzünü görebileceği manasına geliyor. Kuşları, bulutları, uçakları görebiliyor ama herşeyden önemlisi, uzandığında aya bakmayı çok seviyor. 
Soğuk bir Kasım akşamı; Bertie her zaman yaptığı gibi gökyüzüne bakmak ve ayın hangi halde olduğunu görmek için yatağa uzanmaya hazırlandı ama onu hiçbir yerde göremedi. Oldukça endişelendi ve kendi kendine düşünmeye başladı: ''Acaba ayı kim çaldı?'' 
Bahçeye çıkmaya ve eğer görecek olursa gececi hayvanların yardımına başvurmaya karar verdi. Gececi hayvanlar, geceleri ay çıktığında ve biz yatağa gittiğimizde ortaya çıkarlar...
Bertie ilk önce kirpiyi gördü. ''İyi akşamlar kirpi'' dedi kibarca. Kirpiyi sinirlendirmek istemiyordu. ''Ayı sen mi çaldın? Onu hiçbir yerde bulamıyorum da.''
''Hayır'' dedi kirpi. ''Ben çalmadım.'' ''Akşam üzeri yaprakların arasında yiyecek aramakla meşguldüm.'' ''Peki'' dedi Bertie, ''Seni rahatsız ettiğim için üzgünüm.'' Tekrar aramaya koyuldu.
Sonrasında Bertie tilkiyi gördü. ''İyi akşamlar tilki'' dedi kibarca. Tilkiyi sinirlendirmek istemiyordu. ''Ayı sen mi çaldın? Onu hiçbir yerde bulamıyorum da.''
''Hayır'' dedi tilki. ''Ben çalmadım.'' ''Akşam üzeri yavrularımla beraber evimizde oyun oynuyordum.'' ''Peki'' dedi Bertie, ''seni rahatsız ettiğim için üzgünüm.'' Ve tekrar aramaya koyuldu. .............................. (Kaynak)
t.u.b.a; kendini kaptırmış bir biçimde hikayenin geri kalanını okumak üzere kaynak linkindeki sayfayı çevirdiği anda karşısına aşağıdaki yazı çıktı ve rüyadan uyandı, küçük çapta bir şok geçirdi:


Allah cezanızı versin lan! Hevesimi kursağımda bıraktınız, ne güzel okuyordum. İlla yapacaksınız di mi kapitalist propagandanızı! Sonrasında ne olduğunu öğrenmek için kitabı satın alınmış. Almıyorum ulan, zaten Türkiye'de yok, satmıyorsunuz ki nasıl alıcam? Hayır en azından burda olsa gider bi kitapçıya, göz atıyorum yalanıyla geri kalanını okurdum bi şekilde. Çocuk kitabı neticede; üç beş sayfa birşeydir. O değil, kitabın çizimlerini yapan adam Rus. Rus ama o da kapitalizmin uşağı olmuş. Gözümden düştün Vlad Gerasimov, duvar kağıtların enfes olsa da gözümden düştün bi kere. Stalin'in, Lenin'in, en önemlisi Karl babanın kemikleri sızlıyor şu an mezarlarında, biliyor musun bunu? Eshefle kınıyorum.

Sonunu delicesine merak ediyorum arkadaş bunun. Bir Lost kadar karizması ve gizemi var şu an benim nezdimde. Ne olacak? Bertie hırsızı bulabilecek mi? Ay'ı kim cukkaladı? Merak ediyorum. Anormal olmak tam manasıyla buna tekabül ediyor sanırsam, evet.

Şey: Neredeyse hiçliğe yakın, berbat İngilizcemle tek başıma, yapayalnız bir biçimde çevirdim hikayeyi. Dolayısıyla yanlış tercüme ettiğim yerler olmuştur, normaldir. Sonuç itibariyle lisede öğrenilen İngilizce'yle ancak bu kadar oluyor. Hor görmeyin, dalga geçmeyin. Ağlıyorum sonra, makyajım filan bozuluyor; hoş değil.

Umut Sarıkaya karikatürlerinden bir demet v.1

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 23.2.11 3 Yorum var, evet.

Bir aralar Yiğit Özgür karikatürlerine sardırmıştım, hatta bilgisayarımda 500'e yakın karikatür arşivim vardır ama son zamanlardaki favorim Umut Sarıkaya..

Bir adet yukarıda, gerisi aşağıda olmak üzere kendisinin yarıcı özelliği yüksek bir kaç karikatürünü bulabilirsiniz. Üzerlerine tıklayınca büsbüyük olduklarını ve böylece daha rahat gözlemlenebildiklerini belirtir, huzurlarınızdan terkimi talep ve niyaz ederim.


Salı, Şubat 22, 2011

Tüh, halbüsü ben de kılıcımı kuşanmış sefer emrini bekliyordum..

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.2.11 8 Yorum var, evet.
Libya'nın en büyük ikinci kenti Bingazi'de başlayan ve çevre şehirlerle devam eden isyan başkent Trablus'a da yayıldı. Şehirde bugün düzenlenen gösterilerde güvenlik güçleriyle protestocular arasında çıkan çatışmalarda toplam 160 kişinin öldüğü bildirildi.

Seyfülislam Kaddafi dün gece devlet televizyonundan halka seslenerek, "Son mermiye kadar savaşacağız... Libya'yı İtalyanlara veya Türklere bırakmayacağız" ifadesini kullandı. (Kaynak: Hürriyet)

Bak inanmazsın değerli okuyucu, üfleyici; kaç gecedir bu seferin muvaffakiyete ereceği hayaliyle gözüme uykunun damlası girmiyordu. Demek ki kısmet değilmiş, mukadderat.. Dur gidip Sultan Sülüman'a söyleyeyim bari, adam kaç gündür sefer hazırlıkları yapıyor. Gidip diyeyim ''Kaddafi Libya'yı Türklere bırakmayacağını söyledi hünkarım, haybeye top tüfek stoklamayın'' diye. Herif boşu boşuna o kadar yolu tepmesin arkadaş; ne bileyim gitsin Rodos'a atarlansın hem daha kolay lokma. Libya olmaz, cunyır Kaddafi kızıyo.

Karikatür Umut Sarıkaya'dan...
Bu insanların da işleri zor be abi.. Binbir diktatörlükle ülke yönet sonra en ufak bir isyanda ''ülkemizi bölmek isteyenler aslında Sao Paulolular bi de böğürerek şarkı söyleyen Tuvalı o iki adam.. Böldürtmeyecez lan bu ülkeyi, kıçınızı yırtsanız da böldürtmeyecez; sıkıyosa bölünn!'' diye sinir yap. Ulaştıkları kafa yapısı, bu düzeyde bir fantazismi nasıl oluyor da içeriyor ben hayretler içerisindeyim. Hayır biz, Türkiye olarak ne zamandan beri ülke işgal eder olduk lan? Ben ne çok şey kaçırmışım. 100 sene evvel bırakmamış mıydık işgalcilik oyunlarını. N'oluyor aga?  Bi de İtalyanlar demiş, abovv kombine bak!

Kafan çok güzelmiş Kaddaficiğim, uzun seneler kırıp dökmeden kullanırsın inşallah, maşallah; garanti belgesini kaybetme e mi; olur da servislik bir durum olursa kabul etmiyorlar sonra.. Neler vasıtasıyla bu kadar yükselebiliyorsun bize de söyle de yanlışlıkla yiyip içmeyelim onlardan olur mu? Bu kafayla Türkiye Cumhuriyeti olarak talep etsek zerre sorgulamadan ödeyeceğinizi düşündüğüm öşür verginizi aksatmayın, geçende 200 akçe eksik ödemişsiniz, bir daha olmasın. Hadi canım ciğerim, hadi.

Pazartesi, Şubat 21, 2011

Hayat ne tuhaf THY filan

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.2.11 2 Yorum var, evet.
video

Ulan sen kalk koskoca Kobe Bryant'a tek rakibim Türk Hava Yolları dedirt hemi de Türkçe; olacak şey değil vallahi Tankut!

Bir kaç ay önce de Shaquille O'Neal Selamun Aleyküm baba demişti. Şimdi de bu.. Dünya nereye gidiyor arkadaş, şaşıyorum.

Gerçi zamanında Kevin Costner'a da üzerinde ne mutlu Türk'üm diyene! yazan şapka taktırmış adamlar bunlar; herşey beklerim, beklenir yani. :P

Hazır Shaq demişken; Allah cezanı versin senin hayvan herif; bu ne lan? Sesli güldüm, hatta hala gülüyorum! Ölme sen e mi, pek yaşa yumoş yavrusu seni! :P

İzninle oha diyebilir miyim sevgili Güntekin?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.2.11 6 Yorum var, evet.

Bu kız, bundan 2 sene evvel tekme tokat Eurovisionlar'a yollayıp, üstüne bir de kırmızı bir dansöz kıyafeti giydirip, düm tek de düme teke de diye şarkı çığırttığımız - evet tam manasıyla yarışma akşamı şarkıyı söylememiş, resmen çığırmıştı. Bir ara ses telleri kopacak diye korkmuştum ekran başında - Hadise evladımız olmaktadır sevgili İstanbullular, Nevşehirliler, Şırnaklılar, Rizeliler, Aşağı Saksonyalılar... Hani tanıyamayanınız olursa diye bilgilendireyim istedim.

Ama oha di mi? Bence de yani: OHA!

Yavrum senin imajmeykırın kim? O gözlüklerin, o ojelerin, o saçın, saçının rengi, verdiğin poz, arka plandaki en mükemmelinden turkuaz tonu, leopar elbisen nasıl bu kadar uyum ve ahenk içinde bir araya gelebilir? On üzerinden on veriyorum sana. Şu dişil halimle benim dahi dibim düştü lan, iki saattir melül melül bakıyorum fotoğrafa. Doğru söyle kız, kimden arakladınız bu fotoğraf konseptini? Bak vallahi kimseye söylemeyeceğim, söz :P Ha arak değil de orijinal, senin ekibinin bulduğu bir konseptse o zaman çifte OHA diyorum!

Öpüyorum seni Hadiseciğim.. Aferim, aynen böyle devam.

Kendime not: O yeşil ojenin aynısından bulunup alınacak. Hatta bir daha bulunamama ihtimaline karşın fazla fazla alınıp stok edilecek.

Hadise'ye not: Bebeğim madem şunu, bu şekilde söyleme ihtimalin vardı da, neden yarışma akşamı boğazlanan biçare tavuk gibi safi bağırdın durdun? Bak sakin sakin de gayet güzelmiş halbuki sesin. Neyse, yolun açık olsun, ne diyeyim.

Pazar, Şubat 20, 2011

BİM'e gidip Dankek almışsın, sana hiç yakıştıramadım dostum

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.2.11 12 Yorum var, evet.

İşte bilinçli, vefakar, cefakar, yıllarını o karton kolilerin salgıladığı samimi ve içimizden biri havasına adamış BİM müşterisinin hassasiyeti budur abicim!

BİM'den alışveriş ediyorsan, antin kuntin markalara hücum etmeyeceksin arkadaş! Adam gibi Dost yoğurdunu, sütünü, Muratbey kaşarını, Bili Bili yumurtalarını, Hürrem çorbanı, Blume tuvalet kağıdını alıp, mağrur ve gururlu bir biçimde terk edeceksin BİM mahalini.. Yoksa BİM'e gidip de Le Cola yerine Coca Cola ya da Pepsi, Hürrem yerine Knorr, Centro yerine Ülker Çikolatalı Gofret, beyaz kahverengi paketli BİM kek yerine Dankek alıyorsan hiç de yakışık almayan bir takım hareketler bütününe imza atıyorsun demektir; ayıp ki ne ayıp.

Şey: Bu arada beyaz kahverengi paketli BİM kek'in kısaltılmış adı Casey'dir gençler, aklınızda bulunsun.

Cumartesi, Şubat 19, 2011

Feysbuk muhabbetleri v.2

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.2.11 2 Yorum var, evet.

Net ortamında ebeveynlerinize yakalanabileceğiniz tek ortam: Feysbuk

Havan kime yabancı?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.2.11 8 Yorum var, evet.
İnsanoğlunun her gün yeni bir garipliğini keşfediyorum ve sizi bana sayıyla mı verdiler ulan?! diye haykırmak, bağırmaktan harap, bitap düşüyorum mütemadiyen. Bu seferki gariplik tam evlere şenlik. Yani aç Demet Akalın şarkılarını, eşliğinde eller havaya yap; o kalitede.

Aslında isyanım şu şekilde olmalıydı: Biz kadınlar neden böyleyiz?:


- Yeni parfümün çok güzelmiş Esracığım, adı ne?
- Ayh kusura bakma ama söyleyemem şekerim, bizim kızların kulağına gider de onlar da alır sonra, bi esprisi kalmaz.
- Hııı anlıyorum..

- Esra dur bi bakayım, çizmelerin çok hoş. Nerden aldın?
- Ya söylemesem tatlım. Herkes alıcak sonra, hoş değil yani.
- Peki, oldu o zaman.

- Esraaaa, aman Tanrım, üzerindeki ne güzel bir hırka öyle? Geçende filanca mağazasında benzerini görmüştüm; ordan mı aldın?
- Hayır, ne münasebet! (Oha!) Ordan almadım tabii. Hem kalmamıştır, bitmiştir. Yani bu sondu. Boşuna aramayın, yok başka!
- Sen de bambaşkaymışsın Esra.

Evet; gayet de yaşayan, -ne yazık ki- senin benim gibi nefes alan varlıklardır bu ve bunun gibiler. Mutlak rastlamışsınızdır bir yerlerde.. Sanki kullandığı parfümün adını söylese etrafındaki herkes akın akın parfümerilere doluşacak da hanfendünün farklılığına tüy dikmiş olacaklar. Havan kime ablacım senin? Hayır hem biri gitse alsa ne olacak, o parfüm bir tek sana özel mi üretildi de adını sorunca kasım kasım kasılıp yorum yok diyebiliyorsun a benim zeka yoksunu, elit prenses sendromundan muzdarip embesil bacım; nevrotik salağım?

Misal biri bana gelip ay parfümün çok güzelmiş tatlım, adı ne dese -ki çoğu kez denmişliği vardır- şak diye söylerim, söyledim adını; zerre tereddüt yaşamadan.. Keza giydiğim mintan, fistanda da aynı şekilde; bacım şurdan aldım, git sen de al derim direkt. Bu ne tarz bir kendini paha biçilmez kenef boku zannetmedir hayretler içerisindeyim. Bi de sorunca sanki filiz sevişelimmi demişsin gibi bakmıyorlar mı insanın suratına?! Aaaa katil olurum ben. Döverim.

Ki ben ironi severim de yani…

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.2.11 2 Yorum var, evet.

Facebook tarzı ortamlarda, yorum bölümlerine ”şimdi ki gençler türkçeyide hiç düzgün kullan mıyor!” yazıp kaçan internet ablası / abisi; ironiysen süper, değilsen yine süpersin. Bil istedim.

Cuma, Şubat 18, 2011

Feysbuk muhabbetleri v.1

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.2.11 12 Yorum var, evet.

O da güzel, o da hoş.

Şu an ölmek istiyorum biliyor musun?!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.2.11 16 Yorum var, evet.
Aman yarebbi!

Dişi bireyler, size sesleniyorum: Birazdan açıklayacağım talihsiz ve tarifsiz keder yükletici haberi kaldıramayacaklar lütfen bu yazıyı okumayı şu an bıraksın! Bakın şaka yapmıyorum; çok ciddiyim! Ya da yanınıza kolonya filan alın, bayılmalar, ayılmalar yaşanacak, kesin!

Bir zamanlar hepimiz O'na aşıktık. Hala aşık olanlarımız, geceleri fotoğrafını öpüp de yatanlarımız, gün boyu şarkılarını dinleyenlerimiz vardır mutlaka. Ama bizler, ergenliğini 2000'lerin başlarında yaşamış Türk kız topluluğu olarak O'nun uğruna posterlerini veren, röportajlarını yayımlayan her dergiyi ağzımızdan salyalar akıtarak satın almış, tüm gün bıkmadan, usanmadan şarkılarını dinlemiş, hatta bunlarla da yetinmeyip o billur sesiyle (?!?) ne şakıdığını anlayabilmek için İtalyanca öğrenmeye kasmış insanlardık vakti zamanında.
Ben şahsen, Türkiye'ye gelip Gülben Ergen'in şovuna katıldığı zamanları daha dün gibi hatırlarım. Sırf O çıkacak diye ilk kez izlemiştim o programı ve bittiğinde yüzümde kocaman bir gülümseme eşliğinde kendimi rosso relativo'yu söylerken bulmuştum ki o albümünü hala severek dinlerim...

Ama O,

ama O,

O meğersem geymiş güzellerim! Şok şok, hatta ve hatta flaş flaş flaş! İnanmıyorsanız alın kendi gözlerinizle okuyun. Şu an ölmek istiyorum canlar, bana katılmak isteyen var mı?!


Bunu bize nasıl yaptın Tiziano?! Lan madem gaydin ki seni cinsel tercihinden dolayı asla yargılamıyorum, yeryüzünde en nefretle baktığım insan gruplarından biri homofobiklerdir ama neden senelerce heteroseksüel gibi davranıp, heteroseksüel şarkıları yaptın be adam! Dünya üzerinde kaç milyon kızın duygularıyla oynadın biliyor musun? Lan ben bi zamanlar kısa bir süreliğine de olsa senlen evlenme hayalleri kuruyordum iblis, boyun posun devrilsin hain adam! Çat çat çat! (Terlikle sırta vurma efekti) Gittim oricinal sidine o kadar para baydım, boğazında kalsın! Oh be içimi döktüm, rahatladım.

Yine de eski günlerin hatrına dinleyeceğim perdono'yu, rosso relativo'yu, mükemmel ötesi imbranato'yu.. Her ne kadar bu saydıklarımın kliplerinde de yalancı heteroseksüelliğini yüzümüze yüzümüze vursan da yapacağım bunu, büyüklük bende kalsın.

Gaymış adam ya! Masum ergenlik hayallerimden soğuttun beni Titzi, öl!

Nostaljik bişey anlatıp gideceğim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.2.11 2 Yorum var, evet.

6 sene evvel; MSN Spaces'da takıldığım zamanlarda biz Spaces kızları arasında tablo yapma, tablo içine özlü sözler, yazılar, şarkı sözleri, hikayeler tıkıştırıp bunları hareketli ve birbirinden oynak gif imajlarıyla süsleyip MSN dünyasına salma trendi pek revaçtaydı. Şurda da yazmıştım; o zamanlar şahsım da bu trende kapılanların başında geliyordu.. Misal şu anki yazıma evsahipliği yapan bu tabloyu da o zamanlardan kalma tablo kodu bilgimle kodlayıp yapıverdim.


E hadi buyur, yine nostaljik oldum şimdi. Kıçıkırık bir tablo kodunun insana hatırlattıklarına bak, gel de şaşırma di mi? :P


Neyse yavrularım, olur da masum bebe resimli bu tablomu beğenip de bloglarında kullanmak isteyen kenksler olursa diye kodunu hibe edeyim, dur: 



<div align="center">
<table background="http://i53.tinypic.com/dqrsqq.jpg" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" height="410" style="width: 410px;"><tbody>
<tr> <td height="0" width="40"></td></tr>
<tr> <td height="0" width="0"></td> <td heigh="0" width="0">
<div align="left">
<div style="height: 350px; overflow-x: hidden; overflow: scroll; scrollbar-3dlight-color: #E3DCCA; scrollbar-arrow-color: #E3DCCA; scrollbar-darkshadow-color: #E3DCCA; scrollbar-face-color: 362C20; scrollbar-highlight-color: 362C20; scrollbar-shadow-color: 362C20; width: 168px;">
<span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Comic Sans MS'; font-size: x-small;">
</span>
<span class="Apple-style-span" style="color: white; font-family: Verdana, sans-serif;"><span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;">BURAYA İSTEDİĞİNİ YAZABİLİRSİN; HAYAL GÜCÜNE BIRAKIYORUM BEBEĞİM</span></span></div>
</div>
</td> <td height="0" width="0"></td></tr>
<tr><td height="0" width="0"></td><td height="0" width="0"></td></tr>
</tbody></table>
</div>

Perşembe, Şubat 17, 2011

O kola şişesi var ya o kola şişesi ...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.2.11 5 Yorum var, evet.
Youtube'dan bir enstantane: Coca Cola'nın mistisizmi

Şu hayatta etrafımdaki bireylerin iki konu hakkında muhabbet açması ihtimalinden ölesiye korkuyorum:

1 - Abi Türkiye'de bilmem kaç ton bor madeni varmış ama Amerika çıkarıp işlememize izin vermiyormuş. Yoksa zenginlikten delirip ülkecek şoko partileri yapacak kıvama gelir, ABD'yi kucağımızda zıplatırmışız. Ya yaaaa!

2 - Abi bişey daha dicem; şimdi bu Coca Cola var ya, onun isminin tersten yazılışı dinimize büyük hakaretler içeriyormuş. Logosunu tersten okuyunca Arapça olarak Mekke yok, Muhammet yok yazıyormuş. Bu maili Allah rızası için önüne gelene forward et! Ahlaksızlığa sessiz kalma abi!

Şimdi ben o abinin yerinde olacam; dişiliğime, fırenç manikürüme bakmadan yemin ediyorum bunlara Allah yarattı demeden iki metrelik ıslak odunla bi güzel girişir, oralarını buralarını patlak çatlak ederdim. Samimiyim yapardım bunu.

Her gün yeni komplo teorilerinin üretildiği ve eskilerinin hızla tedavülden kaldırıldığı cennetin dünya üzerindeki yegane ve biricik simulasyonu vatanımız Türkiyemiz'de nedense bu iki çam sakızı, uzadıkça uzayan ama asla kopmak bilmeyerek insanı laayn etraftakilere de rezil olduk, herkes bana bakıyor hissiyatına sürükleyen tost arası kaşarı, az şekerli kabak tatlısı tadı asla miyadını doldurmaz. Şu an bunu okurken bile bir yerlerde birileri, ağğğbi Coca Cola içme sakın, çok günah. Şişesinin üzerinde tersten okuyunca Hz. Muhammed'e giydiren bir takım yazılar varmış diye mülakat veriyordur, emin ol.

Bor madeni efsanesi de ayrı bir ömür çivisi, çıkmak bilmedi senelerdir. Her politik, sosyolojik ortamda bor madeni zenginiyiz ama ah o ABD yok mu o ABD, hep onun yüzünden zenginliklerimizi istediğimiz gibi kullanamıyoruz diye muhabbet açan birileri bulunur. Bu akıllıların akıllarına göre artık nasıl bir ülkeysek, kendi toprağımızı ABD'den izin almadan eşemiyoruz, bak sen? Lan Amerika izin vermiyor ne demek, ağzından çıkanı kulağın duysun evvela. Bor madeni müptelalarına göre bildiğin sömürgeyiz biz yani; pek iyi, pek hoş.

Bi de şu var: Onca komplo teorisi arasında sıra bor madenine geldiğinde bir kişi de çıkıp demez ki ''arkadaşlar bor isimli maden, şu şu içerikte, bu bu gibi maddelerin oluşumunda büyük önem arz eder, o nedenle ülkemiz açısından önemlidir'' diye.. Varsa yoksa ABD bi izin verse dünyanın ağzına sıçmıştık geyikleri.. Belki günün birinde efendimiz (!!!) Amerika izin verecek, tonlarca bor çıkarıldıktan sonra bilirkişiler bakacaklar ve diyecekler ki, ''Günlerce, aylarca metrelerce toprağı, kumu eştik, bilmem kaç bin ton bor çıkardık da yaptığımız testler sonucunda anladık ki bi boka yaramıyor bunlar! Taştan, kayadan farkları yok. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Ne yapıcaz bunlarla şimdi? Nevzat, al sen eve götür birazını bari, çocuklar oynasın; yenge cam önü süsü filan yapar ne bileyim! ... Hakan sen de bişeyler söylesene ulan! Senelerdir başımızın etini yetin bor bor diye, al sana bor! Şenkardeşler Kıraathanesi'nde okey oynarken içli içli ''Ah ABD bi he dese, aaah ah!'' diye inleyen Muammer abi; susma!'' O zaman ne halt edeceksiniz çok merak ediyorum :P

Le Cola: Her kesimin tercihi.
Coca Cola da nasıl bir içecekse artık, ne kadar zararlı, illet, kafir bişey olursa olsun dayanamam, kendime engel olamam, yine içerim, yine içerim. Hatta üreticileri çıksa ''evet itiraf ediyoruz: bunları şişelerken ağız kısımlarını kıçımıza başımıza sürdük hep, o da yetmedi içlerine tükürdük, hatta bir tanemiz burnunu karıştırıp çıkardıklarını muhtelif şişelerin içine attı, artık hangi şanslı dünyalıya denk gelirse.. O kadar iğrenç adamlarız ki Allah binbir kere binbir belamızı versin bizim!'' deseler bile yine içerim, yine içerim. ... Yok lan o zaman içmem; şaka yaptım. Gider Le Cola filan içerim. Hem onun tersten okunuşunda da bi yamukluk yoktur kesin, İslami usüllere uygun şişeleme: Made in BİM. Oh, mis.

Atımı getirin çabuk, emrediyorum!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.2.11 3 Yorum var, evet.
video
Osmanlı'nın vakti zamanında önüne çıkan her ülkeyi topraklarına rahatlıkla katmasına şaşırmamalı.. Bana da versen videodaki gibi bir savaş bandosu, müziği; dünyanın altını üstüne getirir, Fransa kralı başta olmak üzere tüm Avrupalı liderlere rahatlıkla gider, atar, kopar, kaçar yapar; o da kesmez gram kelle korkusu duymadan topusunun heterojen bölgelerine cüccük hareketi uygulardım. Öyle pis gaz veriyor ki dinleyene; ulan Kral Henry de kimmiş, kafasını başını kırarım onun, akıllı olsun, aklını alırım! diyecek kıvama geliyor insan. Mesela ben şu an kendimi kırk kaplan, otuzyedi su aygırı, yirmiyedi leopar ve onüç şempanze gücünde hissediyorum. t.u.b.a git Belgrad'a sefer düzenle. Al bunlar da gerekli donanım ve techizatın. Gazan mübarek ola! deseler; alet hedevata gerek yok abi, ben Kapıkule'den kaptırdın mıydı koşa koşa giderim, Belgrad'ı aldık bil derim direkt. O denli etkili işte bu mehter marşı denen cümbüşler; saygı duyuyorum.

Çarşamba, Şubat 16, 2011

Öyle rezil insanlarız ki tahmin bile edemezsiniz!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.2.11 11 Yorum var, evet.

Evvela kendimden başlayayım: Ben tepedeki mor zımbırtının içine monte edilmiş o ibliiis, o şeytaaan, o yoldan çıkarıcıııı, o mel'uuuun şarkıyla kaç gündür sahibinin elinden kurtulmayı başarmış kurbanlık dana sevinci yaşarcasına deliler gibi, kontrolsüzce dans ediyorum. Kendimden geçiyorum, sapıtıyorum. Bi garip oluyorum, manyaklaşıyorum arkadaş!

Şimdi gelelim beni bu yola sürükleyen günah tohumunun ve elbette ki şahsımın ibret verici hikayesine:

Herşey yakın arkadaşlarımdan biri olan ''göbek atmadan bir saniye bile duramıyorum, kapı dahi gıcırdamayagörsün, saniyesinde kıçım başım ayrı oynamaya başlar'' insanı Nazlı'nın şahsımı hedef alan ''ayyy t.u.b.a yaaa sende internet var dı di mi?'' (heee cebimde taşıyorum interneti anasını satiyim, dur bekle de çıkarayım! Tövbe.) ''Bana mezdeke sidisi yapar mısın sana zahmet? Yarın getir ama bak unutma tamam mı?'' emri vakisiyle başladı.
Huyum kurusun, bu güne değin kenkslerimi kırmak gibi bir alçaklığa asla imza atmadım, atmam da! Aaaa ayıbediyosun Nazlıcığım, yaparım tabii. Yarın o cdyi masanda bil dedim ve akşam eve geldiğimde ilk işim bilgisayar başına geçmek ve nette ne kadar mezdekeli, oynak cıstak arabik müzik varsa indirmek oldu.
Ertesi gün Nesrin Topkapı ruhlu Nazlıcığıma cdyi verdim. Nazlı cdyi vermemle beraber o pek meşhur çeşitli kıvrak figürlerini evinde anasına bacısına, hadi en dışa açılımlısından aile büyüklerinden birinin haydi kızım, halanlara bi bum bum vampirin gulu gulu, bum bum vampirin daga daga oyna da görsünler maharetini sözü üzerine akrabalarına sergilemek üzere çantasına attı. Ben de arkadaşlarımdan birinin isteğini yerine getirmiş olmanın verdiği şevkle mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatıma kaldığım yerden devam ettim..

Mezdeke müzikleri denen, en klasiğinden göbek attırmalı Arap müziklerinin pek müptelası olduğumu söyleyemem. Ama cdyi teslim ettiğim günün akşamı, bilgisayarıma indirdiğim ve Nazlı'nın mezdekeleri klasörüne tıkıştırdığım göbecik attırmalı mahnılara iyice bir kulak kabartayım dedim. Ctrl + A yöntemiyle hepisini seçerek Winamp listeme sürükledim ve başladım sırayla baştan sona dinlemeye. Dinledikçe beynimde bir takım kıpraşmalar olduğunu hissedebiliyordum. Bir şarkıyı dinledikçe tekrar tekrar dinleyesim geliyor, kendimi eşliğinde hunharca göbek atarken buluyordum. Hiç olmadı iki gerdan kırıyor, Fatih Ürek stilinde yılan dansı filan yapıyordum. Ama mutlaka bir yerlerim oynuyordu yani, hiç kaçmaz.

Ertesi gün Nazlı'yla buluştuğumuzda bir önceki gün O'na verdiğim cddeki malum mezdekeleri yüklediğini az sonra anlayacağım ve kendisinin ısrarla aypod dediği, ancak minton olduğu her halinden belli mp3 çalarını da yanında getirmiş olduğunu farkettim. Hemen tek kulaklığı kulağından çekip kendi kulacığıma soktuğum gibi duyduğum ritmle başladım gerdan kırmaya, sağımı solumu sallamaya! Ama dış mekanda olduğumuzun bilincini de kaybetmeyerek elimden geldiğince vakur davranmaya çalıştım elbet. Zor oldu lakin söz konusu mezdeke alımı seansını sadece hafif gerdan kıpraştırmalar ve bir adet sol lob sarsma ile kapatmayı başardım.

Tüm bunlar cereyan ettiği esnada yanımızda bulunan ''ben 6 yaşımdan beri metal dinliyorum ulan, Rihanna hastasıyım! Ayrıcana sıvit dırims ar meyd of dis'' profilli, dünyada eşi benzeri olmayan biricik kankamızın bile mp3 çalardan yükselen müziğe kayıtsız kalamayıp sağdan sağdan gizlice basen attırtığını gördü bu gözler! Son bir kaç gündür lan O bile zehirlendiyse ben hayli hayli kafayı sıyırırım, e normalim o zaman, sorun yok diyerek teselli ediyorum kendimi.
O gün bu gündür üçümüz de mezdekelerin etkisi altına girmiş vaziyetteyiz. Meğerse hepimizin içinde gizliden gizliye bir bildiğin oturmaya mı geldik hanımlar, haydi kıvırın, attırıverin göbecikleri! canlısı yaşamını sürdürürmüş de haberimiz yokmuş! Hatta artık öyle bir kıvama geldik ki yakında altın günü filan yapmayı planlıyoruz ve ben metalci mağdure, Nazlı'nın hay ellerim kırılsaydı, bilgisayara virüs kaçsaydı, Japon olsaydım, Atilla Taş bana aşık olsaydı da sayesinde müzikten soğuyup yapamasaydım dediğim cdsiyle hoppidi hoppidi oynarken, Nazlı'yı kuytu bir köşeye çekip beni getirdiği halin intikamını ağzına avuç avuç kısır tıkmak suretiyle öldürerek alacağım. Hayır nasıl kurtulunur bu illetten bilmiyorum ki? Dur, en iyisi ben yine dinleyeyim şu yelil yelil'i, krizim geldi çünkü! Çözüm yollarını sonra düşünürüm! Oooooh yandan!

Salı, Şubat 15, 2011

Dağların rüzgarına öleyim...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.2.11 1 Yorum var, evet.
video
Sareri hovin mernem.. Ermenice'de dağların rüzgarına öleyim manasına geliyor.. Aynı zamanda güzeller güzeli bir şarkıya ad olacak kadar da şanslı.. Biz ki onu Turnam gidersen Mardin'e, yare selam söyle olarak bilip bağrımıza bastık.. Ama Lena Chamamyan öyle güzel söylemiş ki, insan dinlediğinde gözden iki damla yaş damlıyor, boğaza kırk düğüm atılıyor. Aslında o kadar benziyoruz ki birbirimize diye düşünürken aslında ne kadar da uzak ve kavuşması imkansız iki kardeş olduğumuzu hatırlatıyor dinledikçe..

Türküler… Hangi dilde söylenmiş olurlarsa olsunlar güzel ve saflar daima. Ve hep de öyle kalacaklar… Yeryüzündeki tüm ırkçılık ve farklılıklara tahammülsüzlere rağmen.

Daha bizi kesseler acımaz!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.2.11 10 Yorum var, evet.

Hani bazı bazı ibretlik olaylarla karşılaşır da, amanın bu kez kesin kıyamet kopacak, kıyamet alametinden başka birşey değil bunlar deriz ya; hah işte; diyeceğim şu ki: Kıyamet filan kopmayacak yavrular! Yani üst videodaki Azis kardeşi görüp de hala kopmamış olan kıyametten korkmayın, şu saatten sonra kendisinden zarar gelmez artık! Şahsen ben kıyamet olsam, Azis'i gördüğüm gibi en büyük alamet kabul eder, direkt kopardım. Videolarını izlediğim her seferde bana tarifi imkansız duygular yaşatıyorsun Azis, hastayım sana! :P

Şey: Azis kim lan? diyenler için blogumun tozlu sayfalarından çıkardım da getirdim: Okuyunuz.

Pazartesi, Şubat 14, 2011

Mağdurum ben mağdurum, mağdurum da mağdurum!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 14.2.11 0 Yorum var, evet.
video

Sabahtan beri döndüre döndüre izliyorum şu yukarıdaki videoyu, ambale oldum resmen!

Yahu o nasıl bir okulun ağasıyım ben demektir çocuk! Önünde el pençe durasım, buyur ağam, emret! diyesim geldi yemin ediyorum. Onlar nasıl bakışlar, o ne tür bir sarsılır ama yıkılmaz duruştur, Allah tependen bakmasın!

Ya o kız, peki O'na ne demeli? ''Beni çek! Kafanı başını kırarım senin!'' kadar tehditkar bir cümle daha duymadım şu yaşıma dek! Ardından bi de mağdurum ben mağdurum, mağdurum da mağdurum patlattı yelloz! Şu çocukları neyle besliyorsunuz analar, babalar; aydınlatın beni! Lan biz veletken bırak büyüklerimize kafanı başını kırarım demeyi hebele hübele dahi diyecek olsak ağzımızın ortasına yerdik şamarı. Bunlar pek bi yırtıklar, ne desem ki bilemedim vallahi!
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review