Evet burdan, blogumdan ilan ediyorum ki başrolünde Mehmet Ali Erbil oynamamasına rağmen, hayatımda izlediğim en kötü, en bayık, en saçma sapan filmdi Kutsal Damacana 2..
Hayır, bunun birincisi komikti, sinemada gülmüştük gayet de, iyi hatırlıyorum. Böyle şeytanlı meytanlı, hoş; seyirlik bir korku filmiydi. Onun yüzü suyu hürmetine gittim zaten, ne bileyim bu denli Allah'ım kör et beni! derdirtici bir film olduğunu!
Bakın paranıza neyin yazık! Film çıkışı yapımda ve yayında emeği geçen herkese sövüp saydırmak istemiyor, ömrümün sonuna dek terbiyemi muhafaza edeceğime dair yeminim var diyorsanız gitmeyin buna.. Lan valla çok kötüydü be, Şafak Sezer'e olan az biraz sempatimi de sildi süpürdü. Bundan sonra Avatar 2'de başrol oynasan bile yüzüne bakmam Şafak, çok kırıldım :P
Salı, Ocak 26, 2010
Salı, Ocak 19, 2010
Ne oldu, ne bitti? v.2
- Bu seneki Eurovision Şarkı Yarışması'nda ülkemiz, biriciğimiz, canımız ciğerimiz Türkiyemiz'i temsil etme görevi TRT tarafından MaNga'ya verildi bir kaç gün evvel. Bizlere de önümüzdeki 6 ay boyunca şarkı Türkçe mi olmalı yoksa İngilizce mi?, nasıl bir sahne sovu sergilenmeli?, şarkıya oryantal unsurlar eklenmeli mi? gibisinden çok ama çok önemli soru cümlelerine cevap aramak kaldı. Artık şu yarışmaya katılmasak ne güzel olacak halbuki, cidden sıkıldım yahu.
- Geçenlerde Cnbce'de The Jay Leno Show'u izlerken bizim insan yüzlü kuzu olayının taa Amerikalarda bile ses getirdiğine şahit oldum. Showun sunucu Jay Leno, Türkiye'de insan yüzlü kuzu doğmuş sevgili izleyenler ne garip değil mi? içerikli bir takım espriler yumurtladı programda. Bence bu doğaüstü olayı da şurdaki yazıya ekleyebiliriz, Türkiye'nin adı geçti ne de olsa. Ha bir de şunu da ekleyebiliriz diye düşünüyorum. Evet Jimmy, Mustafa bizim Madonnamız, ne oldu gücüne mi gitti? :P (Şaka maka Amerikalılar'ı cidden takdir ettim. En azından mevzubahis Türkiye olunca Turkey (hindi) üzerinden espri yapmayı bırakmışlar gibi görünüyor. Aferin, hep böyle göreyim, devam.)
- 12 Ocak'ta Haiti'de meydana gelen depremde ne yazık ki binlerce insan hayatını kaybetti. Dile kolay, yetkililer 500 binden fazla insanın hayatını kaybettiğini söylüyor. Ben ve benim gibi beyni normal çalışan insanlara göre bu kaybın nedeni ülkedeki fakirlik ve dolayısıyla mevcut olan çarpık yapılaşmayken, bir takım insan demeye dilimin varmadığı hücre ziyanlarına göre, Tanrı'nın şeytanla anlaşma yapan Haitililer'e gönderdiği bir ceza imiş. Şu Amerikalı Evangelistlerle, bizim dinci yobazlar topyekün uzayın derinliklerine doğru yol alsalar da; bir daha yok efendim 7.4 yetmedi mi?, yok şeytanla anlaşma yaparsanız tanrı depremle cezalandırır gibisinden ağız ishallerine maruz kalmasak ne güzel olur. Zira çok pis kokmaya başladı buralar, acilen temiz ve taze havaya ihtiyacımız var insanlık olarak...
Categories
deprem,
eurovision,
Güncel,
haiti,
jay leno,
jimmy kimmel,
manga,
Müzik,
the jay leno show,
Türkiye
Cuma, Ocak 01, 2010
'' Ben kırmızı dona inanmıyorum! ''
Ön perçemlerimi arkaya doğru şuh bir şekilde ataraktan, ayh şekerim, vallahi ben de! diyesim geldi başlıktaki cümleyi duyduğumda! Nasıl da ellerim titriyor yazarken, tanrım o nasıl bir içsel, gizli kalmış duyguların gizlice ve derinden dışa vurumuydu, o nasıl ders verici bir beyanattı! O nasıl.. O nasıll.... Öhöm; neyse.Malumunuz, her yeni yıl dönemlerinde milletimizde bir kırmızı don çılgınlığı yaşanır. Nasıl bir fantazi dünyamız varsa ülkecek; hepimiz iç giyim dükkanlarındaki kırmızı donlara hücum ederiz. İşte bu hücum etme seansları sırasında iki kadının aralarında, konu hakkındaki sohbetlerine tanık oldum, ufkum genişledi, felsefi açıdan artık bambaşka biriyim:
Ablalardan biri yanındaki kendinden yaşça büyük olduğunu zannettiğim diğer ablayı kırmızı don alması konusunda ikna etmeye çalışır. Kız sen de alsana kırmızı külot, (elinde toplamak suretiyle büzerek yumak haline getirdiği donları göstererek) bak ben bir sürü aldım der heyecanla.
Diğer abla teklifi başını iki yana sallayarak reddeder ve gayet ciddi bir ses tonuyla ekler: Hayır, ben kırmızı dona inanmıyorum.
Artık ablanın kırmızı don giydiği anlar içerisinde başından ne gibi bir olay geçmişse, adeta yeni yılın simgesi haline gelmiş bu iç çamaşırına olan inancı yanmış, bitmiş, kül olmuş.
Bakın, yılların ablası bile (!?) bu kırmızı donlarda bir keramet olmadığını anlamış, olayı çözmüş, yalamış, yutmuş. Neden hala kırmızı kırmızı diye ısrar edilir yılbaşı gelip çattığında anlamak güç. Halbuki giy beyaz pamuklu donunu otur aşağı, tıkın portakalını, mandalinanı değil mi ama? :P
Şey: Geçen sene de bu kırmızı don hakkında bir yazı yazmış idim, ahan da o da burda.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




