Cumartesi, Kasım 26, 2011

Bu bir başlıktır; vallahi de.

- Kış geldiğine göre, geleneksel Bloglararası depresif yazılar yazma şenliklerini başlatıyorum. Tüm blog camiasına hayırlı uğurlu olsun. (Google Reader'ım açık. Hazır hava da bozmuşken dişe dokunur eserler bekliyorum sizlerden :P)

- Otobüslerde ''fazla akbili olan var mııı?'' sorusunu duyduğumda yaşadığım stres, değme korku filmlerine taş çıkartır. Bir Samara, bir Fredi, bir Testere'deki manyak herif el pençe durur önümde; ''t.u.b.a bacı Allah yardımcın olsun. Kırk yıllık öcüyüz, umacıyız; şu stresin onda birini yaşatamıyoruz insanlara. İ.E.T.T. rulezz!'' diye.
Yardımseverliğim üst seviyelerde ya, illa ''ayy bende var, ben vereyim!'' demeliyim her akbil medet umana.. Ama her zaman da akbilim dolu olmuyor. Yeri geliyor 2 - 3 lira kalmış oluyor içinde, cepte para da yok. E onu akbil okutucu gören masum köylüye versem eve nasıl dönecem? Yürüyerek dönemem, yol uzun. Eşten, dosttan borç para isteyemem, öyle de gururluyumdur. Otostop çekemem, hırlısı var, hırsızı var, sapığı var, varoğlu var. Geriye soruyu duymamış gibi davranıp yardımseverlik güdülerimi bastırmak kalıyor. Ama bir yandan da - niyeyse - ''Şeyy, benim akbilim var ama içinde 2 lira kaldığı için veremiyorum. Yoksa veririm yani ne var ki, senden kıymetli mi ablam / abim. Ama işte şimdi sana verirsem cüzdan tam takır kuru bakır biliyor musun? Kusura bakma'' diye açıklama yapma isteğiyle yanıp tutuşuyorum hep. İşte o ''fazla akbili olan var mı?'' sorusundan sonraya denk gelen 10 saniyelik zaman dilimi benim ızdırabım, kederim oluyor her daim. Bakma gözlerimin içine umutla teyzem, bacım; olsa vermem mi?

-Alfabelerinde Ü,Ö,Ş gibi bizden harfler barındıran uluslara sempatim var. Almanlar hariç, çünkü Almanca çok kaba bir dil. Di mi Hans? :P

- Yıl olmuş 2012'ye 37 gün var, hala daha arabayla hava atmaya çalışan insan mevcut aziz vatanda. Hayır; vasatın azcık üzerinde araçlarla son ses bas ağırlıklı müzik yayını yapan ultraapaçilerden bahsetmiyorum. İşlek caddelerde baba parasıyla alındığı her halinden belli olan üstü açık, şekilli, afilli otomobilleriyle hız sınırının ebesine zıplarken aniden frene basarak olduğu yerde dönünce bir tarafları kalkan Formula 1 müdavimleri mevzubahsim. Acı ama gerçek; var bu insanlar yani. Senle benle aynı toprak üzerinde adım sayıyorlar, belki seni benim gittiğim yerlere gidiyor, dinlediği müziği dinliyor, izlediği tv programlarını izliyorlar. Sen sarma, bal kabağı yatağında tütsülenmiş somon, Eti Brownie Intense, Dost Süt filan tüketiyorsun ya; aha bu herifler de tüketiyor. Cem Yılmaz'a gülüyoruz sonracıma; bu dallamalar da gülüyor belki. Daha fazla yazamayacağım, böyle adamlar bunlar işte. İnsanı hayattan soğuturlar. Nesilleri tez zamanda tükene.

2 Yorum var, evet.:

serhat dal dedi ki...

bende akbil var her yerde geciyor , denizde , karada ve demıryolunda :) onların o arabaları sadece yollara hakım ben ıse her yere hakımım ...

t.u.b.a dedi ki...

serhat dal, akbil önemli bişey ya :) dediğin gibi, akbilin varsa ulaşımı dert etmiyorsun, çok nefis.

© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.