Pazartesi, Ocak 31, 2011

Biri yetenek mi dedi, burda yapılmışı var!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 31.1.11 1 Yorum var, evet.

Güzel yurdumdaki çoğu insan gibi, Yetenek Sizsiniz Türkiye'yi izlerken, programa isminin kasıtlı olarak verildiğini düşünmeden edemeyenlerden biriyim ben de. Herhangi bir performansın sonunda hakikaten yeteneksizsiniz! diyebilelim diye bilinçli olarak konmuş bir ad bu, eminim hatta!

Türk televizyonlarında yayımlanan diğer bir çok program gibi Yetenek Sizsiniz Türkiye de yabancı versiyonu olan Got talent programından uyarlama. Hangisi orijinal bilmiyorum ama dünyada bu yetenek programları akımını başlatan iki öncü yarışma var: Britain's Got Talent ve America's Got Talent.

Bizim Yetenek Sizsiniz'in yeteneksizliğine dayanamadım ve Youtube'dan orijinal programın performans videolarını aratıp acep orada neler olup bitmiş? merakımı dindirmeye adadım kendimi; hay keşke adamaz olaydım!
Meğerse bizim bu topraklarda yapılan yarışmaya içinde yetenek kelimesi geçmeyen başka bi ad verilmesi gerekiyormuş, özellikle aşağıdaki Got Talent videolarını izleyince bi güzel kavradım bunu:

Flawless : İsimleri gibi kusursuza yakın dans eden bir grup bu Flawless.. Performans videoları izlendiğinde muıhtelif ağzılardan adamlar yapmış abi! sözlerinin dökülmesini sağlama potansiyelleri vardır, uyarmak isterim. İlk izlediğimde dibim düşmüştü. Sonradan Diversity'yi keşfettim, unutuverdim kendilerini ama başlı başına değerlendirildiklerinde mükemmeldirler.

Kaitlyn Maher : Şeytan diyor git yanaklarını ısır ağlat ciyak ciyak! O derece sevimlilik fışkırtan bi velet bu. 4 yaşında olmasına rağmen yaşına göre gayet usturuplu, güzel bir şekilde şarkı söylüyor, e bi de tatlılığını hesaba katarsak e ama yenir ki bu diyesi geliyor insanın! Yerim! :P

Paul Potts : İşte bu bu bu! (Gaza geldim, sakin! :P) Ya adamda öyle bir surat ifadesi var ki bundan bi halt olmaz diyesini getiriyor insanın, ensesine vur ekmeğini al tadında bi arkadaş. Jüriye opera söylicem dediğinde hade lan diye kahkahalar atası geliyor insanın. Sonra Paul operasına başlıyor ve herkesi tabiri caizse göt edip öylece ortada bırakıyor. Helal sana bu yollar Paul! :P

Shaheen Jafargholi : Bu veletin ismi telaffuz edildiğinde Şahin Caferkulu gibi bişey oluyor, evet kendisi İran kökenli yamulmuyorsam. İlk başta şarkısına başlıyor ama jüriden Simon, yavrucağın başka bir şarkıyla daha iyi bir performans sergileyeceğini düşündüğünden müziği kestiriyor, herkes şokta. Şahin evladım, şimdi ne söyleyeceksin bize diye soruyor Simon. Michael Jackson'dan Who's lovin you diyor Şahin ve asıl şov ondan sonra başlıyor. Yorumsuz..

Jackie Evancho : Ben bu kızcağızın yaşındayken sokakta çamurdan pasta yapar; evcilik, saklambaç filan oynardım en fazla. Bu çıkmış yaşına başına aldırmadan opera söylüyor! Hem de öyle bir sese sahip ki izlerken ağzım açık kaldı! Yuh diyorum!

Kaya - Sadie: Bu ikili hakkında yorum yapmayacağım, izleyip kendiniz karar verin. Bizim buralarda iki göbek attı diye kendilerini ilah zannedenlere gelsin, iyi seyirler.

Connie Talbot : Yine bir başka şirinlik muskası yavrucak daha. Bu benim en sevdiğim Got Talent performanslarından biri. Nasıl da sade ve masum, mıncırarak sevesi geliyor insanın. Özellikle ön dişlere dikkat, kurban olurum!

Bianca Ryan : Bacım o yaşta o ses senden mi çıkıyor bi diyiver hele bana! Hangi galaksiden geldin sen, o nasıl kendinden emin tavırlar, mimiklerdir öyle! Saygılar!

Diversity : Bakın bunlar insan değil yemin ediyorum! Bambaşka bişey bunlar, tövbe yarabbim tövbe! Toplamda bi yüz kere filan izledim performanslarını, oha diyorum! Youtube'da ne kadar videoları varsa üşenmeyin, araştırın izleyin -  mesela biri şu - ; memnun kalmazsanız paranızı iade ediyoruz; o derece! Bi de bu adamlar amatör sokak dansçılarıymış; bak amatör diyorum; bilmem anlayabiliyor muyum?!)

Ve tüm bunların sonucunda da bizim programa neden Yetenek Sizsiniz Türkiye adı verilirken,  yabancı versiyonlarına Britain's Got Talent (Britanya'nın Yeteneği Var), America's Got Talent (Amerika'nın Yeteneği Var) denmiş daha iyi anladım. Yetenek denen şey herkeste bulunmuyor zira.

Kesinlikle ülkemin insanlarına bok atma amacında değilim.. Kaldı ki beni blogumda yazdığım yazıları uzun zamandır takip edip bilenler, özentilik denen yüz karası icatla iş yapan insanlara ne denli kıl olduğumu iyi bilirler. Kalkıp herkes opera söylesin, yetenek budur ulan! demiyorum ama bizim kültürümüze ait olan şeyleri dahi şöyle hakkını vererek sergileyebilen kimsenin olmaması yetenek aradığını iddia eden bir yarışma için gerçekten düşündürücüdür benim gözümde. Şöyle çıkıp türkü sevmeyene bile helal olsun dedirtecek şekilde, insanın yüreğine işlete işlete türkü söyleyebilen bir kimse yok mu bu memlekette, ya da klasik halk oyununun dışına çıkıp yöresel oyunları estetikle bezeli şekilde sunup dibimizi düşürtecek bi dans grubu? Herşeyi geçtim, sırf İngilizce telaffuzu biraz iyi diye rezalet ötesi bir sese sahip olasına rağmen evet denilerek tur atlattırılan insanlara ne demeli peki? Asıl özentilik bu işte, başka bişey değil...

Yetenek çıtan genel olarak salt çiğ yumurtaları bir bir hüpleten; başka ne yiyebiliyorsun sorusuna yılan yerim diyen göbekli dede ve türevleri (misal bardak yiyen, orasına burasına şiş saplayıp, kolunu bacağını kesip takdir bekleyen adamlar), apaçi dansı yapan yeteneği kendinden menkul delikanlılar ve büyük bir ihtimalle analarının karnından dahi rap söyleyerek çıkmış gram yeteneği olmayan asi gençlikten ibaretse, pardon da cidden YetenekSizsiniz demeye hakkımız oluyor kardeşim! Abi gerçekten şöyle hah işte bu! diyebileceğimiz adam çıkmaz mı lan burdan, hakikaten çıkmıyor! Bize de elin Diversity'lerini izleyip oha ohaaa size insan diyenin suratına tüküreyim! demek düşüyor.

Şey: Şimdi elleri böyle delicesine övdük ama adamlarda bi de şöyle bir durum var. İşin ilginci millet buna bayılmış! Nasıl bir espri anlayışları var ecnebi milletlerinin aklım sırrım ermiyor, burdan bir miktar yırtıyoruz en azından; hiç yoktan iyidir.

Pazar, Ocak 30, 2011

'' İnanmıyoruaaaam, Nsync! ''

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 30.1.11 4 Yorum var, evet.
Bundan seneleeer seneler önce, çoğu normal yurdum ergeni gibi vatandaşlığını paylaştığımız şarkıcı - türkücülere değil de, genellikle ecnebi mahnıcılara karşı bir hayranlık besler dururdum.

O dönemlerde en yakın arkadaşlarım Şebnem Ferah, İbrahim Tatlıses, Haluk Levent, Ankaralı Turgut filan dinlerken (öyle de çeşitli insan profillerinden arkadaşlarım vardı, düşün yani!) ben gider Britney Spears, Christina Aguilera, Tiziano Ferro (tamam, bunu tüm türk kızları topluluğu olarak bir zamanlar salyalarımızı akıtarak dinlemiştik, kabul), Jennifer Lopez, Eminem ve Nsync gibi ecnebi şarkıcılara kulak kabartırdım. Hatta kulak kabartmakla kalmayıp bazılarının manyaklar ötesi fanıydım da.. Özellikle Britney Spears ve Nsync dendi mi akan sular dururdu. Britney bacı o dönemlerde Nsync grubunun üyelerinden Justin Timberlake ile sevgiliydi. Yani birine hayransan otomatikman diğerine de hayran olmak farz gibi bişey oluyordu!

Britney hastalığım yüzünden bir keresinde, beden eğitimi derslerinde eşoftmanlarımızı giymemiz için bize tahsis edilen boş spor salonunda iyi yankı yapıyor diye bağıra çağıra söylediğim Stronger'ı duyan sınıfdaşım Duygu'nun kim söylüyor bunu? sorusunun karşığı olarak Yha Bıritni Sıpiyırs yok mu hani Amerikalı şarkıcı, işte O'nun şarkısı Sıtrongır chok süpper yhaaa! diye açıklamamı yapmışlığım, akabinde karşımda bana yaratık görmüş gibi kocaman gözlerle bakan zavallı kızcağızın neden bu kadar şaşırdığını anlamaya çalışmışlığım vardır. 

Nsync ile ilgili o nahoş anımı da ne sen sor ne ben söyleyeyim! Ama konuyu açtım bir kere, artık dönüşü yok:

Okul çıkışında biricik kankam Elif ile okulumuzun tam karşısındaki kırtasiyeye uğrayasımız tutmuştu. Az biraz sonra mağdur konumuna düşecek canım Elifciğimin ders esnasında 4 ortalı kareli defteri bitmiş, böylece kırtasiye maceramızın ilk adımlarını taa o zamanlardan atmış bulunmuştuk.

Kapıdan içeri girer girmez Elif içerdeki amcaya kırtasiyeci amca, bana bir adet 4 ortalı kareli defter verir misin acaba? sorusuyla ihtiyacını dile getiriyor, bense etrafı gözlemekle meşgul oluyordum.

Malum gözleme esnasında gözüm birden üzerlerinde dağ, tepe, ova, şehir ve bilimum şarkıcı - türkücü resimlerinin olduğu kartpostalların arasındaki Nsync resimli kartpostala ilişti. Hemen soluğu yanında aldım, ve ardından kırtasiyecide ben hariç herkesi yerin dibine sokan haykırışların ağzımdan dökülmesi tam da o ana denk geldi:

- Hıııaaaaaaa Nsync yaaa! İnanmıyoruuuum! Ay bunu almam lazııııııııııım! Eliiiiff baksana ya Castin'e çok şekeeeeeeeeer!

Elif bir yandan beni sakinleştirmeye çalışırken, diğer yandan da içerideki müşterilere ve kırtasiyeci amcaya benimle kesin ve kattiyetle bir kan bağı olmadığına dair yeminler ediyordu. Ben elimdeki, üzerinde bu yazıya eşlik eden sağ üstteki Nsync fotoğrafının birebir aynısı olan kartpostalın parasını sevinç içinde ödeyip hoplaya zıplaya dışarı çıktım. Elifse yavrum, olayın şokunu uzun zaman üzerinden atamadı. O nedenle olduğunu zannediyorum, o günden sonra benimle selamı sabahı kesti. Kankalığımız Nsync yüzünden tuzla buz olmuştu ama olsundu; Castinim için herşeye değerdi! Bir kırtasiye dolusu insanın kıkırdamalarına maruz kalmaya bile!

Tüm bunların neticesinde ne denli beyinsel evrimler geçirdim de geldim bu günlere anlaşılmıştır umarım, takdir bekliyorum artık! :P

Şey: İnsan ergenken gördüğü her türlü şeye bu tarz tepkiler verebilir. Misal benim bir de yine hemen hemen aynı dönemlere denk gelen inanmıyoruaaaam Gökhan Özeeen! vukuatım vardı, ya, yaaa! Lakin onca ecnebi şarkıcı arasına nasıl karışmış kendisi bilmiyorum, bence O da kocaman bi takdiri hakediyor bu yüzden; aferin Gökıyan! :P

Cumartesi, Ocak 29, 2011

Hah bi bu eksikti!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 29.1.11 14 Yorum var, evet.

Biliyorum, beni bir daha internetten oyun neyim indirmeyeyim diye caydırmaya çalışan gizli güçler var! Yani Türk internet kullanıcı ve sömürücüleri tarafında gayet de iyi bilindiğini düşündüğüm, eli yüzü düzgün, az biraz vurdulu kırdılı dahi olsa büyük çoğunlukla ahlaka mugayir olmayan oyunların sergilendiği bir web sitesinde (isim vermiyorum dikkat edersen) ''bakayım güzel oyunlar var mı?'' diye sörf ederken karşıma bu tarz bir oyunun çıkıvermesini başka bir şeye yormam beklenmesin!

Hani hep derler ya, gençler oynadıkları bilgisayar oyunlarından etkileniyor, çoğu oyunla gerçek hayat arasında bir bağ kuruyor diye! Yapmayın kardeşim, yapmayın arkadaşım! Gerçek olmasın bu iddia n'olur? Yoksa düşünsene bu oyunu oynayıp da gerçek hayatına entegre etmek isteyen bireylerin peydahlandığını! Türkiye nereye gidiyor içerikli tartışma ve yakınmalardan geçilmez ortalık sonra. Hayat sadece seks ve içkiden ibaret değil diyen Bülent Arınç'ın kahrından, kederinden yataklara düşmesi de cabası!

Bu arada bu tarz ve içerikte oyun yapmayı düşünüp başarmış - resimdeki alfabeye bakınca büyük ihtimalle - Japon olduklarını tahmin ettiğim insan ya da insanları da kutlamadan edemem doğrusu. Herhalde zamanında öğretmeninden sıkı bi dayak yiyen ya da karnesinde beklemediği kötü bir sürprizle karşılaşan biri tarafından tasarlanmış, başka bir olasılık düşünemiyorum ve yuh diyorum; fantaaaziniz batsın! :P

Şey: Hayır, oyunu indirip oynamadım. O kadar uzun boylu değil! :P

Perşembe, Ocak 27, 2011

Sen çok yanlış gelmişsin ablacım!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.1.11 5 Yorum var, evet.
Omegle'de rastgeldiğim enteresan sohbet maceralarına devam.. Ben daha burdan çok ekmek çıkartırım demiştim bir zaman önce, öyle de oldu. Aha da: (Başında B harfi olan yazışma şahsımı temsil etmektedir. Ayrıca yana yatık yazılar benim kişiler yorumlarım olup sohbet esnasında kullanılagelmemişlerdir, bilgilerinize takdim eder, bol eheheheh'li dakikalar dilerim)

B- Merhaba
- Merhaba
- Erkek misin yoksa kız mı?
B: Erkek (yalandan kim ölmüş!)
- Karşı taraf sohbet mahalini terkeder - (Hayır, kızım desem ne değişecek ki? Fiberoptik kablolar aracılığıyla yanıma mı ışınlanacan kardeş?)
................................................................

B- Merhaba!
- Vajina! (oha anladı lan!)
................................................................

B- Musa seni seviyor! (İsa seni seviyor'dan sonra şansımı bir de böyle deneyeyim dedim! :P )
- Merhaba Musa! Odama gelmek ister misin? (Suyu ısıt geliyom hemen!)
................................................................

B- Musa seni seviyor!
- Gay?
................................................................

B- Merhaba, nerelisin?
- Yunanistan, sen?
B- (Aha şincik sıçtık!) Türkiye
- Senden nefret ediyorum! (Çok şaşırdım cidden!)
B- Ben de senden, siee! (Net şekilde koydum tavrımı!)
................................................................

B- Merhaba, nerelisin?
- Hindistan, sen?
B- Türkiye
- İsmin Sefa mı? (Oha ''Sefa'' yazdı lan, hemi de Türkçe!)
B: Hayır, Hamdi (Bi şansımı deneyeyim dedim, ne var!)
- Merhaba Hamdi! (Arkadaş canlısı çıktı manyak!)
B- Merhaba canım
- Güzel isim
B- Teşekkürler, övünmek gibi olmasın ama öyledir
B- eee çoluk çocuk nasıl halangiller iyi mi?
(Yukarıdaki konuşmadaki satırda koyu yazılan yazılar şahsım tarafından direkt Türkçe olarak yazılmıştır, bunun üzerine eleman ''dilini anlamıyorum'' der ve şahsım sohbeti terk eder. Sefa kim, hala merak eder dururum ama! :P)
................................................................

Ta ta ta taaa; en bombasını sona sakladım!:

B- Merhaba!
- Merhaba, Brezilyalıyım, dişiyim, 23 yaşındayım; ya sen?
B- Ben de Türk'üm ve dişiyim, tesadüfe bak! :P
- Vay be coolmuş! (Şu cool'a da Türkçe bir karşılık bulamadık gitti, o yüzden orijinal halini yazmak zorunda kaldım) Hiç çıplak fotoğrafın var mı? (Ne dedin sen, ne dedin?!?!)
- Çıplak fotoğrafın varsa istersen benimkilerle seninkileri değiş tokuş edebiliriz. (Ablacım ne diyorsun sen ya?!)
B- Hayır, yok.
- Web kameran var mı? Sana memelerimi gösterebilirim! (Bak yine!!!)
- Şahsım bu konuşmanın iyi bi yöne doğru gitmediğini idrak eder ve chat mahalini adeta bir Usain Bolt edasıyla terk eder, vınnnn! -

Valla artık şu son konuşmalardan sonra bi daha da girmeyi düşünmüyorum şu Omegle şeysine, çok garip şeyler dönüyor orda, benden bu kadar! :P

hişt baksana bu seni seviyormuş

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgili bebeğim günnük,

14 şubat'a şurda az bir zaman kala nostaljik oldum yine ben. ilk aldığım sevgili olma teklifini hatırladım birden nedense. evet, çıkma teklifi değil, sevgili olma teklifiydi. yani bizim zamanımızda öyleydi. galiba hastalıklı bir çevrem vardı benim, onunla alakalı olabilir. ilk teklifi alışım da hastalıklı bir şekilde olmuştu zaten:


- lan t.u.b.a, ali seni seviyomuş, kendi söyleyemiyo, bana dedi git söyle, ben de sana sölüyom! sevgililik teklif ediyomuş sana ehehehee!

hahaha aman çok komik! o vakitler 13 yaşlarında olmamız senin gelip bana bu kadar gerzekçe bir üslupla sevgililik teklifi iletmeni gerektirmezdi ki sevgili furkan! sevgililik teklif etmek ne demek hem?

ali'ye gelecek olursak şeker günnüğüm; ali de aliydi hani! sürekli burnu akan, sınıfca numarasını asla bilmediğimiz ve öğrenemediğimiz kocaman camlı gözlükler takan bir insandı, gerisini sen düşün!
sonraki bir iki hafta, kendimi furkan'ın benle kafa bulduğuna inandırarak geçirdim. nitekim öyleymiş de sanırım çünkü ali'den o süre zarfında hiçbir elektrik alamadım, arada göz ucuyla bana baktığını farkediyordum, o kadar sadece. onun dışında çocuk paso ''örtmenim ben cevabı biliyorum, ben cevabı biliyorum!'' diye ön sırada debelenerek tüketti o seneki okul hayatını. bütün konsantrasyonunu yeşil tahtaya odaklıyordu, öyle de inekti. ''ali lan, sınavda kopya vercen di mi? olm dün hiç çalışmadım nolur be'' diye etrafına üşüşen sınıfımız öğrencilerini ''ya aslında ben de doğru düzgün çalışamadım, kötü geçicek benimki de heralde'' diye kekledikten sonra söz konusu sınavdan 90'la 100 arası bi not alırdı bu alişcik. şayet öyle bir niyeti varsa da iyi olmuş içine attığı, açılamadığı.
ben de okul zamanlarımla alakalı fazla anı yazmaya başladım, o zamanları özlüyor muyum nedir günlükcüğüm? büyük ihtimalle...

Çarşamba, Ocak 26, 2011

işler biraz karışık

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.1.11 2 Yorum var, evet.
sevgili günnük,

bir mevzu var, olan biteni sana anlatarak kayda geçirme niyetindeyim.

yıllar boyunca yakın arkadaşlarımın güzin ablası pozisyonunu üstlendiğim için doğru düzgün bir ilişki yaşamaya fırsat bulamadım. mevzu da zaten zamanında bu güzin abla kılığına girip durmaksızın akıl verdiğim arkadaşlarımdan biriyle alakalı.


sözkonusu arkadaşım bir zamanlar karşısındakini resmen gerizekalı yerine koyan, durmadan aşağılayan ve bu şekilde ego tatmini sağlayan bir denyoya aşıktı ama ne aşk! ölüyor bitiyordu aşkından. çocuk bunun suratına tükürüyor, bu yarabbi şükür diyordu, o derece. biz 100 kişilik arkadaş grubu olarak ne yaptık ne ettik, bu kızı aşkından alı koyamadık. hatta çocuk bi ara ayrılabilmek için işi hakarete vardırmıştı, ana avrat sövmüştü buna ama kız bana mısın bile dememişti. o zamanlar lan gerçek aşk bu olsa gerek diye sorgulamalara bile girmiştim ama toparlanmam uzun sürmedi, aşk değil olsa olsa mallıktı bu, evet.

hayatı serdar olmuştu bizim kızın. onunla geçirdiğim her an, her dakika, hatta her saniye serdarsız geçmiyordu. bi cafeye gidiyorduk, ay serdarla da buraya gelmiştik, dur anlatayım sana diye başlıyor, iki saat boyunca neler konuştuklarından tut neler yaptıklarına herşeyi bir bir anlatıyordu. içim dışım serdar olmuştu. ama diğer yandan da seviyor kız yazık diye birşey diyemiyordum.
araları bozulduğunda, kavga filan ettiklerinde hayatı kararıyordu. gün boyunca kan çanağı gözler ve asık bir suratla dolaşıyordu.

bir süre bizim kız kovalar, serdar sağ gösterir ama sol vurur içerikli bir ilişkileri oldu bunların. sonra serdar'ın askere gitme vakti geldi çattı. tabii bizimkisi yine ağlamaklı, o giderse ben tek başıma ne yaparım durumları baş gösterdi. merak etme seviyorsan bekleyeceksin dedim buna, tabii ki bekleyeceğim, onu sonsuza kadar beklerim dedi. işte serdoş gitti askere, ne olduysa ondan sonra oldu.

aradan uzun zaman geçmemişti ki biricik aşkı askerde olduğu bir sıra bizim kızı ''git kendine yeni bir hayat kur beni de unut'' diye mesaj çekerek (ilişkiyi mesajla bitiren insan = boğmalık denyo) şutlama yoluna gitti. tabi bu yine salya sümük. ben onsuz yaşayamam, yeminle kendimi öldüreceğim diye sayıklamalar, salya sümük ağlamalar. işte o ara koptuk biz bunla, ne oldu tam hatırlamıyorum. ama aradan uzun zaman geçmiş olsa da barışmışlardır kesin diye düşünüyordum ki aldığım haberler düşüncelerimi doğruladı. bizim dengesiz serdo kıza yanlış yaptım beni affet demiş, kız da dünden razı, balıklama atlamış (dedikodu güzel şey, ortak arkadaşlar sağolsun!) ondan sonra hepten koptuk ta ki düne kadar. tesadüfi bi şekilde bi mekanda karşılaştım kendisiyle. tatlıııım şu tarihte şurda evleniyorum, gel beklerim içerikli bir konuşma yaptı şahsıma. evleniyorum deyince pek şaşırdım. merak da ettim tabi, - uzun zamandır da görüşememiştik - acaba o çocukla mı evleniyor, eh o kadar yırttı kendini, kastı, azmetti diye. o'dur heralde şeklinde düşünürken konuşmalarımız sonucunda kel alaka biri çıktı müstakbel kocası. eee ona ne oldu diye soracak oldum, ayy onun adını ağzına alma diye payladı beni bi güzel. resmen kan ve kin topakları kustu çocuğa. yavruuum seni en iyi ben bilmez miyim? daha bir sene evvel, onsuz yaşayamam ölürüm daha iyi diye resmen dizimde ağlayan sen değil miydin? hayır sorun onu bırakıp başka biriyle evleniyor olman değil, o kadar sevdiğini söylerken - ki manyakça, benim hayatımda görmediğim bir sevgi çeşidiydi kızınkisi, sevgisinden ağlama komalarına giriyor, kendini yerden yere atıyordu, yalanım varsa yılmaz morgül olayım - ne bu şimdi büyük aşkını satma vaziyetleri, şok oldum resmen.

ama seviyorum kızı, iyi biri. senelerdir bi evlenemedim gitti, evde kalıcam diye gizli saklı ağlardı zaten, iyi oldu. bi çeyrek alıp gitmek lazım düğününe de. çeyrek demişken, kaç para oldu o öyle arkadaş, çeyreğin çeyreği diye bişey varsa ondan alayım en iyisi. çok cimriyim di mi günlük. al yanaklarından öpüyorum, görüşmek üzere.

Mini mini bir blogcu varmış

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.1.11 20 Yorum var, evet.
Akıl yaşta değil baştadır ama aklın başa gelebilmesi için belli bir yaşın geçmesi gerekir.

Doğru söze ne denebilir ki? :)
Ben, şu an blogunda gezindiğiniz ve dahi bu yazısını okumakta olduğunuz t.u.b.a kulunuz; bendeniz, bundan tam 6 sene önce, ilk blog yazma deneyimime yukarıda gördüğünüz alıntıdaki kelime topluluklarıyla başlamış idim. O gün bu gündür deli şeyetmiş gibi yazıyorum allahıma, tutabilene meşk olsun!


2005 yılında, daha aklı bi karış havalarda gezen bir ergen iken başlamıştım blog yazmaya.. Ve o da kesinlikle bilinçli değil, tamamen bir tesadüf sonucu gerçekleşmişti. MSN Messenger'ımın bana sunduğu 'Msn Spaces'i keşfedin!'' içerikli linke tıklamamla başladı herşey. MSN Spaces, yani tıpkı Blogger gibi anlık yazıların girilebildiği, günlük tutulabildiği, fotoğraf albümü oluşturulabildiği ve onlarca birbirinden güzel tema seçeneğinin bulunduğu bir ortamdı. MSN Spaces denen, ne yazık ki günümüzün gedikli blogcularının çok azının bildiği o nezih platform olmasaydı, belki de bugün bu satırları yazamıyor olacaktım zira beni blog tutma kültürüne alıştıran, artık bugün sitesine girmeye çalıştığımda ''Msn Spaces artık yok ama blog tutmaya Wordpress'den devam edebilirsiniz'' diye kahredici bir uyarıyla karşılaştığım blogların şahı MSN Spaces alıştırmıştır, ruhu şad olsun...

Yaklaşık -yanlış hatırlamıyorsam- 1 sene kadar bir takım şeyler geveledim orda. Html kod öğrenme hastalığım, kendi blog şablonlarımı üretebilir hale gelmem de yine bu platform sayesinde olmuştur. Yok Spaces'a media player ekleyecem, yok başlık kısmına renk kodu şeyediyim, afilli olsun; hemen öğrenmem lazım nasıl yapıldığını diye diye araştırdığım onlarca kod sitesi sayesinde html kodlarının ağababası oldum çıktım o vakitler. Bir yandan da Space ortamına salak saçma şiirler, alıntılar ekliyor ve bunları duygusal kalp.gif dosyalarıyla süslüyordum. İlk bir kaç ay blog nedir, ne amaçla tutulur pek bildiğim söylenemezdi. Tabii kendi fikirlerimi içeren yazılar da ekliyordum blog kısmına ama blogculuk anlayışım genelde ibret verici kısa alıntı hikayeleri yine ibret verici oynak giflerle süsleyerek sanal dünya çöplüğüne servis etmek üzerineydi. E tabii, ergendik ablası, o zamana göre normaldi bu tür davranışlar! :P

2006 yılının başı gibi de önce Blogcu'yu keşfettim ama bir müddet sonra - ki biz buna 1 hafta, 10 gün diyelim - baktım ki orası amatörler ötesi bi oluşum; Blogger'ı keşfedesim geldi ve halihazırdaki mekanıma dadandım. İşte o andan itibaren anladım ki blog benim kendi kelimelerimle büyütüp semirtmem gereken kişisel sanal dünyammış meğersem! :P Çok başıboş bırakıp aylarca yazmadığım da, yazıp yazıp sonra beğenmeyip sildiğim de, blogu toptan kapatıp gitmeye karar verdiğim anlar da oldu ama internette kendime ait bir alanım olduğu ve dilediğimce saçmalama hakkımı elimde bulundurduğum gerçeği ve mutluluğu beni her seferinde yolumdan döndürdü. 5 seneden beri sülük gibi de emiyorum adamların serverlarını, daha kıçıma tekmeyi basmadılar şükür! :P

''Ben 6 seneden beri blog yazıyorum ulan!'' diye dayılanmak için yazmadım bu yazıyı.. Hani bir şekilde şuraya anlamsızca karaladıklarımı bana hissettirmeden de olsa sürekli takip eden, acaba yeni bişeyler yazmış mı diye blogumu ekseriyetle ziyaret eden, yazılarımı ve hatta beni tanımadığı halde seven, kanı kaynayan, tesadüfen burayı bulup ''ne lan bu böyle, herşeyi ben bilirim modunda takılan salak kız bloglarından biri daha, ıyy!'' diyip atmaca hızıyla tarayıcısının sekmesini kapatıp kaçıp giden, ''yazdıklarına kafam girsin, umarım ölürsün!'' diye düşünüp içten içe bunun için dualar eden birileri varsa şu sanal geçicilikler ortamında; hepinizi çok sevdiğimi bilin istedim. Merak etmeyin, amansız bir hastalığa yakalanmadım ve 1 aylık ömrüm kalmış da değil. Sadece içimden geldiği için yazdım bunları. İnsanın Blogger profilinde ''Şu tarihten beri Blogger'da : Şubat 2006'' istatistiğine gözünün ilişmesi fena duygusal dakikalar yaşamasına sebebiyet veriyormuş; bunu anladım...

Salı, Ocak 25, 2011

Bana baktın ve şimdi seni öldüreceğim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.1.11 3 Yorum var, evet.

İnsanlar tıpkı diğer birçok canlı gibi tabiatları gereği doğar, yaşamaya başlar, sonrasında büyür, yaşlanır ve ölürler. Bu ölümler tamamen doğal yollardan olabileceği gibi, pek çok tuhaf ve saçma sapan nedenlerden dolayı da gerçekleşebilir. Bunlara en güzel bir kaç örnek kafaya yıldırım düşmesi, elektrik kontrolü için kontrol kalemi kullanmak yerine mevcut akımı parmakla müşahade etmeye çalışmak, beni beni, bihterini! diye sayıklaya sayıklaya delirip göğüse tek el ateş etmek suretiyle nalları dikeltmek, Afrika'nın balta ve hatta jip girmiş dolayısıyla artık bi numarası kalmamış bozkırdan bozma ormanlarında bir ağaç kütüğü üzerinde otururken üste aniden fil çöküvermesi gibi absürd nedenlerdir.

Ama şüphesiz ki en ilginç ve anlam verilemez olanı, bizzat canımız vatanımız Türkiyemiz'e mahsuz ne bakıyon lan? la başlayan ''yan baktı böğrüne bıçağı sapladım, o da yetmedi kalaşnikofla boydan boya taradım ibineyi!'' içerikli cinayet sebebidir ki başka bir ülkede sanmıyorum ki böyle bir sebepten ötürü durduk yere kan dökülsün, mümkünatı yok!

Yurdumuzun en önemli ve geleneksel spor dallarından biri olan yan baktı, öldürdüm müsabakalarında her sene mutlaka gündeme oturan birden fazla vaka haberi izler ve okuruz, artık hayatımızın bir parçası olmuştur bu: 1, 2, 3, 4. Hatta o kadar kanıksamışızdır ki belli aralıklarla bu içerikteki haberleri duymaz etmezsek kendimizi huzursuz hissederiz.

Mesela ecnebilerde de ''silahla okul basıp çoluk çocuk tarama'' diye bir ritüel var, her sene üç beş tanesi zuhur etmezse yabancılıyorlar, garipsiyorlar. Alışmışlar abi, bizim gibi aynı. Milli absürd cinayet sebepleri olmuş taramalar artık. Ama bizim ''baktı, geberttim'' içerikli cinnet sebebimizin klas ve kalite olarak yanına dahi yaklaşamaz. Velet gidiyor okul basıyor, belki öğretmene gıcık, 0 verdi buna. Ya da ne bileyim, okuldaki çocuklar bunla dalga geçmiş olabilirler. Lan Edvırd, geceleri yatmadan önce sivilcelerini sıkıp ballı süt içiyomuşsun olm doğru mu nihohahaha! Bu tiple Emili'yi de rüyanda görürsün ancak muhallebi çocuğu seni! demiştir belki birileri buna, gururuna dokunmuştur. Yok, en fantastiği bizimki arkadaş: ''Şimdi bizzat benim üstün çaba ve gayretlerim neticesinde mefta olup aramızdan ayrılan kardeş yoldan geçiyordu, bana baktığını gördüm taam mı? Dedim ne bakıyosun? Bakarım bakmam, sanane lan! dedi bu bana. Bakarım, bakamazsın; bak bakarım diyorum, bakamazsın ulan! derken ben buna Hattori Hanzomla bi güzel giriştim, sonuç malum. Ağır tahrik var hakim bey. Bakarım dedi, bakamaz. Baktırtmam, o kadar!''

Salt bakarak cinayet işletme potansiyeli olan vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum burdan: Kapat gözlerini, kimse görmesin. Yalnız benim için bak yeşil yeşil (kahve kahve, mavi mavi, ela ela işte artık hangisi sana uyuyorsa). Yoksa ortalık kan gölüne dönüyor abicim, gözlerine mukayyet ol.

midem bulandı, kusasım var

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.1.11 3 Yorum var, evet.
selam günnük,

şu dünyada o kadar garip ve tahammül edilemez insan var ki bazen tanrı'ya ya neden çoğunluğunu benim karşıma çıkarıyorsun, bana garezin ne diye isyan edesim geliyor ve çoğu zaman da ediyorum. günahı, sevabı umrumda değil.

şimdi bir arkadaş var ki ben olmamasını tercih ederdim lakin babası kondom takmayı unutuvermiş, anası da doğum kontrol haplarından bi habermiş herhal bu ziyanlığın, olmuş bu!
zaten tüm sorun da burda başlıyor: turist ömer uzay yolunda'ki her gördüğünü yalayan canavar gibi bir yapıya sahip kendisi. abi birinden çıkarı mı var, başlar hemen o kişiye yalakalık yapmaya, ama öyle böyle değil! göz göre göre, herkesin suratına baka baka, açık açık yapar bunu. bok çuvalı kadar bile ağırlığı ve değeri olmayan insanları omuzlarında taşır. hatta bir defasında yalakalandığı kişinin paltosunu giydirip üzerindeki tozları elleriyle silkelediğini görmüşüzdür ve koca bir ohaaaaaa çekmişizdir arkadaş topluluğu olarak, yalanım varsa iki gözüm popomda belirsin!

ne yapıyorsun sen diye yaptıkları yüzüne vurulmaya çalışılsa bile bu işler böyle güzelim diyecek kadar pişkindir, anla niye bu kadar sinirliyim. bi süre sonra baktı, o kişiden çıkar sağlayamayacağını anladı, başlar onu itin bilmemneresine sokmaya, arkasından konuşmaya başlamaya. zaten o şöyleydi de böyleydi de diye söylenir eski yalakandığının arkasından.

nasıl insan bu ve bunun gibiler anlayamıyorum caaaanım günlük. bunlarla baş da edemiyorsun ki, çirkeflik konusunda master yapmışlar. bıktım artık, n'apsam da kurtulsam yavrum günnük de bana gözünü seveyim.

vefa istanbul'da bir semt adı mıdır acep?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgili günlük,

bazen kendimi çok vefasız hissediyorum. son zamanlarda insanlara (arkadaşlarıma diyeyim) gereken değer ve ilgiyi gösteremediğimi hissetmeye başladım.
bana ne deseler müstehak şu saatten sonra, bilmem ki ne etsem?

Hayat size güzel, coşun coşun!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.1.11 6 Yorum var, evet.

Ya ben bu e2'deki The Ellen Degeneres Show adlı Amerikan şeysine kafayı taktım arkadaş! Ne zaman denk gelsem seyirciler arasında hep bir bağırışma, ağlaşma, hoplama, zıplama; gereksiz sevinç gösterileri zuhur ediyor. Programın sunucusu olacak Ellen isimli kadın paso hediye dağıtıyor bunlara. Uçak biletleri, kremler, şampuanlar, bilimum promosyon ürünleri filan..

''Evvet stüdyoda bulunan tüm izleyicilerimize 1 senelik hijyenik ped armağan ediyoruuuz!'' demeye görsün, stüdyodakiler öyle bir gaza geliyorlar ki sanırsın hepsine tek tek transatlantik hibe edilecek! Kalkıp delicesine dans eden konuklar mı dersin, gırtlaklarını yırtarcasına bağıran manyak kadınlar mı dersin, dayanamayıp sevincinden ağlayan obez teyzeler mi dersin artık ne ararsan var. Ulan iki kadın bağı aldınız diye mi tüm bu heyecan fırtınası, hasta mısınız siz?!'' Anlatamam görmen lazım''lık görüntüler istisnasız. Burda konuya örnek bir video var. Videoda ''beleşe oyuncak aldım'' diye sevincinden hoplayıp zıplayan dana gibi kadınlar görebilirsiniz. Demek ki bedava sirke baldan tatlıdır lafı okyanus ötesinde de geçerli bir atasözüymüş. Fırsat buldukça ibretle izliyorum.

Pazar, Ocak 23, 2011

Zaten paso sevişiyoruz biz!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 23.1.11 8 Yorum var, evet.

Bi de içkili böyle, nasıl sarhoşuz; zil zurna, tıksırana kadar! Aman sabahlar olmasın!

Sevgili bakanlarımızdan sayın ve pek muhterem Bülent Arınç şeyetmiş de o yüzden özellikle belirteyim istedim bunu:
İçki düzenlemesi hakkındaki görüşlerine ilişkin soruyu yanıtlayan Bakan Arınç, görüşlerini şöyle ifade etti:

''Hayat içkiden ibaret değil, hayat seksten ibaret değil. Bir kısım çağdaş düşünceye sahip olduğunu söyleyenler, sadece içki ve seksle olaya bakıyorlar. Evet onlar da bir insan için çok büyük ihtiyaç, onlara da ihtiyacımız var, onlar da bir şekilde tatmin edilecek ama Türkiye bir hukuk devleti. Bu hukuk devleti içinde her şeyin ölçüsünün olması, özgürlüğün sınırsız olmadığı fikri gereklidir. Çağdaşlığı içki kadehlerinde aramak ve bulmak isteyenlere ithaf olunur.'' (Kaynak)
Valla ben ve arkadaş grubum halvet ve içkiden başka birşey düşünmeyen insanlarız ki ben hepsine teker teker sordum, içki ve seks? dedim; ''ayıbediyosun t.u.b.a kardeş, tıksırana kadar içerim + halvet dedin miydi antenler dikilir bende!' diye beyanat verdi hepisi, inanmazsan kendin sor! İyi oldu böyle alışkanlıklarımızın yüzümüze yüzümüze vurulması. Özgürlük deyü kendimizi yırtmayalım, bakın onun da bir sınırı varmış.
Gerçi bir takım gazetelerde bacakları, kolları mozaiklenip yayınlanan, dedesi yaşındaki '' şeytana uyan '' müminlerin tacizlerine uğrayan kız çocukları ne tür bir seks düşkünlüğüne veya misal Kıvırcık Ali'nin geçirdiği trafik kazasına binaen ''zaten alkollüymüş o yaa!'' deyip ölümünün sebebi buymuş ve haketmiş gibisinden yapılan yorumlar neyin özgürlüğü ya da pişkinliğine yorulmalı; onu da bi açıklasanız da içimiz rahat etse! Bunlara da bir sınırlama gelecek mi, yoksa sayenizde palazlanıp büyümeye devam mı edecekler? Kedi canınızı sizin e mi!

Cumartesi, Ocak 22, 2011

Bi gargara yapıver, bişeyciğin kalmaz!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.1.11 8 Yorum var, evet.

Hiç konuyu dallandırıp budaklandırmadan evvel şu linke tıklamanızı şiddetle salık veriyorum (Şu da olabilir, neticede aynı). Tıkladınız mı? Hah, şimdi gelelim asıl mevzuya:

Tarih derslerinden hepimizin aklında kalmıştır biz Türklerin anavatanının Orta Asya olduğu... İşte bu swf'deki iki yanık gırtlaklı abi, o Orta Asya'nın böğründen kopup gelmemiş iki Türk delikanlısı olmakta cancağızlarım, ya yaaa. Tuva Türkü imiş kendileri, seslendirdikleri şarkı da gırtlaktan icra edilmesiyle meşhur bir tür türküymüş. 

Demem o ki, zamanında dedelerimizin kendilerini Orta Asya'dan batı illerine vurmaları bizim açımızdan iyi mi yoksa kötü mü olmuş, bu swf şeysi sayesinde sanırım çoğumuz bu soruya kesin ve net bir yanıt verebiliriz! O büyük göç hiç yaşanmamış olsaydı soldaki arkadaşın yerinde biz de olabilirdik pekala. Tüylerim diken diken oldu bak, uyşş.

Şey: '@1'i siklemiyoruz beyler' yazısının benle yakından uzaktan alakası yoktur. Aaaa ne ayıp, demem ben öyle şeyler, cık.

Şey 2: Bu bağımlılık yapıyor ha, söylemedi demeyin! 2 gündür ara vermeden dinliyorum, bi 10 gün daha gider bu böyle. Hipnotize etti beni resmen.

Naber?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.1.11 0 Yorum var, evet.
selam ve günaydınlar günlükcüğüm,

yakın zamanda baş gösteren uyku sorunumu büyük ölçüde atlattım sayılır, eski güzel ve düzgün uyku seanslarıma geri döndüm şükür.


daha böyle kayda değer şeyler olunca yazacağım sana. evet, şu sıralar bana dair heyecanlandırıcı tek gelişme bu. monoton bir hayatım olduğunu söylememiştim sana galiba. :P

haydin kaçtım ben, kendine dilediğin gibi bak, serbestsin. görüşürüz.

Cuma, Ocak 21, 2011

Abi iyi misiniz siz?!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.11 5 Yorum var, evet.
Daha Gigga Puding'in etkisinden kurtulamamışken, bu sefer de bir başka Japon icadı videolardan olan ''yemek esnasında isyan edip bütün şirinliğiyle dile gelen yiyecekler''in gazabına uğradım! Bu ne arkadaşım, bu ne?!

Şu andan itibaren bütün benliğimi o bezelyenin, fasülyenin filan ne dediğini bulmaya adadım! Olmadı Japonca öğrenecem, o raddeye kadar götürecem işi! Ne diyor bu yemekler de millet elindeki kaşağı, çatalı yere atıp öğürüyor, kafayı yiyor bilmek istiyorum. Ama o ne masumluktur Allah'ım, işte Kawaii'nin gücü! ''Benim gibi şirin bir şeyi nasıl olur da yemeyi düşünürsün seni pis kaka insan!'' mı diyorlar nedir? Ay çıldıriciiim! Japonca bilen birileri tercüme etsin lütfen, meraktan çatlayacağım burda! :P Nan nan nüüüüüü! Evet.

video

Bu kıyağımı unutmayın

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.11 4 Yorum var, evet.
Hani olur da konu edilen ülkelere gidersiniz, sonracıma elin ecnebisinin size fak yu, madafaka gibi ağıza alınmayacak küfürler edesi gelir, altta kalmayın diye şeyediyorum aşağıdaki resmi size. Dil bilmiyorsanız da hareket bileceksiniz artık, fena mı? İçlerinden bulunduğunuz ülkeye ait olanını alıp size yamuk yapanlara karşı gönlünüzce nah çekin ve akabinde çabucak depar atarak kaçın. Neme lazım, adam karatede siyah kuşak sahibidir filan, sokuverir o eli bi tarafınıza, sonra bana küfretmeyin, sakın bak! :P


Bi Brezilya ve Fransa'nınki bize yabancı gelmeyecek cinsten.. Özellikle Tayland'ınki çok sakat. O el hareketini bilmeden ok deme amaçlı kullanırsan Taylandlı abiler iki saniyede tepene biner büyük ihtimalle. Tayland'a gidecekler buna dikkat etsin.

Şey: Bu bilgilendirici resmi ben hazırlamadım, ekşi sözlük sayesinde tanış oldum kendisiyle. Kimin hazırladığını da bilmiyorum. Yoksa ''bu ulvi eseri şu arkadaş hazırlamış gençler, haydi hep beraber ayakta alkışlıyoruz kendisini, büyüksün baba!'' şeklinde bir link vermek isterdim kendisine, kısmet olmadı. Hani emek hırsızlığı gibi olmasın diye belirtmek istedim. Bitti, bu kadar.

Perşembe, Ocak 20, 2011

Barbarlık dedin mi duracaksın hacı!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.11 5 Yorum var, evet.
Vallahi bir Türk olarak barbarlıktan ve barbarca hareketler sergilemekten aldığım tadı hiçbir şeyden almadım arkadaş!

Aha hele hele, böyle yakın geçmişi olsun, uzak geçmişi olsun, her bir geçmişi, geleceği masumluk ve ezilmişlik üzerine kurulu pür-i pak milletlerin mensupları kalkıp bana barbar demiyor mu, hani ne yalan söyleyeyim; zevkten dört köşe oluyorum anacım! Körpe bebelerin derilerini yüzüp kanlarını emmeyi; köy, bark basıp her yeri ateşe verip yakıp yıkmayı istiyorum delice! Hani ne de olsa barbar atalarımın kanını taşıyorum, insanın canı çekiyor; normaldir:
Atina'da Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan'ı ağırlayan Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas, iki ülkenin halklarının da geçmişinde Türkler tarafından "kesildiğini" söyledi.

Güney Kıbrıs'taki temaslarını tamamlayan Sarkisyan bugün 3 gün sürecek Yunanistan ziyaretine başladı.

AFP ajansının haberine göre, Papulyas, Sarkisyan'la görüşmesinde Ermeni lidere, "Aynı barbar tarafından kesildik" dedi. (Kaynak)
Şimdi ben bu yedi düvele nam salmış barbarlığımdan ilham alarak diyorum ki iyi kesilmemişsiniz sayın Papulyas, yanlar kalmış! İsterseniz soyu barbar atalarına çeken bir Türk olarak gelin devamını da ben kesivereyim. (Sonra kaldığım yerden olağan barbarlıklarıma devam edeceğim ama, ne de olsa daha emilecek çok körpe kanı, kesilecek çok kadın, çoluk, çocuk var, nihahahah!!)

Gelelim fasulyenin faydalarına canlar: Bu ne tür bir kuyruk acısıysa artık, ılımlı açıklamalar yapıp milletlerinin tansiyonunu aşağıda tutmak gibi gizli bir misyonu olduğu yadsınamaz politikacılar bile konu Türkler olunca, barbarlar, kestiler, biçtiler'den öteye geçemiyor. Hayır, ''adamlar politikalarını Türk nefreti üstüne kurmuşlar'' denildiğinde de ''o senin hüsnü kuruntun, hangi devirde yaşıyoruz, aşın artık kendinizi'' diyen bir zevat var ya bu ülkede, işte asıl onlara okutmak lazım bu haberi. 2011 yılındayız ama adam hala barbarlar, kestiler, içtiler, biçtilerde takılı kalmış. Lan ben şimdi bu adama nasıl önyargısız bakayım, nasıl de bana hadi.

He anasını satayım, dünyadaki bütün uluslar o kadar temiz bir geçmişe sahip ki batılılar barbar kelimesini nedense sadece Türk kelimesinin başına getirerek kullanmayı tercih ediyor. Elin Avrupalısı gider taa ebesinin ökeresindeki Ganayı, Zimbabve'yi, Afrika'yı, Hindistan'ı, Fas'ı, bilmemnereyi işgal eder, sömürgeleştirir, kahraman olur, medeni olur, şovalye olur, kutsal savaş olur, bilmemne olur. Aynısının onda birini Türk yapacak olur - ki asla oh iyi yapmışız filan demiyorum, süper ultra masum olduğumuzu da iddia etmiyorum - ne barbarlığı kalır, ne katilliği, ne şeytanlığı! Bak hep derim, kesinlikle sütten çıkma ak kaşık değildi bizimkiler de. Ama barbarlığın alasını, şukelasını yapıp üstünü medeniyet muşambasıyla bir güzel kapatıveren ulusların da kalkıp beni parmakla göstererek her fırsatta aha barbar bu demesi de cidden sıktı artık! Şeytan diyor ki kap kömürlükteki baltayı (keser de işte balta diyorum ben ona, çaktırma!) dal içlerine de göster bakalım barbarlık nasıl oluyormuş! Ama yok, yapmam öyle şey. Türküz, barbarız marbarız ama insanız neticede, yazık lan.

Aha beynim eridi şu an!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.11 7 Yorum var, evet.

Japonlar'ı nasıl biliriz?

Doğduklarında fotoğraf makinesi yanlarında yüce yaratıcı tarafından ek olarak verildiğinden olsa gerek boynunda fotoğraf makinesi taşımayanını görmenin uçan bir fil sürüsü görme ihtimali kadar zor olduğu, sürekli gülümseyen, böyle tatlı mı tatlı, çekik gözlü, ufacık tefecik, halkımızın pozitif baktığı üç beş milletten biridirler. Bir de Ayumi Takano var tabii, bizim milli Japonumuz...

Valla blogumu okuyan insanları Japonlardan soğutma misyonu tarzında bir görev üstlenmiş gibi olmayayım ama, onlarla ilgili birşey daha keşfettim bugün. Paylaşmadan edemem.

Bu sevimli halk hakkında bilinen en önemli özelliklerden biri de şüphesiz kendilerinin Kawaii dedikleri, bizim de henüz Türkçesini bulamadığımız için Kawaii dediğimiz uğraşının mucidi olmaları. Kawaii Japonca şirin, tatlı manasına gelir ve Japonlar her olaya, her atraksiyona bir şirinlik, bir aman da aman yanaklarını sıkarım senin katmazlarsa rahat edemezler. Şahsen Kawaii denen manyaklığa baya bi sempatiyle bakan biriyim ama birazdan izleyeceğiniz videodaki reklamda bu Japon kardeşler olayın bokunu çıkarmışlar! Evet, şu linkten Giga Pudinglerini konu alan o dehşetengiz reklamı izleyebilir ve beyin hücrelerinizin yavaş yavaş, çaktırmadan böyle derinden derinden erimesine şahit olabilirsiniz. Unutmadan reklamdaki şarkının sözlerini de yazayım, aşağı yukarı şöyle birşey: Puding  puding puding puding puding puding puding puding giga puding  puding puding puding puding puding puding giga puding puding puding puding puding puding puding puding puding giga puding diye devam ediyor böyle sonsuzluğa doğru. Beyin hücreleri tamamen yanmadan sonuna kadar katlanabilenlere Japonlar sonsuz sevgi gösterisinde bulunuyormuş, duyunca yarıda kapattım videoyu! Biri bana reklamın sonunda ne olduğunu söylesin, merak ediyorum lan!

video

Sen hiç vicdan diye birşey duydun mu?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.11 3 Yorum var, evet.

Yukarıdaki insan olanın kanını donduran bu fotoğraf, şükür ki gerçek değil. Bir kaç fotoğraf hilesiyle oluşturulmuş bir farkındalık belgesi sadece... Ama tut ki gerçek olsa, inanın bana zerre üzülmezdim...

Yer yıl yüzbinlercesi kürkü uğruna kafalarına çivili sopalarla vurulmak suretiyle vahşice katledilen bebek fok balıklarını ve onlardan elde edilen kürkleri büyük bir zevkle giyen insan demeye bile dilimin varmadığı orospu çocuklarını düşününce, kimse kusura bakmasın ama yukarıdaki fotoğrafın gerçek olmasını bile yürekten istiyor benliğim.

Ah ne yazık ki dünya sadece biz insanların yaşaması, dilediği gibi at koşturması, istediği her boku yapıp sonra da üstüne marifetmiş gibi bi güzel tüy dikmesi için dönmüyor sevgili ''insan dünyanın en mükemmel varlığıdır'' zihniyetindeki zavvalı kitle! Ne gariptir ki fokların da, sokakta görüp karnına tekmeği bastığın kedinin de, ayak altında dolaşıyor diye zehirli kıyma verip ölümüne neden olduğun Erik'in de en az senin kadar, belki de senden kat be kat daha fazla yaşamaya hakkı vardı bu gezegende! Ama senin zihniyetindeki oksijen ziyanları onlara bir kap yemeği, bir sıcak gülümsemeyi, bir fazladan nefes alışı çok gördü! Yaşamasındı Erik, bir takım sosyete kevaşeciklerinin kürk giyme sevdası uğruna ölsündü yavru foklar, hem zaten çok ses çıkarıyorlardı, annelerinden, memeden, sütten alınıp çöpe atılsındı yavru kediler.. Nasılsa hiçbir şey insandan daha değerli değildi şu fani dünyada ya, katledilsindi diğer bütün canlılar!

Ne kadar hastalıklı bir zihniyete sahip olduğunu söylediğimde kızıyorsun bana değil mi? Vicdansızlığını yüzüne vurmam deli ediyor seni! Gün gelip de vicdanın kör uykusundan uyandığında hissedeceklerini düşündükçe ağzından salyalar saçarak suçluyorsun beni insan düşmanısın sen diye! ''İnsan düşmanı''; ne de ucuz bir kaçış, ne de acınası bir kıvranış. Mazur gör beni ama, o algısı kıt beynin hayvanlardan zerre farkın olmadığını özümseyip kabul edinceye, hayvanlara saygı duymayı ve onlara zarar vermemeyi öğreninceye kadar hatırlatacağım, öğreteceğim sana bunu! Yanlışlarını yüzüne vurmaktan bıkmayacağım, vaz geçmeyeceğim!

İstersen şimdi ufak bir kaç denemeyle başlayalım. İşte yukarıdaki gerçek olmayan fotoğrafın tamamen insan eliyle meydana getirilmiş gerçek versiyonlarından sadece bir kaçı: İstersen bazı fotoların üzerine tıklayıp işkencelerin hikayelerini okuma fırsatın da var; ne büyük orgazm!

Hani belki olur ya, okurken empati yapabilmen dileğiyle, insan düşmanından sevgilerle:


hırsız muamelesi görmekten bıktım

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.11 2 Yorum var, evet.
sevgili günlükcüğüm, canımın içi;

sana yazarken yazım kurallarına dikkat etmiyorum, tamamen sallar vaziyette yazıyorum diye umarım bana kızmıyorsundur. eskiden defterlere yazarkenki orijinalliği ve tadı yakalamak içindir bütün çabam. çünkü o zamanlar, küçük harfti, büyük harfti, noktalama işaretiydi filan hiç de umursamadan yazardım günlüğüme.
şimdi de aynı şekilde devam ediyorum. kim şimdi büyük - küçük harf uğraşacak? ben olmadığım kesin..

bugün haftada bir tekrarladığım olağan oje alışverişime çıktım ve kendime 5 tane daha oje aldım. böylece evdeki oje miktarı 87'den 92'ye yükseldi. 100'e doğru emin adımlarla ilerliyorum. aslında şunları öyle renk renk, albenili yapmasalar yanlarına yaklaşmam ama tutamıyorum kendimi. fıstık yeşili bile almışım zamanında, sürmüyorum tabii, benimkisi her renginden almalıyım hastalığı sadece.

haaa bak oje alırken yine kriz geldi bana, dur anlatayım. bu kozmetik dükkanlarındaki görevli kızlar var ya deli ediyorlar beni. dükkana girdiğim andan itibaren kuyruk gibi peşimden ayrılmıyorlar. başta bi buyrun yardımcı olayım hanfendi diyorlar, ben gayet güler yüzle teşekkür ederim sadece bakıyorum dememe rağmen bi rahat vermiyorlar. bi şey soracak olsam zaten çağırırım seni, peşimi bıraksana kadın! yemin ediyorum korkunç geriliyorum bunlar yüzünden. sanki hırsızlık yapıcam anasını satiyim, yüz kremlerini, şampuanları cukka edicem de gözünü ve vücudunu benden ayırmıyor. yine sinirlerim hopladı bak görüyor musun caaanım günlükcüğüm.

eve geldiğimde hoplayan sinirimi dindirmek için kek yapayım dedim. bütün malzemeleri güzelce ve eksiksiz koymama rağmen o da bana uyuzluk olsun diye kabarmadı, üstüne üstlük altı bi güzel yandı! yanmayan kısmından bi cesaret yiyeyim dedim, valla kendim yaptım diye söylemiyorum ama tadı hiç de fena değildi. bi de iyice kabartmayı ve altını yakmamayı öğrenirsem benden güzel kek yapan yok diye sağda solda caka satabileceğim. tabii o zamana kadar birçok kek denemem ziyan olacakmış gibi görünüyor şeker günlük. olsun, deneye yanıla bulacağım tam kıvamını, hırs yaptım.

Çarşamba, Ocak 19, 2011

kafa bi milyon

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgili günnüküm,

evvela öpüyorum seni. bakıyorum da bana pek çabuk alıştın. eh benim de sana hemencecik kanım kaynadı zati.

neyse, bi kaç gündür deliler gibi uyku sorunu çekmekteyim. günde sadece 2 saat uyuduğum oluyor, onda bile sağa sola dönmekten tam bir randıman alabildiğim söylenemez. işin ilginci gün boyunca salak gibi dolaşsam da hiç uyuma ihtiyacı hissetmiyorum. nerden tutsam bi saçmalık
var ortada, evet. günden en fazla 2 saat uyuyabil, uyandığında bariz bir şapşallık benliğine hakim olsun ama uyandıktan sonra gram uyku ihtiyacı hissetme. sanırım bi doktora gitme zamanım geldi. önümü hiç iyi görmüyorum. şu sıralar sadece aptallar 8 saat uyur diye bir kitap vardı, ben 2 saat uyuduğuma göre demek ki süper zekiyim diye avutuyorum kendimi ama nereye kadar. en kısa zamanda düzelip eski uyku dolu günlerime geri döneceğim. göreceksin yavrum günnük, yapacağım bunu.

Başlık, bere, atkı filan kışın lazım oluyor tabii

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.1.11 0 Yorum var, evet.

- Arada sırada dalgınlıkla dahi olsa - onlardan biri olduğum için söylemiyorum ama - yaprak sarmasına dolma diyen insanları küçümsemeyelim tamam mı? Olabilir yani, insanlık hali, bir anlık dil sürçmesi sarma diyeceğine dolma demiştir, hemen linç etmeyelim. Ama yaprak sarmasının içine et koyan kitleye ne söylesek az, yemeğin özüne ihanet ettiğinizin farkına varın rica ediyorum. Zeytinyağlı yaprak sarmasıdır onun orijinali, et de nerden çıktı?

- Boys Anılar diye bir grup vardı değil mi bi zamanlar? Nerden aklıma geldiyse durup dururken.. Allah'tan şimdi yoklar, bi daha da olmasınlar mümkünse, lütfen.

- Nostaljik tarafımda kıpraşmalar olmakta yine.. Bir zamanların, daha doğrusu çocukluğumun iki efsane filmi Hayalet Avcıları ve Geleceğe Dönüş'ün müziklerini döndürüp döndürüp dinliyorum bi kaç gündür. Elbet Geleceğe Dönüş'ün yerinin apayrı, bambaşka olduğunu söylememe gerek yok. Hastasıyım, o kadar!

- Bugün resmen, böyle tekir mi tekir, şişko mu şişko bir sokak kedisiyle muhabbet ettim. Resmen konuştum diyorum, aloo! Ağzımdan çıkan her kelimeye miuvv, miyuk, miyaa gibi seslerle karşılık verdi. Bir yandan da gözlerini gözlerime dikmiş sabit bakıyordu, bi ara tırsmadım değil. Sonra sustu, kendi kendime konuşmaya başladım. İçerledim tabii, dayanamadım: be insafsızın kızı, be nankör kedi, insan birşey söyler dedim, o an cidden dile gelip anaaa ibrahim tatlıses dinliyor bu, gachayım! dedi ve patilere kuvvet ortadan kayboldu; kalakaldım. Kedilerde bile bi müzik standardı, kulak zevki varmış demek, takdir ediyorum.

dondan hediye olmaz

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.1.11 2 Yorum var, evet.
sevgili günlük,

yıl olmuş 2011, hala hediye diye birbirlerine don, atlet alan insanlar var. bugün bunlardan birinin daha vuku bulmasını kişisel çabalarımla önledim ama nereye kadar? tek başıma hepsinin üstesinden gelemem ki! ben hediye olarak don alma - verme konusunu çok acı tecrübe etmiş biriyim, o yüzden içim yanar, insanları bu yanlıştan döndürmeye çalışırım hep.

hiç unutmam - nasıl unutabilirim ki - bir arkadaşımın doğum günü vardı,
beni de son anda davet etmek aklına gelmiş. tabi küçüğüm o zamanlar, 9 bilemedin 10 yaşındayım. partiye gideceğim de ulan ortada hediye yok. dımdızlak gidip ben geldiiiim pasta nerde verin onu yicem diyemem ki, sıra hediye faslına gelince çuvallayacağım çünkü, yediğim pastalar boğazımdan gelecek, o yaşıma rağmen bu gerçeği biliyorum.

ne yapsam ne yapsam diye düşünürken mahallemizin akıl danıştığım akıllı ablalarından biri ki kendisi 16 - 17 yaşlarındaydı o zamanlar, allah belasını versin onun! t.u.b.acım dur ben sana bizim evden bi hediye getireyim onu verirsin arkadaşına dedi. ben el kadar sabi olarak bi sevindim, bi sevindim ki görme! Bizim abla gitti eve, 10 dakika sonra elinde renkli kap kağıdına sarılmış bir hediyeyle yanıma geldi. al bunu verirsin arkadaşına diye paketi elime tutuşturdu. o vakitler saflar ötesi saf olduğum için paketi açıp da içinde ne var diye bakmak aklımın ucundan geçmedi, aldığım gibi doğum günü partisine topukladım.

klasik işte; gittim, pasta kesildi, yedik, içtik, oynadık. hediyeler verildi ve sıra açılmalarına gelince aldı beni bir telaş acaba benimkinin içinden ne çıkacak diye. e be ebleh kızım, baştan düşünüp baksaydın içine şimdi götün üç buçuk atmayacaktı.
neyse. herkesin hediyeler bir bir açıldı. walkman, barbie bebek, kitaplar filan derken sıra geldi benim hediyeye! bi görsen ben doğum günü kızından daha fazla merak ediyorum ne çıkacağını. kız açtı paketi, allahım o da ne? üzerinde kırmızı kelebekler olan beyaz bir don! herkes gülmeye başladı tabi, ben yerin dibine girdim, evden nasıl çıktığımı hatırlamıyorum. çok kötüydü günlükcüğüm çok. allah kimsenin başına vermesin.
sonraki günlerde bana o donu hediye diye veren ablayla muhatap olmamaya çalıştım ve bunda da başarılı oldum. ama bu olayı bir türlü unutamam. işte bu yüzdendir ki kendimi dondan hediye olmayacağını insanoğluna inandırmaya adadım. beni anla günlük.

Salı, Ocak 18, 2011

kıskananlar çatlasın

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgisiz günlük,

herkeste garip bir haller, bir sevgisizlik durumları ayyukta olduğu için sana da bu seferlik böyle seslenesim geldi. yok lan, ühühühü hayat çok kötü gidiyor, moralim çok bozuk depresyondayım diye içimi dökeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. hayat bana göre gayet tıkırında ama bazı insanlar güne sol taraflarından kalkarak başlıyorlar, o bazen moralimi göçertiyor.


mesela o kadar hoşgörüsüz ve anlayışsız komşulara sahibim ki eskaza mahallemizde iki kedi, köpek seveyim, mama vereyim desem gün boyunca saklandıkları evlerinin camlarına çıkıp bas bas bağırıyorlar amaaan kızım bırak besleme şu hayvanları, iyice kenar mahalleye döndü burası yeter diye. tabi hepsi birer düşes, kont ya, kaldıramıyorlar böyle ucuzlukları. bazen ciddi ciddi hayvanseverlerin hayvanlara gösterdiği ilgi ve şevkati kıskandıklarını düşünüyorum. eminim yakınlarında onlara böyle sevgi ve ilgi gösteren insanlar yok, o yüzden deliye dönüyorlar.. hırslarını da el kadar hayvanlara ateş püskürerek alıyor meymenetsizler. lan sanane ufacık hayvanın yediği mamadan maloğlu mal! parasını sen mi veriyorsun, ben alıyorum veriyorum sanane!

cidden ümüklerini sıkıp bırakasım geliyor böylelerini. bi gün bi tanesiyle şöyle sıkı bi kavga edeceğim ama ne zaman allah bilir. sabır sabır diye diye nereye kadar di mi günlükcüğüm. neyse senin de sinirlerin gerdim yavrum. gene uğrayacağım, kendine iyi bak.

Pazartesi, Ocak 17, 2011

zilyonerim, köşeleri dönerim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.11 0 Yorum var, evet.
tekrar merhaba günlüküm,

aslında ben senden önce de bir çok defa kağıt üzerinde günlük tutma girişiminde bulundum ve çok iyi hatırlıyorum, ilk girişimimi 11 - 12 yaşında gerçekleştirmiştim. 11 yaşındaki bir kız günlüğüne ne yazabilir ki? bugün okulda şunları yaptık, bunları yaptık, sonra zil çaldı eve geldim, yemeğimi yedim, derslerimi çalıştım, birazdan uyuyacağım yarın görüşürüz içerikliydi yazılarımın çoğu. bi de o zamanlar
revaçta olan dizilerin karakterlerinin adlarını kalp içine alıp günlüğün bi taraflarına yazmak adeta farzdı ve ben o yaşlarda deli gibi atilla taş'ın o vakitler pek revaçta olan dizisi zilyoner'i izliyordum. tahmin edersin ki günlüğümün her yerini kendimle özdeşleştirdiğim dizi karakterlerinden zennube'nin adıya donatmıştım. hatta o kadar ileri gitmiştim ki my name is zennube yazıp etrafını kalpler ve çiçeklerle bile süslemişliğim vardır. miden bulandıysa kusabilirsin günlükcüğüm, yabancılamam.
bu da bir günlük yazısından ziyade ufak çaplı bir itiraf gibi oldu ya neyse. aklıma gelmişken yazayım dedim. öpüldün.

Biz de insanız, yazık bize!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.11 7 Yorum var, evet.
(Dikkayt dikkayt! Lütfen yazıyı okumadan evvel yan tarafta görmekte olduğunuz Umut Sarıkaya karikatürünün üzerine tıklamak suretiyle iyice inceleyiniz, konuya daha vakıf olmak bağlamında yani..)

Geçtiğimiz senelerde, bir haber sitesinde Avrupalı  bir takım nüfus sayıcı ve ayırıcı zerzevatın yaptığı bir araştırma sonucu, Türkiye'de yaklaşık 25 - 30 milyon arası azınlık mensubu insanın ikamet ettiği konulu bir haber okumuştum.

Ohannesburgerking! Olmaz öyle şey! Bu ülkenin yüzde 99'u müslüman olduğu gibi yüzde 99'u da Türk'tür! düşüncesine sahipseniz düşüncenizi bir kez daha gözden geçirmenizi salık veririm. Tamam, rakamlar az biraz bol keseden sallanmış olabilir ama doğruluk payı da yok değil. Zira vatanımızda farklı etnik kökene mensup onlarca halk (Kürt, Laz, Çerkez, Boşnak, Arnavut, Ermeni, Yunan, Arap, Gürcü vb.) yaşadığı gibi; esasen Türk olmasına rağmen memleketini ve halkını, Osmanlı zamanında dedelerinin Türkiye topraklarına göçmeden önce yaşadığı yer olarak belirten büyyük bir insan topluluğu var. Sorun o değil, elbette adamın anası babası Kosova'dan, Bulgaristan'dan göçtüyse arkadaş ortamında söyleyecek, belirtecek ama olan hep biz atası bir yerlerden göçmemiş Türkiye kökenli Türklere oluyor, işte ben ona içerliyorum!

Nerde bir arkadaş ortamı, nerde bir kankalar arası parti marti neyin olur, çoğuna hep katılmaktan çekindim durdum. (Ondan böyle Blogger başı asosyallerindenim işte, ühühühüh!) Çünkü canımdan çok sevdiğim biricik arkadaşlarım, belli bir saatten sonra ne yapıyor ediyor konuyu hep atalarının göçtükleri ülkeye ve hangisini daha süper, daha yahşi olduğu konusuna getiriyordu:

- Atıfcığım, bizim Makedonya'nın kızları da çok güzel oluyor!
- Hadi ordan, asıl en güzel Bulgar kızlarıdır bi kere, memleketim gibisi yok! Sen ne düşünüyorsun Selin?
- Hiç de bile! Arnavut kızları derim başka birşey demem, (kendini göstererek) şekil bir a'da görüldüğü üzere!
- Ahahahahaha (Grup gülüp eğlenirken şahsım küçük sırıtışlarla olaya iştirak eder ulan niye bir yerlerden göçmedi de bizimkiler şu muhabbete dahil olamadım diye söylene söylene..)

Bu sadece küçük bir örnekti, daha niceleri var ki içimi yakar. Hiçbir zaman muhabbete şöyle bodoslama ahahaha evet yaa tıpkısının aynısı dedemlerin geldiği o hırçın ve gizemli balkan köyü gibi Kemalciğim, sahi ya, sen neresindendin tam olarak Makedonya'nın? diyerek dalamadım, daldırmadılar. Ağlamam bu yüzdendir, gözyaşlarım bu yüzden. Bi de beni de aranıza alsanıza lan diyemiyorsun ki? Onlar bir göçmenlik paktı kurmuşlar adeta, dışardan izlemekle yetiniyorsun.

Öyle işte, içim yanıyor arkadaş, içim! En iyisi gidip Balkan türküleri filan dinleyeyim biraz, o şekilde az da olsa avutuyorum kendimi hiç olmazsa!

hatıra defteri

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgili günlük,

geçen gün ortaokuldayken hatıra defterime yazmasına izin verdiğim kızlardan birini gördüm. evet ben onu öyle hatırladım: aaaa hatıra defterime yazan kııız! çok değişmiş, katana gibi olmuş allah'ıma! tabi onun suratına söyleyemedim oha 1123 kilo olmuşsun bu ne hal diye, oracıkta ümüğümü sıkardı. zaten bi lokma bişeyim, anında tahtalı köyü boylardım. ama ses tonu, hal hareketleri aynıydı, o konuda bi değişiklik olmamış,
bi tuhaf oldum. aklıma okul yılları geldi. aldım hatıra defterimi baştan sona tekrar okudum. amma denyoymuşuz o zamanlar. sepet sepet yumurta manisini bilmeyen ve yazmayanı dövüyorlardı heralde ki bütün kızlar onu yazmış. bi de çok tatlısın, şeker gibisin, aman arılar yemesin diye bi mani yazmış bi tanesi, o da pek yarıcıydı. amaaan nerden nereye be günnük. seni de lafa tuttum, hadi ben kaçtım, görüşürüz.

O

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.11 0 Yorum var, evet.
sevgili günnükcüğüm,

evvela gözlerinden öpüyorum. nasılsın keranacı seni! iyi misin? aman aman iyi ol. havalar da bi açıyor, bi kapıyor, üşütmeyesin dikkat et. sık sık yazacağım sana, bu konuda bir mutabakata varalım. hatta seni günlükten ziyade saatlik ya da dakikalık olarak da kullanabilirim. mızıkçılık etmek yok.

şimdi sana o'ndan bahsedeceğim. o kim la? dediğini duymadığımı sanma!
iki dakika izin ver de şurda kendi çapımızda bi romantizm yaşayalım di mi? neyse, o işte: ilk aşkım.

hayatın bizi savurduğu, ordan oraya attığı, izbe, köhne ve unutulmuş, sokaklarını boş meybuz poşetlerinin kapladığı kenar mahallelerden birinde başlamıştı maceramız. biz ki yeri geldiğinde yarım somun ekmeğin arasına bir baş soğanı olduğu gibi sokuşturup yiyen, acıyı nimete katık edenlerdendik. (off bu kadar acitasyon olmaz, kendimden tiksindim)

neyse, o'nunla aynı mahallede oturduğumuz yetmiyormuş gibi aynı okula, hatta aynı sınıfa gidiyorduk, yaşıttık yani. tabi o benim kendisinden hoşlandığımı anlayamayacak kadar mal bir kişiliğe sahipti. ne yaparsam yapayım dikkatini çekemiyordum. yani yanına gidip dank diye 'ben seni seviyom, iyi mi, oldu mu, nasıl, bişey söyle' diyecek cesaret yok bende. ne yapayım malak gibi bekliyordum ki ilk atak ondan gelsin.

ee işte sonra günnükçüğüm, bi gün topladım kendimi, tabii yine okuldayız. bu bişeyler atıştırıyor. baktım yazık, yine bizim mahallenin ritüeli olan soğan ekmek olaylarına sardırmış. dayanamadım, beslenme çantamdan bir büyük kokulu haslanmış yumurtayı çıkardım bunun sırasına koydum. var ya nasıl sevindi, yavrum tabi paso soğan ekmek soğan ekmek beyin sulanmış, iştahla götürdü osuruk bombasını. o anda sanki o da bana karşı birşeyler hissetmişti, bunu anlamıştım ama çaktırmıyordu. soraki günlerde fiş filan verdi bana, 'ışık ılık süt iç' fişini hala saklarım. sayma fasülyelerim kaybolmuştu, kendinkilerinden vermişti, öyle bonkördü ama açılamıyordu çocuk. işte böyle diye diye zaman geçti, açılamadı bir türlü salak. ben de ümidimi kestim, unuttum onu. zaten bir keresinde sınıfta altına işemişti, çok gülmüştük. öyle de bir maldı ama ilk aşk işte insan tamamen kafasından silip atamıyor. ismi neydi mi dedin. boşver adı bende saklı ama biz ona kısaca yumurta diyelim, ilerde kendisini anarken lazım olur.

bu da böyle bir anımdı günlükçüğüm, ısırarak öpüyorum seni. görüşmek üzere. kendine iyi bak.

N'olur düşme bak, ölümü gör!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.11 0 Yorum var, evet.
Görmemişin biri hayatında ilk defa uçağa binmiş, ayağı toprağa basana kadar ölmüş ölmüş dirilmiş içerikli yazılar bütününe hepiniz hoşgeldiniz. Ben kaptan pilotunuz t.u.b.a pektırsak. Lütfen kemerlerinizi bağlayınız, elektronik eşyalarınızı güvenliğiniz açısından okuma boyunca kapalı tutunuz. Hepinize iyi okumalar dilerim, hazırsanız başlıyorum:

Şimdi o yerde duran devasa kütle, az sonra havada onca ağırlığına bakmadan kuş gibi süzülecek he mi? sorusu uçağa binmeden yaklaşık beş dakika önce beynimi kemirmeye başlamıştı? Lan peki nasıl olacaktı bu? Gerçi ben çok mini mini iken anacığım, gemiler denizin üstünde nasıl duruyor sorusuyla ağır vasıtaların akıl almaz çalışma prensiplerine derinden bir giriş yapmıştım ama bu kez durum farklıydı. Sorumun olası cevaplarını ve bütün felaket senaryolarını kafamın içinde çorba ederken kaşla göz arasında bilet kontrollerimiz yapıldı, uçağa bindik. O binmeyle kalkmamız arasında geçen dakikalarda yaşadığım ruh travmasını ne sen sor, ne ben söyleyeyim! Hayalgücüm ultrasüper seviyelerde ya, aklımdan binbir düşünce geçiyor: Ya kalkarken motor alev alırsa, ya uçuş sırasında kanatlara kuş sürüsü girerse, ya denize çakılırsak, ya kaptan kokpitte kalp krizi geçirirse, ya uçağın tam tepesine meteor düşerse, ya uzaylılar tarafından bilinmeyen bir galaksiye kaçırılırsak, ya uçak ekibinden biri koridorda deve kesmeye kalkarsa, ayyy kan tutar beni kusarım! gibi harikulade senaryolar üretiyordum. Bir yandan da koltuk kenarlarına sıkıca tutunarak uçuş boyunca kişisel güvenliğimi bu şekilde sağlamayı planlar vaziyetteydim. Hayır sanki koltuk yanlarına sıkı sıkı tutununca uçak düşmeyecek, peh! Uçak düşünce herkes ölür, bitmiştir, bu kadar!

Havalanmamıza az kalmıştı. Kaptan pilotun açıklayıcı vaazları ve hosteslerin iki metre açılmış ağızlarıyla gülüş pozisyonu alıp yanımızdan ikide bir heyecanlı heyecanlı geçiş yapmaları sayesinde bunu iyice anlamıştım. Zaten az sonra da uçak yerle paralel yavaş yavaş ilermeye başladı. Başlangıçta yaklaşık bir 10 dakika boyunca yolculuğa yerden devam ettiğimiz için bir ara ben bizi yediklerini, uçağın havalanmayıp gideceğimiz yere kadar böyle yerde devam edeceğini filan zannedip etrafımdakilere konuyla alakalı komiklikler, şakalar yapıyordum ki birden hoarrrrg!! diye net bir motor sesi ve gürültüsüyle kendimizi havada bulmamız bir oldu! Hayır, eminim kalkış esansında uçak delicesine, manyakcasına sallanmasa ve o gökgürültüsünün yanında ninni gibi kaldığı korkunçlar korkuncu ses olmasa belki de o kadar tırsmazdım ama tırsmıştım bir kere! Bir yandan ne kadar dua biliyorsam içimden defalarca, tekrar tekrar okuyor, bir yandan da kalkıştan bu yana kapalı olan gözlerimi açıp açmamak konusunda karar vermeye çalışıyordum. Lan niye tutturursun illa yaaa ben cam kenarına oturcam diye bilmem ki tırsak kızım; kaç yaşındasın, beş mi? Al sana cam kenarı!

Birden bir cesaret geldi bana, açıverdim gözlerimi. Açmamla camdan dışarı gayet rahat bir şekilde bakmaya başlamam bir oldu. Boşuna korktuğumu anlamıştım, uçak oldukça sessiz ve neredeyse sallantısız bir şekilde, bildiğin kuş misali süzülüyordu havada; rahatlamıştım. Aha orda stadyum var, şu ne ki anlayamadım bit gibi görünüyor, ordaki tarla mı, aaa bulutlara bak ne güzel! gibi söylencelerle kendimi sakin tutmaya çalışıyordum taa ki kaptan pilotun şu an 1800 kilometre ve bilmemkaçbinmetre (burayı tam hatırlamıyorum) yükseklikte ilerliyoruz, varış yerine şu kadar saat kaldı içerikli anonsuyla kendime gelene kadar! 1800 km ile ilerlemek ne demek canım kardeşim! Uçmak ne kelime, coşuyoruz lan! Şu an kafa üstü çakılsak tuzla buz oluruz, millet kaldırmaya cenazemizi bulamaz, o derece! de bana daha iyi! 1800 km'ymiş, ne diyorsun sen?!

Zaten o saatten sonra da ıkına sıkına, halihazırdaki felaket senaryolarıma senaryolar katarak yolculuğu nasıl sona erdirdiğimi hatırlamıyorum ama bir şekilde uçak sağsalim varış noktasına indi. Şak şak şak şak! (Uçak sapasağlam inince tebrik maksatlı alkışlayasım geldi ve yaptım, pişman değilim!)
Uçaktan inmeden evvel üstümü başımı mıncırırken ölmedim lan, hayattayım diye haykırarak sevinçten deliye döndüm. O mutlulukla bir kaç yolcunun üzerine atlamış, sevgimi onlarla paylaşmaya çalışmış olabilirim, tam hatırlamıyorum. Büyük ihtimalle yolculardan havayolu şirketine o manyağı bir daha uçaklarınıza almayın, yol boyunca psikolojimizi bozdu yavşak diye onlarca şikayet yağmıştır. Haklılar, ne diyebilirim ki? :P

O değil de, İstanbul gece gökyüzünden nasıl da güzel görünüyor arkadaşım, ışıl ışıl... Öldüm, bittim, eridim yeminle! Rabbim sen beni bir daha bu şehirden ayırma e mi? Hele ki uçak vasıtasıyla asla!

Şey: Uçak yolculuğu esnasında uçağın düşmesi ve hayatını kaybetme olasılığı, karayoluyla yapılan seyahatlere oranla yüzde bilmemkaç daha düşüktür, o yüzden boşuna korkma diyenlere hep hadi lan ordan! demişimdir, hala da diyorum! Şimdi bu uçak denen zımbırtının binlerce metre yüksekten aşağı çakılma, havada yanma, patlama ihtimali var mıdır? Vardır arkadaşım. O zaman: De get gözüm görmesin seni, hadi lan ordan!

Şey 2: Yolculuk sırasında ben korkudan altıma dordurmakla meşgulken diğer tüm yolcular sakin bir şekilde ya kitap okuyorlar, ya müzik dinliyorlar ya da gözlerini dinlendiriyorlardı ve evet, koridorda emekleyerek gizlice dolaşıp teker teker hepsinin suratlarına baktım; gram korku emaresi yoktu! Analarından çıktıkları günden beri uçağa biniyorlar heralde, bu ne alışmışlık kardeşim, hadi lan ordan! (Bu sonuncusu olmadı, evet)

Pazar, Ocak 16, 2011

O kadar zenginim ki bu kadar olur yani!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.1.11 1 Yorum var, evet.
İnsanın canı arada sırada abur cubur çekebilir. İnsanız sonuçta, sürekli kereviz, karnabahar, pırasa ya da yer elması gibi mistik ve yararlı olduğu söylenegelen sebzelerden tüketecek değiliz. Kaldı ki karnabahar delisiyimdir, tıksırana kadar yerim (suç değil, kimse sikayetçi olmaz değil mi) ama bir yere kadar..

Geçende canım fıstıklı cips çekiverdi ve etrafta gördüğüm ilk markete dalarak aldım bir tane. Cheetos mudur nedir, hah işte ondan. Yiyorum böyle güzel güzel, paketin içinden küçük bir kart çıktı. Üzerini okuduğumda bir de ne göreyim?: 0.10 ÇITIR PARA Ne la bu? dedim ilk başta, bi anlam veremedim. Sonra şu reklamlarda izlediğim, bakkala yoğurt, zeytin yağı almaya giren annesine zorla Cheetos aldıran ve cipsin içinden çıkan 50 çıtır parayla ödemeyi kendisi yapan bonkör velet geldi aklıma. Oha lan! 0.10 kuruş kazanmıştım, zengindim artık! Evet, şu anda kapı gibi 0.10 kuruşum var, tutmayın beni!

Şu saatten sonra hiçbirinizi tanımıyorum kardeşim!

Ben senin doğarken öldüğü söylenen ama aslında ölmeyen ikizinim, melabaaa; aaa kızım senin halanın büyük teyzesinin ortanca torunuyum, nasıl tanımazsın; ablaaa bi ekmek parası ablaaa!; merhaba güzel kız, biliyor musun gökyüzündeki bütün yıldızları çalmışlar ve gözlerine koymuşlar, beraber bi akşam yemeğine ne dersin?; eskiler alınır, eskiieeeciiiieee!  gibi saçma sapan cümle bütünlükleriyle yanıma gelip para kopartmaya çalışmayın sakın! 0.10 kuruşumu tek başıma, çatır çatır harcayacağım. Miami'den kart atarım artık size, hadi baaaay!

Sen ciddi misin, gel öpüjem!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.1.11 8 Yorum var, evet.

- Gassaraylı futbolcu Arda Turan, sevgilisi oyuncu Sinem Kobal'a oynadığı dizi Küçük Sırlar'daki rolünü bırakması karşılığında aldığı paranın 3 katını vereceğini söylemiş. Sen ciddi misin Arda, gerçekten bu iyiliği bize yapar mısın? Ülke çapında hatır sayılır bir kitlenin hayır dualarını alacaksın ki bu da  - allah'ın işine karışılmaz ama - cenneti yüzde bilmem kaç garantilemek demektir. Bu arada benden bi 5'lik çalışır. Hem herkes 1 lira verse ... Tamam, sustum :P

- Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinin yeni bölümünün fragmanını izlediğimizde görüyoruz ki Karolin denen Hollandalı iblis, Osmanımız yavrumuzun suratına şırraak! diye tokadı nakşetmekte. Hadi gel de katil olma, gel de küfretme şimdi! Yalnız Odun Ali'nin bunun üzerine Karolin zavallısına yönelttiği ''lann sen benim oğluma nasıl vurursun nasıl!!'' çıkışı bir nebze olsun takdirimi kazandı ancak sarı çiyanın akabinde başlattığı sen hiç kendi çocuklarına vurmadin sanki ha içerikli karşı atak üzerine bizim odun tekrar sarının hipnozu altına girdi, küfrettim. Ya şu aile bir gün yüzü göremeyecek mi? Kahırla, içimiz parçalanarak takip ediyoruz ailece. (Bununla ilgili uzuuun bir yazı yazacağım, Öyle Bir Geçer Zaman ki üzerine tez yazmayı bile düşünüyorum hatta, o derece)

- Kotex hijyenik kadın pedi reklamında dikkatimi çeken bir durum var. Dediklerine göre, bunu kulanan on jinekologtan dokuz tanesi kullanmamızı öneriyormuş ya, o diğer biri hangi ped markasından para aldı da mızıkçılık yaptı valla çok merak ediyorum. Dokuz taneniz oluru var, kullanabilirsiniz hanımlar derken sen niye uyuzluk yapıyorsun be kadın! Söyle ne kadar aldın plastik yüzeyli pedler üretip hışır hışır hışırdamamızı sağlayan Orkid'den he?
Ha, hijyenik kadın bağsı demişken, Helen Harper diye bir şey çıktı şimdi. Reklamında Avrupalı Helen Harper diye bir slogan belirlemişler. Pardon da hangi devirde yaşıyoruz biz? Ne, Avrupa mı dedin? Saldırın kızlaaaaar! deyip de buna hücum edecek dişi bireylerde hakkaten akıl yoktur, kaldı ki böyle bir dişi popülasyonu da yok bence.

- Şu uzun zamandır maruz kaldığımız Adını Feriha Koydum dizisi fragmanı, yapımcıları salt fragman olarak yayımlanmaktan vazgeçmiş olacaklar; dizi olarak, bildiğin böyle uzun uzun, dakikalarca tvde boy gösterdi dün akşam. Sana yemin ediyorum bak, izlemediysen lütfen bundan sonra da izleyip beyin hücrelerinde hatrı sayılır bir azalmaya yol açma, ablanı dinle. Ayrılamaaağğm! ve Yemicez onları Gülcan, yemiğğcezzz! içerikli Küçük Emrah filmleri bunun yanında Semih Kaplanoğlu'nun Yusuf üçlemesi gibi kalite timsali kalıyor, Allah ölümü hoplatsın yalanım varsa! ''En dangoz dizi karakteri'' ödülünü Fatmagül'en alıp Feriha'ya veresim geldi ve verdim hatta. Yıl olmuş 2011, hala ''ay çok fakirim, ailem kapıcı olduğu için çok utanıyorum, öyleyse gittiğim üniversitede herkesi zengin olduğuma inandırıp gizemimle okulun en zengin çocuğunun ilgisini çekeyim. Belki bu şekilde ilerde fakirlikten zenginliğe adım atar, Türk dizi klişelerine klişe eklemiş olurum'' içerikli senaryolar yazıp çekiyorsunuz. Muhteşem Yüzyıl ve Öyle Bir Geçer Zaman ki'yi izlemeye devam en iyisi, başka yerde iş yok.

Bu da yine başı sonu belli olmayan bir yazıya dönüştü, nerden nereye.

Cumartesi, Ocak 15, 2011

Sultan Sülüman ne ayaksın sen?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.1.11 2 Yorum var, evet.

Herkes Muhteşem Yüzyıl dizisinde Hürrem'in ''Sülüman'' telaffuzunu ve hırsını, Sultan Süleyman'ın kadın ve içki düşkünü gibi gösterildiğini, dizinin dönem hakkında yanlış bilgiler verdiğini tartışadursun, son bölümde öyle bir sahne vardı ki yavaş, çüşünüz! dedirtti t.u.b.a kulunuza.

Dizinin ortalarında bir yerde; Sülüman ve hasodabaşısı İbrahim paşa, birbirlerinin gözlerinin içine bakaraktan ormantik ormantik şiirler okudular lan! Hem de birbirlerine değilmiş gibi görünse de resmen birbirlerine! Hem de manalı manalı bakışarak! Höh!

Ne demek istiyorsunuz siz, açık konuşun senarist kardeşlerim!

Hafiften bir içoğlanlık müessesesine giriş seziyorum dizide. Aman diyim sevgili Show Tv yapımcıları, demedi demeyin böyle bir durumda orayı yıkarlar; taş taş üstünde bırakmazlar. Zaten padişahların sevişebildiği gerçeğini yeni yeni kabullendi bu millet, bi de bu marjinallik çıkmasın başımıza, istirham ediyorum.

Pazar, Ocak 09, 2011

İsa seni seviyor, düşüncelerini alalım!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 9.1.11 5 Yorum var, evet.
Misyoner olmadım, olmayı da düşünmüyorum. Başlığa bakarak hakkımda bu tür bir yanılgı içine girecekleri ilk paragraftan uyarayım dedim.

Dakikalar geçmiyor ki internet dünyasında yeni bir site keşfetmeyeyim, bu sefer de karşınızdakiyle anonim olarak sohbet edebileceğiniz Omegle.com sitesine yolum düştü bir şekilde. Sitenin olayı; ad, rumuz neyin kullanmadan ecnebilerle sohbet edebiliyor oluşunuz.. Tabi karşınızdaki kişinin de bir takma adı yok, birbirinizin adını Stranger (yabancı) olarak görüyor, kafanıza göre takılabiliyorsunuz, pek şukela.
Tabii durum böyle olunca aklı muzurluktan başka birşeye çalışmayan bendeniz hemen anında kafamda bir plan kurguladım. Her yapacağım yeni sohbet girişimine Jesus loves you! (İsa seni seviyor) cümlesiyle başlayacak ve karşımdakinin tepkisine göre sohbeti devam ettirecektim. Tahmin ettiğim gibi ortaya pek gülücüklü şeyler çıktı, ehen de bir kaçı: (Sohbet yazılarının orijinali İngilizce ama ben gudiğe bak, sanki anlayabiliyoruz da İngilizce yazmış görgüsüz acur! demeyesiniz diye Türkçe'ye çevirdim + yana yatık yazılar benim şahsi yorumlarım olmaktadır, sohbet sırasında kullanılmamışlardır.)

- İsa seni seviyor
- Yüzlerce köpek ve kedi yavrusu öldürdüm, sence hala beni seviyor mudur? (Arkadaş burda günah mı çıkarttı yoksa şahsımı tırstırmaya mı çalıştı bilinemedi)

- İsa seni seviyor!
- Eminim seviyordur ama ben Museviyim (Hmmm, mantıklı)

- İsa seni seviyor
- İsa memeleri seviyor! (Neticede O da bir insandı ve ihtiyaçları vardı diyorsun!)

- İsa seni seviyor!
- Hayır, artık değil
- Neden?
- Çünkü o bir gay! (Bak terbiyesize bak, peygambere gay denir mi şıfrıntı!)

- İsa seni seviyor!
- İsa bir zombi yahudisi (Yahudi olduğu doğru ama peki ya zombi, sanmıyorum)

- İsa seni seviyor!
- Waooow gerçekten mi, çok mutlu oldum! ( Yavruum, sevinçten ağlamışsındır da şimdi sen!)

- İsa seni seviyor!
- Ben İrlandalı azgın bir bağğyanım ve biraz eğlenmek için erkek ve kızceğiz baktıydım, sizde bulunur mu acep? (Abbov, kaç kaç kaç!)

Farklı farklı soru ve sohbet başlatıcı diyaloglarımla Omegle semalarında dolanmaya devam edeceğim. Tuttum bunu ben, kolay kolay bırakmam! :P

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Ahahaha işte ben buna gülüyorum ya!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 8.1.11 8 Yorum var, evet.
Uzun süredir, hatta tıpkı benim gibi senelerdir blog tutan biriyseniz, geçmiş senelerde yazdığınız bir takım yazılar gün gelir, sizi yerin dibine sokar.

Zaman zaman, eski blog yazılarımdan bazılarını rastgele okuma işi içine giriyorum (nostalji mahiyetinde) ve farkediyorum ki seneler boyunca ben cidden kapsamlı ve pozitif bir evrim geçirmişim. Özellikle bazı yazılarıma denk geldikçe, hayır, hayır bu yazıyı ben yazmış olamam, o vakitler içime İbrahim Sadri filan kaçmış heralde diye düşünüyorum. İşte o rezil rüsva edici yönü yüksek yazılarımdan bir kaçı:

- Doğru (Edebiyat patlatmaya kasıp sonunda sıçıp oturmak dedikleri bu olsa gerek!)
- Ben seni arayamam (Ahahaha irezil seniiii!)
- Özlemek (Off, öleydim de bunu görmeyeydim!)
- Masumiyet (Bu ne lan?!? Gizliyse gizli bana ne? Bana bir faydası mı var?)

Ahahaha, ne boktan bir aşk acısıymış lan bu! Zaten hiç romantik değilimdir, o yeteneksizlikle iyice batırmışım vakti zamanında. Özellikle '' Doğru''  başlıklı yazımı hangi kafayla yazmışım, oldukça merak ediyorum. Çok kötü çok! (2008 yılında kapsamlı bir buhran geçirmişim kesin!)
Bu da bana ders olsun. Sen kiiiim, romantik blogcu olmaya kasmak kim?

Sizin de böyle geçmişe dair okuyunca bunu kesin blog hesabımı ele geçiren başka biri yazdı, ben değil! dediğiniz yazılarınız var mı sevgili blogcu kardeşlerim, abilerim, ablalarım? Vardır kesin, yorum bölümünden paylaşın benle gari.. Yemin olsun dalga geçmeyeceğim, benimki merak sadece! :P

Ne güzel mideniz var sizin öyle!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 8.1.11 3 Yorum var, evet.
Akşam üzeri, bizim evin bahçeye bakan odasının penceresini kapatma girişimlerim esnasında, perdenin alt kısmına yapışmış halde elime gelen ceviz büyüklüğündeki cismin bir salyangoz olduğunu anladığımda ıyyy! şeklinde, tiksinmeyle karışık korku efekti döküldü dudaklarımdan. 

Bahçeli bir evde oturmanın bunun gibi dezavantajları var. Eğer eviniz yeşillikli, ağaçlı, otlu bir bahçe içerisindeyse muhtelif zamanlarda benim gibi eve salyangoz, kertenkele, börtü - böcek girmesi dışında ayrıca salonunuzun tam ortasına 10 cm'lik yeşil mi yeşil bir çekirgenin teşrif etmesi gibi doğa olaylarıyla karşılaşabilirsiniz. Bunlar baş gösterirken kısa süreli tansiyon problemleriyle boğuşmanız işten bile değil. Aynı esnada kalp sıkışmasına benzer şeyler de yaşanabiliyor, hazırlıklı olmak lazım.

Salyangozlar, dev çekirgeler ve kurbağa gözlü şeffaf kertenkelelere oranla daha bir naif ve zararsız yaratıklar elbette. Ve sanırım sırf bu yüzden yurdumun bazı yörelerinde salyangoz soteye dönüştürülerek sofraları, ardından inanması güç ama yurdum insanlarının midelerini süslüyorlar. Geçenlerde haberlerde izledim bunu ben ve inanır mısın, hayata bakış açım değişti.

Muhabir ablanın biri, orta yaşlı yurdum ev hanımlarından birinin yanında alıyor soluğu ve soruyor: Salyangoz yemeği nasıl yapılıyor, bize gösterir misiniz? İşte bunu gören ve duyan ben, o ana kadar zap zap zap şeklinde takıldığım televizyon kanalı geçişlerime bir ara veriyor ve yok lan, yanlış duydum heralde, kadın salyangoz yemeği mi dedi yoksa bana mı öyle geldi diyerekten haberi izlemeye başlıyorum. Bildiğin 7/24 yemek yapan ve evinden sürekli salçayla beraber kavrulmuş soğan kokusu gelen yan komşu Fatma abla görünümündeki bir yurdum ablası, önce alıyor bir tabak bildiğin kabuklu salyangozu, kameralara gösteriyor gülümseyerek. Biz bunu senelerdir yeriz burda, çok lezzetli, çok sağlıklı diyor yine aynı gülümsemeyle. Bense haber boyunca yooo yooooo olamaz, bir beni çimdiklesin, dürtsün, sarssın, şaka di mi bu? halet-i ruhiyemden taviz vermiyorum.
Fatma abla, başlıyor anlatmaya: Önce salyangozlar kabuklarından çıkarılır. Bu arada bir tencerede su kaynatılır ve ayıklanan (!?!?!!!) salyangozlar, bu suyun içine atılır, pişmeleri beklenir. 
Muhabir, canlı canlı mı atıyorsunuz salyangozları? diye dalıyor araya. Salyangozcu abla, heee canlı canlı atıyoruz, valla böyle foşurt diye ses çıkarıyor kaynar suya girince, pek leziz oluyor diyor. Bunun üzerine ben de Ohannes! diyorum pek tabi!
Ardından aynı salyangozsever abla, haşlanarak canlı canlı mefta olan salyangozları başka bir tencerede hazırladığı soğan, salça biber karışımına atıyor ve bir müddet daha pişiriyor, ardından tekrar o kendinden emin gülümsemesiyle tabağa alıyor pişmiş ve sote haline gelmiş salyangozları. İşteee, salyangoz yemeği hazır diyor. Ben o anda lan hızını alamaz yer de bunu şimdi bu, kaç kaç! diye düşünerekten hışımla kanalı değiştiriyorum, bu felaketi görmeyi midemin kaldırmayacağını biliyorum çünkü.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak diye bir söz var bizde malum. Yakında tedavülden kalkarsa şaşırmamak lazım. Salyangozu da pişirip yediğimizi gördüm ya toplum olarak, yemek kültürümüze dair marjinal ve yeni hiçbir şey beni bu denli şaşırtmayacak artık! 
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review