Perşembe, Aralık 30, 2010

Biri vajina mı dedi, koş Yılmaz koş!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 30.12.10 3 Yorum var, evet.

Kendilerini Türk erkeklerinin cinsel misafirperverliklerinin temsilcisi zanneden zerzevatlar tarafından Taksim'de bilmemkaçıncısı düzenlenecek toplu taciz şenliklerinin 2010 ayağına iki gün kaldı.

Tabii bir kaç günden beri anahaber bültenlerinde şimdiden eski taciz haberlerinden derlenen görüntülerle 2011 arifesinde de bu rezillikleri yaşayacak mıyız? konulu haberler dönüp duruyor.

E yaşayacağız elbet, ne sandıydın kardeş? Çürümüş zihniyetlerin öyle bir senede hooop tereyağlı ballı ekmek diye değişeceğini mi sandın?

Kusura bakmayın da, yeni yıl akşamı ne kadar aklı cinsel organında erkek varsa Taksim meydanında toplanıyor arkadaş. Muhakkak ki istisnalar var ama 31 Aralık akşamı Taksim resmen sapıkların avlanma mekanına dönüşüyor. Amacı sadece eğlenmek ve yeni yıla İstanbul'un en popüler mekanı Taksim'de girme isteğinde olan insanların da gecelerini mahvediyorlar.
Madem bunca seksomanyağı aynı amaç uğruna, aynı anda ve aynı yerde toplayabilecek bir zaman diliminden bahsediyoruz, neden yetkili kişiler bu esnada azmış kitlenin etrafına benzin döküp ateşe vermeyi denemiyor? İnanın bana bir sonraki yeni yıl kutlamasında daha nezih bir kitleyle karşı karşıya kalır, 1 Ocak aşkamı Taksim'de yine aynı rezillik, tüü boyunuz posunuz devrilsin! türü haberleri izlemek zorunda kalmazdık.

Gerçi bundan da pek emin değilim çünkü yurdum erkeği kadar tacize meyilli bir erkek cinsi daha zor bulunur şu fani dünyada! Bir kitle yok edilse bile ertesi yıl yerlerini kesin başkaları alacaktır. Bizim adamlar çok ilginçtirler çünkü.. Daha doğrusu dünyada söyledikleriyle uyguladıkları birbirini tutmayan yegane erkek topluluğudurlar belki de.
Kızın ayak bileğini görürler, içleri gıçıklanır. Saçını görürler, beyin dalgaları kıpraşır. Kollarını görürler, yürekleri hoplar, e tabi bu durumda mini etek giymiş bir kızı taciz etmeyi en büyük hak olarak görürler. Çünkü kendi kaşınmıştır bir kere! Yaptıklarının yanlış olduğu söylendiğinde ama onlar da çok davetkâr (!!!!) giyiniyorlar, resmen ''gel beni taciz et'' demek değil de ne bu? diye söylenirler. Haaaa ama bak; din, ar, namus, aile şerefi gibi konular mevzu bahis olduğunda mangalda kül bırakmazlar! Kendi kız kardeşlerine en büyük kısıtlamayı yapar, giydiklerine, gittiği yerlere karışırlar. Kıza dayılanır, her fırsatta namus dersleri verirler. Erkek arkadaşı olmasını bırak, böyle bir şeyin dedikodusunu dahi duyacak olsalar kıza en hafif tabirle kan kustururlar. Soracak olsan namus timsalidirler, imanlıdırlar, Allah korkuları had safhadadır. Delikanlı adam şöyle yapmaz, böyle konuşmaz diye ahkam keserler. Ama ne hikmetse bu namus timsalliklerini yeni yıl kutlamalarında geçici olarak bir kenara bırakır bu güruh. Çünkü bir kadın, hele hele yabancıysa ve o kadar erkeğin arasında mini etekle ya da göğüs dekoltesiyle geziyorsa, tacizi ve hatta tecavüzü hak ediyordur arkadaş, hak ediyordur!! Böyle de rezalet bir mantaliteye sahiptirler. Kadın dediğin evinde oturacak, çalışmayacak, erkeğinin istediği gibi giyinecek, açık saçık değil. Sokakta fellik fellik dolaşıp orospu gibi (!?!?!) giyinen de tacizi hakediyordur zaten, şikayet etmeyecek. Oh ne ala memleket!

Şimdiden 2011'in ilk gününde ekranlarda göreceğimiz toplu taciz haberlerinin vatana ve millete hayırlı olmasını dilerim. Zira kanıksandı artık, bu ahlaksızlığı durdurmak için kimse kılını kımıldatmıyor çünkü.

Şey: Yurdum erkeklerinin hepsi böyle cinsi sapık değil, biliyorsun değil mi? diye sormadan önce cevap vereyim: Evet, biliyorum. Sözüm sadece tüm bu pisliklere ön ayak olan kısmınaydı, herkesin üstüne alınmasına gerek olmadığı kanaatindeyim.

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Tanrım, sanırım verem oldum!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 29.12.10 7 Yorum var, evet.
Bir, iki, üç... Bir tane daha buldum işte, dört oldu.

Öyle Bir Geçer Zaman ki'yi izlediğim günden bu yana, saçımdaki beyaz tel sayısında korkunç bir artış yaşıyorum. Bölüm başına onar onar çoğalıyor mübarekler! Nerde kalmıştım? Hah, beş, altı, yedi....

Senaryoyu ve karakterleri yaratan senarist, Türk halkı olarak her salı salya sümük ağlamamızı her şeyden çok istiyor sanırım. Her karakter ayrı bir dram, ayrı bir ömür törpüsü, of.


Dizinin uzun bacak ve Avrupai görünüm manyağı, aileden ziyade iskele babası olarak sunulması lazım gelen kazması Ali Kaptan ile başlamak istiyorum kişisel yorumlarıma... Her hafta kaçırmadan izliyorum, şunlara iki çift lafım var:

Sevgili Ali, sen tam bir teletabisin. Kılkuyruksun, osuruk böceğisin, amipsin, kafadanbacaklısın. Ayrıca imansız, vicdansız, kalpsiz, midesiz, insafsız, onursuz ve haysiyetsiz olduğunu da eklemek isterim. Oldu mu? Ulan sen senelerce kaptanlık pazu bandı altında her limandan bir sevgili edinirken, karın Cemile evde çocuklarına baktı, yemedi yedirdi, içmedi içirdi, giymedi giydirdi at kestanesi! Sense utanmadan kadının karşısına geçip ben Karolin'i seviyorum, boşanıcam senden, onla evlenicem. Aşk neymiş, sevgi neymiş Karolin sayesinde öğrendim. Sigigit, Mete baksın sana! dedin ya, 70 milyon + Balkanlar ve Ortadoğu'nun ahını aldın, Allah çok fena çarpacak yakında, demedi deme. O ölüp bittiğin, uğruna aileni terk ettiğin sarı Karolin ne de güzel çemkirdi yemekte sana sin Oesman bsim ivee getirecaek? Bana sormadi siiin! Ben Çemileaa diyıl! diye. Dur ama duur, Karolin daha senin tepene öyle bir binecek ki Cemile'yi mumla arayacaksın Ali Kaptaaaan! Ben aşkı Karolin sayesinde öğrendimmiş. Boynuzları kimden aldın peki, maşallah pek de güzel parlıyorlar, şıkır şıkır!

Cemile: Asla diz çökme Cemile, ayağa kalk! Biz izleyiciler olarak ekranlarımızın başından gönderdiğimiz mistik enerjiyle Ali'yi doğrulamaz hale getireceğiz, sen merak etme. İş o raddeye geldi artık.Sen yıllardır büyük bir özveri ve sevgiyle devam ettirdiğin anneliğinle yeterince ders veriyorsun zaten Ali'ye. Öküzle öküz olmaya hiç gerek yok. Bırak Karoliniyle yaşayabildiği kadar yaşasın o evde.
Ama sakın ha, olur da Karolin gün gelir Ali'yi dımdızlak ortada bırakırsa - ki inşallah! Tek temennimiz o - ne de olsa çocuklarımın babasıdır, affedeyim deme! Bir tekme de sen vur, acıma! (Allah'ım ne kötü bir insan oldum lan ben!!)

Karolin: Senin o büzüşük ağzını mandalla tutturur, o güzelim avrupalı diri vücudunu hediye paketlerine sarıp sarmalar, karşı ödemeli olarak Hollanda'ya, biricik sevgilinin yanına kargolarım, yaparım bilirsin. Senin hakkındaki düşüncelerimi evvelden yazmıştım, al burdan devam et. Daha fazla yazıp da değerini yükseltmek istemiyorum. Cemile'nin dediği gibi Avrupa'da erkek mi kalmadı da geldin buralara kızım? Olmadı şu Türkçe'ni düzelt bari, ağzını yırtasım geliyor her Âlieee! diyişinde!

Berrin: Ayy kıyamaaam, canım yaa! Yeminle Osman'dan bile daha sempatik bir kızcağız bu! Yavuklusu Gominist Ahmet'in O'na seni seviyorum dediğinde ayy sahiden seviyor musun diye sormasıyla yüzünde belirlen salak ifade, Amina'nın Ahmet'le formalite icabı evli olduğunu bir türlü anlayamaması ve Ahmet'in bunu ona her açıklamak istediğinde arkasını dönüp ağlayarak kaçması ve yüzüneki sivilceleriyle oldukça naif ve iyi niyetli bir insan portresi çiziyor bana göre. Canım Berrinim, hep böyle saf ve temiz kal oldu mu? Ama sanki intikam ateşiyle yanıp tutuşan Hakan, bu Ahmet'i sana yar etmeyecekmiş gibime geliyor. Antenler hep açık olsun, sonra çok zırlarsın bilesin.

Mete: Hey adamım biraz sakin ol istersen ha?! Biz burda sadece eğleniyoruz meeeen! Ne bu şiddet, bu celal? Tamam, gençsin, ateşlisin, dünya üzerindeki herkesin sana haksızlık yaptığını düşünüyorsun - ki kısmen de olsa haklısın -  ama boğazını yırtarcasına bağırıp ağzından köpükler saçarak bunun üstesinden gelemezsin, biliyorsun değil mi evladım? Ha bizler babanı eşek sudan gelinceye kadar pataklamanı, gerekirse aküsünü boşaltmanı, kaportasını çizmeni, kirli camlarına beni yıka! yazmanı istemiyor muyuz? Hem de canı gönülden Meteciğim! Ama sonunda olan sana olacak yavrum, kesin hapislerde çürüyeceksin bu sefer. Zaten psikolojin çökmüş durumda, git evin bir köşesinde çök, mandolin falan çal, bırak şu baltayı elinden hadi!

Aylin: Tüm o okulu asıp kaçmalar, pahalı elbiseler, takılar, yemekler, mavi ve romantik bakışlar esnasında aklından geçen tek şey bir an önce Soner'le evlenip üstüne çok geldiklerini düşündüğün ailenden kurtulmaktı değil mi Aylin kardeş? Ama kader, mukadderat işte, olmadı. O sonuna kadar güvendiğin Soner, hasta kardeşim sana deliler gibi aşık, eğer onla evlenirsen seni mala mülke boğarım, zaten gülerdir sana yakın olmamın nedeni de bir fırsatını bulup bu teklifi yapmaktı dediğinde yaşadığın hayal kırıklığını anlıyorum. Ama senin yerinde olsam, sırf Soner duygusuzunun ettiği en son hakaretlerden sonra teklifini kabul eder, kardeşi ölünce de tüm o vadedilen maddiyatın üstüne konar, Soner'e de kocaman bir sieee! çekerdim. Galiba ileriki bölümlerde sen de buna yakın bir şey yapacaksın. Bu arada aman dikkat et de o atlı manyak kaşla göz arasında kaçırmasın seni. Yazık ama, galiba O da sana aşık. Erol Evgin'den sana gelsin o zaman bahtsız Aylin: Ben imkansız aşklar için yaratılmışım; ne kavuşmayı bilirim, ne unutmayı...

Osman: Seni evlat edinicem Osman, biraz daha o ailenin içinde heba olmaya devam edersen diziymiş miziymiş dinlemicem yapıcam bunu. Her bölüm ağlıyor çocuk, insaf lan! Aksiyonun içinde büyüyor resmen, çok ilerideki bölümlerde seri katil filan olursa şaşırmam.
Baban olacak deyyusun evine gidersen Karolin sanki sana çok çektirecekmiş gibime geliyor ama inşallah yanılırım canım benim. Pek de şekersin, Allah bağışlasın Cemile bacı.

Soner: Yemin ederim ki iktidarsızsın arkadaşım, bunu hakaret olarak söylemedim ancak Aylin'in beni hiç mi sevmedin diye sorduğu sahnede sevmedim demek, üstüne üstlük benimle evlenmeyi hayal ederken maddi durumumu da göz önünde bulundurdun, para delisisin işte kabul et kızım! mahlaslı konuşman nasıl bir seksüel durumla açıklanır bilemedim şimdi. Hele iki aya kalmaz ölecem ama Aylin'i götürmeden gidersem gözlerim açık kalır insanı kardeşin olacak mahlukat-ı zavallıyla dertleştiğin bir sahnede - ki çocuğa gereğinden fazla neşeli tavrı yüzünden fazlasıyla acıyorum, suratta hep anlamsız bir gülümseme, hep bir ağğbi aylin'i getircen di mi bana, ağğbi söz vermiştin bak getirmezsen kendimi tekerlekli sandalyeden aşağı atmak suretiyle intihar ederim vaziyetleri, canım yavrum :( - giydiğin robe de chambre ve elindeki içki kadehiyle bir an seni çok meşhur ediciim, resimlerin istanbul'un en ünlü mecmualarında boy göstericik, yeter ki bana evet de deyip kötü adam kahkahası atmanı bekledim ama olmadı, kısmet. Herşey mavi mavi masmavi bakıp liseli kızların hayalleriyle oynamakla olmuyormuş demek Soner Bey, inşallah o eğreti takma bıyın boğazına kaçar da ölürsün!

Öhöhöhöh! (Aksırık, tıksırık, öksürük efekti) Bu kadar drama bünyem el vermedi. Sanırım verem oldum, üzüntüye gelemiyorum Tanrım! Diğer karakterleri yazacak takatim kalmadı! Allah'ını seven üstüme toprak atsın! (Aha diziler karıştı iyi mi!)

Salı, Aralık 28, 2010

Kolay yerden soracağım, söz..

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 28.12.10 10 Yorum var, evet.

Yukarıdaki fotoğrafı gördüğünüzde ilk ne düşündünüz?

Soldaki kedi için ne kadar da şirin, çok tatlı, yerim seni; sağdaki ne idüğü belirsiz yaratık için bana uzak Allah'a yakın olsun, o ne öyle! dediğinizi tahmin etmek pek de zor değil.

Sağ taraftaki ne olduğu belli olmayan ürkünç yaratık, Madagaskar'da yaşamını sürdüren küçük bir maymun türüne mensup.. Ecnebilerin Aye Aye, biz Anadolulular'ın Ay Ay dediği bu memelinin görünüşü, herkesin kabul edeceği üzere solundaki dünyalar tatlısı yavru pisiye oranla oldukça iç karartıcı.

Şimdi size bir soru:

Ola ki bu tatlı yavru kedoş ve korkutucu Ay Ay hayvanı artık nasıl olmuşsa olmuş denize düşmüşler, boğulmak üzereler ve sizin yardımınıza ihtiyaçları var. Sizeyse sadece birini kurtarma şansı verilmiş, hangisini kurtarmayı seçerdiniz? Ve bu seçiminizdeki nedeniniz ne olurdu?

Bakalım benim aklımdaki cevabı yazan olacak mı?

Pazar, Aralık 26, 2010

Mutlu Noeller Türkiye!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.12.10 2 Yorum var, evet.

Bir Botsvanalı olarak tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının geçmiş kırismıslarını en dıştan dileklerimle kutsar, gelecek yeniyıllarını da şimdiden tebrik ve tevkif ederim. Kök Tengri küreselleşmeyi ve kültür yozlaşmasını başımızdan eksin etmesin inşallah; amen!

Bunları Bilelim:

Noel: Hıristiyanlık inancına göre Hz. İsa'nın doğduğu gün olarak kabul edilen 24 Aralık'ta başlayıp, 26 Aralık'a değin kutlanan dini bir yortudur. Bu yortu boyunca ecnebi kardeşlerimiz caddelerini, sokaklarını, mağazalarını, evlerini kendi gelenek ve görenekleri doğrultusunda süsler, Noel Ağacı olarak da adlandırılan ışıltılı çam ağaçlarının altına hediyeler koyarlar. Bu esnada tüm aile ve akrabalar bir araya gelir ve Noel ilahileri söylerler. Bir yandan da yüzbinlerce minik John ve Maria, esasen bir Hıristiyan azizi olan Noel Baba'nın (Aziz Nicolaus) kendilerine evlerinin bacasından girip hediyeler bırakacaklarına inanırlar.

Yeniyıl: Gregoryen takvimine göre 365 günlük periyodun sonuna gelindiğini işaret eden kelimeler bütünüdür. Bir önceki seneyi geride bırakıp yeni bir 365 günlük koşuşturmacanın içine girildiğine delalet eder. Ülkemiz de dahil, dünyanın hemen hemen her ülkesinde eğlencelerle kutlanır ancak bir Hıristiyan bayramı olan Noel kutlamaları ve geleneklerinden ayrı tutulması gerekir. Her kim ki ikisini birbirine karıştırır, o kişi andavaldır. Ha ama o kişi ben yeniyıla Hıristiyan gelenekleri ve eğlenceleri içinde girmek istiyorum, sanane merzifon eşeği! diyorsa boynumuz kıldan incedir, birşey diyemeyiz.

Ve son olarak:

Özenti: Etrafında gördüğü şeylerin kendisinde de olması için uğraş veren, hoşuna giden herşeyi taklit edip onlara benzeme çabası içinde olan kişiliksiz kimse.

Cumartesi, Aralık 25, 2010

Allah'ım sana şükürler olsun!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.12.10 4 Yorum var, evet.


Senelerdir beynimizi kemiren, adeta bitmemeye yemin etmiş Yaprak Dökümü, nihayet haftaya yayımlanacak son bölümüyle ekranlara veda ediyor.

Düzenli izleyen biri olmamama rağmen, zap yaparken denk gelip arkadaş hep mi kasvet, hep mi gözyaşı, hep mi cinnet, hep mi bir katakulli? bu ne zulümdür, bu ne bahtsızlıktır ulu tanrım! diye diye kendimi yer bitirirdim. Zira dizi yayımlandığı saatte Kanal D'yi rastgele de olsa açtığımda mutlaka Tekin ailesinden birinin ya cinnet geçirdiğine, ya hapse girdiğine, ya tecavüze uğradığına, ya evden kaçtığına şahit oluyordum.

Hiç derdi, tasası olmayan insanların ömürlerini çürüttüğünü bizzat gözlerimle gördüm bu dizinin.
Şimdi bu bitiyor ama yerini Öyle Bir Geçer Zaman ki aldı, ülkecek salı akşamları ekran başına oturup ona ağlıyoruz artık. Hoş, ben de Yaprak Dökümü'nden farklı olarak severek ve hıçkıra sümküre ağlayarak izliyorum namuzsuz Ali ve kadersiz ailesinin dramını..

Yaprak dökümü tamı tamına 5 sene sürdü, dile kolay.. Dizi oyuncuları dün akşam Beyaz Show'a konuktu. Programda 5 senelik dizinin 2 dakikalık özeti niteliğinde bir skeç yayımlandı ki bana oha be! 5 sene boyunca resmen dakikalarını çalmışsınız milletin, sakız gibi uzatılan dizi hepi topu 2 dakikaya sığıyormuş meğerse dedirtti. Sözkonusu skeç yazımın başındaki video olmaktadır efendim, izleyin ve kararı siz verin artık.

Cuma, Aralık 24, 2010

Tuhaf alışkanlıklarım ve ben, mutluyuz...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 24.12.10 3 Yorum var, evet.

- Aç ya da tok olunması farketmez, buzdolabının önünden geçerken her seferinde mutlaka kapağını açıp bir 10 saniye kadar içeriyi süzmek. Hmmm, Muratbey kaşarları yerli yerinde, Bili Bili yumurtalar da. du bakiyim, dünden kalma yarım tencere makarna da burdaymış, iyi iyi diye etrafı kolaçan ettikten sonra gönül rahatlığıyla hayatına kaldığı yerden devam etmek. Üstelik bunu ev içinde olunan zamanlarda her yarım saatte bir amaçsızca tekrar tekrar yapmak.

- Evden çıktıktan sonra, acaba yemeği ocakta mı unuttum, kombiyi açık mı bıraktım, ya gaz sızıntısı olursa, ya ev komple yanıp kül olursa şeklindeki sapkın düşüncelerin beyinde dönüp durması ama bir yandan da yoluna endişeyle devam etmek çünkü eve geri dönüp etrafı kontrol etmeye üşenmek, pıff..

- Marketlerde ambalajlı yiyecek - içecek ürünlerini alışveriş arabasına atmadan önce mutlaka son kullanma tarihine bakmak, tarih görülemezse görevli birine sorup öğrenmeye çalışmak. Abla onlar yeni geldi, merak etme tarihi geçmemiştir yanıtı alınsa bile, lan ya yedikten 12 saat sonra nalları dikersem, almam ben bunu diye içsel biçimde söylenip ürünü rafına geri bırakmak, görevlinin cidden saf ve temiz bir gerzeksin bakışları altında başka reyonlara doğru salınmak..

- Mezarlık gibi insanın ödünü patlatması yüksek olan mekanların bulunduğu sokaklardan, gecenin bi vakti geçmek zorunda kalınca kendi kendini korkmadığına inandırmak için, içinden şarkı söylemeye başlamak; beynin mezarlığa odaklanmasını engellemek için İzzet Altınmeşe'nin beni, küçükken sahip olunan oyuncak yumoşla geçirilen güzel vakitler, Mezopotamya halklarının tarihsel geçmişi ya da Eti Browni Intense gibi alakasız şeyler düşünmeye çalışmak..

Oh, bu sene de yırttık!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 24.12.10 1 Yorum var, evet.
Neden her sene bu zamanlar aynı stresi tekrar tekrar yaşamak zorunda kalıyor bu millet ya rabbim! Hayır bizim de bir dayanma sınırımız var. Son dakika haberlerini izlerken ekran başında resmen tırnak kemiriyoruz acaba bu sefer kabul edilecek mi? diye.

Lakin Amerikan Ermeni lobisi, yine istediğini alamadı. Her yıl olduğu gibi korkunç derecede planlı yürütülen kampanyalara, lobi faliyetlerine rağmen Ermeni soykırımını tanıma ve anma içerikli tasarı bırakın Amerikan Kongresi'nde kabul edilmeyi, gündeme dahi gelmedi bile.. Bizimkiler ya çok iyi lobi yaptılar ya da tamamen duygusal nedenler devreye girdi, bilemeyeceğim ama ikinci şık sanki daha olası gibi bence.


Tasarının bu seneki destekçisi olarak ünlülerden karşımıza çıkan bomba kişilik, hiç kuşkusuz Amerikalı siyasetçi Pelosi'den ziyade, Ermeni asıllı Amerikalı porno da dahil olmak üzere show dünyasına ait ne varsa her haltı bilir ve yaparım kşiliğine sahip, boş tv insanı Kim Kardashian'dı. Malum, ablanın arkası sağlam, ona güvenmiş olacak ki bilimum mecradan herkesi tasarıya destek vermeye çağırdı, elinden geleni ardına koymadı, neticede de üçün birini aldı. Güle güle kullanmasını, hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu tarz bir kapak herkese nasip olmaz kanaatimce..

Bakalım önümüzdeki sene ne olacak? Aslında kabul edilse de kurtulsak, böyle her sene aynı sinir aynı stres nereye kadar?

Perşembe, Aralık 23, 2010

Şimdi Yarra Yering!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 23.12.10 4 Yorum var, evet.
Evet şimdi tam zamanı!

Eğer fırsatınız olsa, Avustralya'nın böğründen zıplayıp gelen Yarra Yering marka şarapların tadına bakmak ister miydiniz?! :P

Şahsen ben istemezdim. Tamamen içki içmeyen biri olmamla alakalı canım, yoksa başka ne nedeni olabilir ki?

Şaka maka, bu adamlar iyi ki Türkiye'ye ihracat filan yapmıyorlar, yoksa korkunç alay malzemesi olur, onu geçtim daha en başta isimlerine türlü türlü sansür uygulanması için kampanyalar başlatılırdı.

Türkçe'ye bir kere daha hasta olmamı sağladın ya, sen çok yaşa Yarra Yering! (Ne dedim lan ben!!)

Çarşamba, Aralık 22, 2010

Bildiğin bok rengi işte, ne kasıyorsun?!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.12.10 5 Yorum var, evet.
Ben ki katiyetle ve asla, herkesin bir şekilde ucundan kenarından dahil olmak istediği sabun köpüğü moda akımlarına kapılmayan bir insanım; başıma bir gün bunun da geleceği varmış demek ki: Blogumun şu köşesine not ediyorum, tarih 2010 Aralık'ının olmaz olasıca günlerinden biri..

Her renk ve her marka ojeden birer adet almazsa 3 bilemedin 5 gün içinde ağzından köpükler saçmak suretiyle kudurarak ölecek hastalığının kronik taşıyıcılarından bendeniz, bir tesadüf, ama tamamen, allah seni inandırsın, iki gözüm önüme aksın, vallahi billahi planlanmışın dışında bir tesadüf eseri yandaki fotoğrafta görülen renkteki ojeyle bir kozmetik dükkanında gezinirken tanış olur ve kendisinden hemen oracıkta 1 tane edinmeye karar verir. Ertesi gün de tırnaklarına bundan sürerek insan içine çıkar. Aldığı tepkilerse kelimesi cümlesine, edatına, bağlacına varıncaya dek aynen şöyledir:

- O ne öyle kocakarı ojesi gibi!
- Rengi iğrenç, nerden buldun onu.
- Çok aradın mı tırnağındakileri.
- Bok rengi oje mi sürmeye başladın sen?

Fazla üzerine gelindiğinden psikolojik çöküntü içine girdi girecek olan kurban, yani ben, evet işte o an ulan hakkaten bildiğin bok rengi bu, ovmaygat! şeklinde bir aydınlanma yaşarım. İleriki günlerde öğrenirim ki sürdüğüm bu bok rengi oje, son zamanların ne, moda mı, trend mi? Öyleyse o ürünü hemen alıp cılkını çıkarırcasına kullanmalı ve sömürmeliyim kişilerince - ki biz onları kısaca tiki cemaati olarak da biliyor, tanıyor, ve sevmiyoruz - en tutulan ve sürüm sürüm sürülen rengi imiş. İşin ilginci benim bunu biraz geç idrak etmem oldu. Hani ne yalan söyleyeyim, renk olarak gayet sade ve kullanılabilirliği olan bir tırnak boyası olduğunu düşünsem de (evet, içten içe bunu düşünüyorum aslında, kahrolsun popüler kültürün kavrayıcı ve hipnotize edici gücü!) artık tırnaklarınaa bok sürmüüüş, tırnaklarınaa bok sürmüüüüş hihohohoha! alaylarından sonra kolay kolay sürmem ben o ojeyi! Gül kurusu sürerim, koyu pembe sürerim, kırmızı sürerim ama onu sürmem, ahdım var bundan sonra.

Pazartesi, Aralık 20, 2010

Geçen gün arkadaşlarla yine aldatılıyoruz....

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.12.10 3 Yorum var, evet.

Bazen hemcinslerimi anlamakta ciddi zorluklar çektiğimi farkettim.

Kıyafetim nasıl?, makyajım nasıl olmuş?, sence Tarık da benden hoşlanıyor mudur?, yeni çizmelerim hırkamla uyumlu mu?, x mağazasında indirim varmış gidelim mi? tarzı soru cümlelerine karşı uzun zaman önce bağışıklık kazanmış, gerekli cevapları verebilecek kapasiteye gelmiştim, sorun yoktu. Ancak ne zaman yakınımdaki kız arkadaşlarımın çoğu  yaa benimki beni yine aldatmış galiba hihihihihi!! (evet, kıkırdamayla karışık gülücük efekti) tarzı cümlelerle yanıma sık sık gelmeye başladı, işte o anlarda yok artık dedim, çüşünüz dedim, biraz onur, haysiyet, özüne saygı dedim. Dedim ama dinletemedim!

t.u.b.a, hadi gel sana sevgilim beni ne zaman, nerde, kimle, bilmem kaç kere, ne şekillerde aldattı ve ben tüm bunları nasıl bir lokmada yutup hazmettim onu anlatayım içerikli davetler almada ciddi artış yaşıyorum. Ne oluyor genç kızlarımıza, biri bunlara büyü mü yapıyor bilmiyorum ama günümüz dişi bireyleri tarafından aldatan erkeği bildiği ve bizzat şahit olduğu halde ama ben onu seviyorum bahanesinin arkasına sığınarak iki ağlayıp zırlamadan sonra affetmek trend olmuş durumda. Bana da ağzı açık ayran budalası misalı olan biteni boynuzlu kız kardeşlerimin ağzından dinlemek düşüyor haliyle..

Güzin abla şekli ve şemaline bürünüp bak kızım, sen o adamı sevdiğini söylüyorsun ama bak o gitmiş seni aldatmış, demek ki aynı duyguları sana karşı hissetmiyor. Yol yakınken ayrıl, ondan sana hayır gelmez demek, zavallı yavrucakların gözlerini açan bilge arkadaş rolünü üstlenmek istiyorum ama ne çare! Aşk denen nane bunlarının hepsinin gözünü kör etmiş. Yaptı bir hata ama bir daha yapmayacak, bana söz verdi denilerek susturuluyorum her seferinde. Heriflerin bi Taksim Meydanı'nda megafonla bak Merve, aylardır seni muhtelif çıtır çerezlerle çatır çatır aldatıyorum güzelim, üstelik herşeyden haberin olmasına rağmen gıkın çıkmıyor. İki özür diliyorum, hemen yelkenleri suya indiriyorsun. Ne biçim bir insan üretimisin lan sen?! İnsan biraz kendine saygı duyar hiç olmazsa. Suratıma tükür, ben bunu hakediyorum desem ''kıyamaaaaaam!!'' deyip boynuma atlayacaksın, irezil seni! demedikleri kaldı artık! Belki o zaman akılları başlarına gelir. Hoş, hiç sanmıyorum ya...

Çarşamba, Aralık 15, 2010

Aradığınız ablaya şu an ulaşılamıyor

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.12.10 2 Yorum var, evet.

80'lerin ortasında doğmuş olmam, 90'ların tüm yenilik ve nimetlerinden çocuk halimle yararlanıp 2000'lerin sonunda çocukluğumun bana 90'lar nostaljisi olarak geri dönüştürülmesi, işten eve her gelişimde oh be bir gün daha bitti! diye sevinip yorgun bedenimi binbir şekilde dinlendirmeye çalışmam; akşamları yapılacak en güzel şeyin dışarı çıkıp eğlenmek yerine evde oturup televizyon izlemek olduğunu son zamanlarda daha sık düşünür hale gelmem; emoydu hiphoptı güncel gençlik akımlarını mahallenin haşarı gençlerinin günlük hayatlarını yargıyalıcı + eshefle kınayıcı dedikodu üretme makinaları aka. pencere önü teyzeleri misali nıç nıçlayarak ve garipseyerek takip etmem; artık ciddi ciddi günden güne artan bir istekle saksıda çiçek yetiştirmem gerektiğini düşünmeye başlamam ve hatta aktara gidip garip isimli ne kadar çiçek tohumu varsa almam, üstelik bunları yaparken içimdeki sevincin tarif edilemez olması 1993 doğumlu, fiziksel olarak gayet benimle yaşıt görünen ( O yaştakiler nasıl oluyor da bu kadar gelişmiş olabiliyor akıl sır erdir bakalım erdirebilirsen!) birinin bana abla demesini gerektirir mi? Evet günün sorusu buydu.

Ya da şöyle söyleyeyim: Cidden yaşlanıyorum ben, blogu bırakıp fiskos masası örtüsü örmeye başlamam lazım

Cumartesi, Aralık 04, 2010

Nerde kalmıştık biz?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 4.12.10 0 Yorum var, evet.

- Öyle fantastik derecede bir hayvan sevgisiyle donatılmışım ki, geçenlerde neredeyse öldürdüğü orta boy bir lağım faresiyle kaldırım kenarında patim sende oynayan sokak kedisinin kulaklarını çekip, ölü fareye cenaze tören düzenleyecektim. Bir on dakika kadar gözleri açık şekilde ebediyete intikal etmiş fareye bakıp canım benim yaa, ölürken kim bilir nasıl da acı çektin sen, kıyamaaaam diye mahsunlaştıktan sonra anca kendime gelebildim. Ne olacak içimdeki bu önlenemez her türlü hayvan ve haşerat seviciliği bilmiyorum. Halbuki git herkes gibi sadece çomarlara, minnoşlara ya da muhabbet kuşlarına filan sevgi besle değil mi? Yok illa aşırılaşacam, olmazsa olmaz. Bazen kendimi Elmyra gibi hissediyorum. Her türlü canlı heyvanatı severek öldürme eşiğine geldim artık.

Şu olay hız kesmeden devam ediyor! Yeminle hacı - hocaya gidecem artık, kurşun döktüriciim arkadaş! Gerçekten üst düzeyde kıllanmalar başladı bende, bu gidişat hayra alamet değil.

- Nasa geçtiğimiz günlerde uzayda başka başka hayatlar konulu bir açıklamada bulundu dünya kamuoyuna, biliyorsunuzdur. Bir çoğumuz açıklama öncesi aha koca kafalı, patlak gözlü, kısa boylu sarsak uzaylı yaratıkların varlığının gerçekliğini açıklayacaklar, başta Haktan Akdoğan olmak üzere hepimiz rahat bir nefes alacağız sonunda diye düşünürken kasmaktan, tarz yapacam derken ezişip büzüşmekten bir hal olan garip bi ablanın Amerika'nın bilmemneresindeki bilmemne gölünde arsenikli mikrop bulduk, hurraaaaa, hobareeey!! içerikli açıklamasına maruz kaldık dünyaca. Lan hani nerde E.T, Badi filan? Bu mudur yani? Yok efenim mikropta fosfor yokmuş da onun yerine arsenik varmış, bu da bilinenden farklı yaşam türlerini olduğunu kanıtlıyormuş da falan filan. Eeee? İyi, güzel de bunun için mi günlerdir heyecanlandırdınız insanları? Yok mu şöyle etli butlu bir uzaylı yaratık getirip önümüze koyacak bi Nasalı babayiğit? Varsa yoksa arsenikti, mikroptu, göldü.. Peh.

- Türk tv dizilerinin Balkan ülkelerindeki önlenemez yükselişini daha önce blogumda irdelemiş, noluyo laaan tarzı şaşırmalarımı yazmış idim. Olay şu sıralar daha da büyümüş vaziyette, vay ki ne vay! Öyle ki Halit Ergeç ve Bergüzar Korel geçtiğimiz kasım ayında Hırvatistan'a gidip ülkenin en büyük marketler zincirinin reklam filminde oynamışlar, burdan şeyedebilirsiniz. Çok da güzel olmuş bence. Diziler vasıtasıyla ülkemizin imajını ve popülerliğini dış ülkelerde yükseltebilirmişiz, reklamdaki repliklerle bunu bir kere daha anladım.
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review