Perşembe, Aralık 31, 2009

2010... O kadar oldu mu yahu?!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 31.12.09 5 Yorum var, evet.
Bugün acısıyla, tatlısıyla, tuzlusuyla, çeşitli atraksiyonlarını geride bırakmaya hazırlandığımız 2009'un son günü... 24 saat sonra yepyeni bir yıla merhaba demeye hazırlanırken, her sene temenni edilen bu yıl sevgi ve barış yılı olsun dileklerinin, 2010'da da gerçekleşmeyeceğini üzülerek belirtmek isterim. Senelerdir aynı şeyleri diliyoruz insanoğlu olarak, bir halt olduğu yok. Ölen ölene; öldüren öldürene..
Ben şahsen savaş, kan ve gözyaşı dolu bir 2010 diliyorum insanlık adına. Belki bazı şeyleri tersten yapmak gerekir, bir de böyle deneyelim. :P

Mutlu seneler... Hatta vi viş yu e meri kırismıs end hepi niuv yıir; evet!

Şey: t.u.b.a kulunuz yeni yılı hangi eğlence mekanlarında, ne şekilde karşılayacak, bu yazıyı okuyup da hani ne bileyim merak eden olursa geçen seneki yılbaşı hazırlıklarımı karaladığım yazımı okuyabilirler. Planlarımda hiç bir değişiklik yok, aynen geçen seneki gibi mandalinaya hücum! :P

Çarşamba, Aralık 30, 2009

Adamlar yapmış abi

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 30.12.09 3 Yorum var, evet.
Bu güne kadar ne Yüzüklerin Efendisi'ne, ne Star Wars'a, ne de Hayri Pıtır'ın pıtırlıklarına gram ilgi, alaka göstermemiş; prim vermemiş biri olarak fragmanını tesadüfen de olsa ilk izlediğim andan itibaren bu filme gitmeliyim dediğim tek bilim-kurgu / fantastik seyirlik Avatar hakkında yazmasam çat diye tam ortadan çatlardım. Böyle rezalet bir biçimde mefta olmama üzülen de çok olurdu eminim :P

Bir kere nerden geliyordu bu Avatar'a olan anlamlandırılamaz ilgim? Anlamlandırılamaz diyorum, çünkü gerçekten bu tarz konusu uzaylılardan müteakip bilim kurgu filmler zerre ilgimi çekmez, çekenlere de uzaylı gözüyle bakarım. Uzaylı kardeşlerimize karşı büyük bir ilgim var ama filmlerine kıl oluyorum. Çünkü genelde Amerikalı yapımcılar tarafından dünyamızı istila eden koca kafalı pis kaka yaratıklar olarak film edildikleri için (E.T hariç, o bir istisnaydı.. Bizim Badi'ye hiç değinmiyorum, hiç çekilmemiş, biz de hiç izlememişiz gibi davranmak istiyorum!) bana beyaz perdede pek çekici gelmiyorlar. Peki niye Avatar'a gitmek için yanıp tutuşuyordum. Cevap çok basit: Bende mavi renge karşı akılalmaz bir sevgi, bir sempati var. Kıyafet mi alıyorum, rengi mutlaka mavi olur. Makyaj mı yapacağım, mavi farım nerede benim?! Küpe, incik, boncuk almam lazım, pardon mavi renkte neleriniz var acaba? :P Yukarıdaki fotoğrafta da görüldüğü üzere filmde konu edilen uzaylı arkadaşlar mavi mavi masmavi, gözleri boncuk mavi olmasa da boncuk yeşil. Bir mavi ve tonları delisi olarak gel de izleme şimdi! :P

Uyarı: Yazımın burdan sonrası film hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir. Henüz filmi izlememişler için heyecan öldürücü, adrenalin söktürücü etkiye sahiptir. Hatta komple filmi anlatıyorum kardeşim, okuma; geç burayı.. Ya da oku ya, ne yaparsan yap banane! :P

Şimdi dedim ya, bu Pandora'nın yerli halkı Na'vi'ler komple, böyle baştan aşağı mavi yaratıklar olmakla beraber, burun ve kulak yönünden Eywa'nın pek özenerek yarattığını söyleyemeyeceğimiz uzaylı şirincikler olmaktadırlar.. Bunlar böyle gezegenleri Pandora'da güle oynaya, efenime söyleyeyim, İkran'larıyla ordan oraya uçuşa uçuşa barış içinde yaşayan bir halktırlar. Lakin böğrüne böğrüne tekme atılası Amerikalılara, dünyanın bir tarafına şey etmek yetmemiş olacak; heleley heleley haydi petrol uğruna sıçıp sıvadığımız dünyadan sonra şimdi de Unobtanium zımbırtısı için Pandora'nın içine edelim heleley! fikri çerçevesinde Pandora'ya çıkarma yaparlar. Elde etmeyi planladıkları maden de Na'vi'lerin köyünün altında bulunmaktadır. Ya adam gibi köyü boşaltacaklar ya da Amerikalılar köyü yerle bir ederek istediklerine ulaşacaklardır. Arabulucu olarak içlerinden Jake Sully adında bacakları kötürüm olan bir askeri Na'vi'lerin arasına salıverirler. Lakin Pandora'nın havasını soluyan herhangi bir insan evladı anında nalları diktiği için ortamla uyumlu Avatar vücutları üretirler bu kafa atılası, saçlarına sakız yapıştırılası Amerikalılar.. Jake'e de böyle solaryumsu bir kabine girip beyin gücüyle Avatar vücuduna hükmetmek kalır. Başlarda Jake, Na'vi'lerden biri gibi görünüp üstlerine bilgi sızdırmaktadır fakat zamanla O'na Pandora'da hayatta kalmak adına bildiği herşeyi öğreten, Na'vi halkına kabul edilmesini sağlayan prenses Neytiri'ye aşık olacak, ve kendi ırkına, yani insanlara ve onların vahşiğine karşı mağdur ve mağrur yerlilerle beraber savaşacaktır. Ne hikaye be!

Görsel açıdan vay be adamlar yapmış! lafına cuk oturan Avatar'da en fazla dikkatimi çeken sahnelere gelmek istiyorum şimdi de:

- Jake'in aslında bir Amerikalı olduğunun anlaşıldığı sahnede Neytiri'den vetoyu yemesinin ardından hırs yapıp Toruk'u kaptığı gibi kabilenin tepesinde bitiverdiği an (evet, filmi izlemeyenler için çok anlamsız kelime toplulukları bunlar, üzgünüm!) Neytiri ablanın eskiden korkuyordum ama artık korkmuyorum gibisinden bir şeyler zırvalayıp Jake'i tekrar zevceliğe kabul etmesi yuh dedirtti bana! Gül gibi İkran'ı varken yüzüne bile bakmadığın Jake iyi ki Toruk'a terfi edip Toruk Macto oldu! Sendeki de ne sıfır kilometre sevdasıymış ablacım; ayağını yerden kessin yeter, gözün doysun!

- Eywa'nın Jake'in duasını kabul ettiği, Neytiri'nin Eywa seni duydu Jake! diye bağırdığı ve ormandaki bütün vahşi hayvanların Amerikan ordusuna karşı saldırıya geçtiği sahnede gözlerim doldu lan, manyak mıyım neyim?!

- Pandora diye bir yer varsa gerçekten, beni Pandora'nın yağmurlarında yıkasınlar; vasiyetimdir! :P (Ama münkünse o köpeğimsi siyah canavarın olmadığı bir Pandora rica ediyorum, korktum ben ondan! :P)

- Paganlık güzel şey aslında.. Doğayı, ait olduğu yeri, evini özlüyor insan... Na'vi olacam, tutmayın beni! :)

- O değil de, madem sinemadan bahsettik; Recep İvedik 3 gösterime giriyormuş. Yazıma böylesine üzücü bir haberle son vermek istemezdim, hepimizin başı sağolsun. Türk sinema seyircisini nasıl bilirdiniz? :P

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Ya ya ye koko cambo ya ya ye

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.12.09 3 Yorum var, evet.
Yaaa işte bu şarkı sayın ve değerli okuyan, eden... Bir zamanlar deli gibi dinlediğimiz, dansettiğimiz mahnı... Coco Jambo ya da Türkiye'de bilinen adıyla ya ya ye koko cambo ya ya ye (Biraz uzun bir isim bulmuşuz ama neyse!).

Şu karaların karası pazartesi öğleden sonrası, nostalji yapasım geldi. Hatırlamak isteyenler için geliyor efem: Mr President söylüyor: Coco Jambo. İyi dinlemeler...

Şey: Geçmiş zaman kategorisine tıklayarak geçmiş zamanda geçmişe dair karaladıklarıma ulaşabilirsiniz.

Perşembe, Aralık 10, 2009

Deliyim ama zararsızım, ısırmam

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 10.12.09 13 Yorum var, evet.
Tamam, blog yazarları olarak hepimizin anormal olduğu bilim adamları tarafından bir süre önce açıklanmıştı zaten. Ben kişisel olarak bu normal olmama durumunu en başından beri kabullendim zira blog yazıp yazmamakla alakası yok, bendeki doğuştan bir anormallik! Daha doğrusu garip; kimine manyakça, kimineyse psikopatça gelebilecek huylara sahibim ben. Misal:

Sizler de yazın kumsalda güneşlenirken istakoz gibi kızardığınızda holeley bir kaç gün sonra derim soyulmaya başlayacak, ben de büyük bir zevkle soyma işlemini gerçekleştireceğim! deyip psikopatça sevinenlerden misiniz? Evet deyin bak psikolojikman çöktüm şu anda! :P

Patlangaç dediğimiz; (bilmiyorum, siz de öyle mi diyorsunuz ama!) televizyon gibi, yeni alınan elektronik eşyaların kutularının içinden çıkan minik minik baloncuklarla kaplı plastik muşambalar olur hani. Onları patlatmak var ya, işte ben onun hastasıyım arkadaş! Ama öyle böyle değil, manyaklık sözü yanında az kalır! O muşambalardan bir yerlerde, birilerinin elinde gördüğüm zaman verin onu banaaağğğğ!! diye höykürürüm resmen! Sonra büyük bir mutlulukla teker teker patlatırım hepsini.

Yahu yalnız değilim değil mi ben?! Siz de yapıyorsunuz bunlara benzer delilikler, hadi hadi saklamayın! :P

Pazartesi, Aralık 07, 2009

Ayşegül nerdesin, ses ver!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 7.12.09 10 Yorum var, evet.
Çocukluğumun vazgeçilmez okuma kitapları serisi Ayşegül'ün başkahramanı Ayşegül çocuğun şimdi serpilmiş, büyümüş, tabiri caizse kazık kadar kız olmuş olması lazım. Zamanında okula, tatile, kıra, bayıra, ormana; kısacası bücür boyuna bakmadan onca yere koşuşturan sosyal Ayşegül'ün, şu günlerde nerelere gittiğini, kimlerle takıldığını merak etmekteyim. Neticede bir vakitler kendisinin maceralarını neşeyle okumuş, yeri gelmiş kendisini örnek almış biri olarak bunun en büyük hakkım olduğunu düşünüyorum. Tahminimce bizim Ayşe, günümüzün şartlarına çarçabuk adapte olmuş ve çoktaaan ortamlara akmıştır. Sabi iken çıkardığı kitapları bugün çıkarsaydı isimleri kesin Ayşegül Barda, Ayşegül Caddede, Ayşegül Tiki oluyor, Ayşegül Abercrombie ve UGG türü, türevleri olurdu. O potansiyel vardı çünkü kendisinde. Biz üzerimize giyecek doğru düzgün kıyafet bulamazken O kitaplarında binbir türlü çiçekli böcekli, albenili elbiselerle çıkardı karşımıza. Bu duruma da ayrıca uyuz olur, deli gibi kıskanırdım ya kendisini neyse, geleyim sadede:

Ayşegül nerelerdeysen, hangi ormanda, bağ, bahçedeysen çık ortaya. Susam Sokağı çocukluğumun ne kadar aydınlık ve her daim hatırlamaktan mutluluk duyduğum kısmıysa, sen de bir o kadar karanlık kısmını oluşturuyorsun. Eğitici, öğretici konulardan ziyade, küçük bir kızın dağ, orman, deniz demeden fingirdemelerini anlatan kitaplarını kınıyor (en azından o yaşlarımda bende öyle bir intiba bırakıyordu hikayeleri) , sana 10 üzerinden 1.98 veriyorum. O da cicili bicili elbiselerinin hatrına...

Allah aşkına biri bizi temsil etsin!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 7.12.09 0 Yorum var, evet.
Toplumca herhangi bir platformda temsil edilmeye o denli aç bir haldeyiz ki en ufak bir uluslararası yarışma, toplantı, müsabaka falan feşmekan mevzuları gündemimize düşünce, temsilci tayin etmek için deli gibi seferberlik ilan ediyoruz.

En güzel örneği şüphesiz ki Eurovision Şarkı Yarışması. Her sene, bu sene bizi kim temsil etsin? anketleri, önümüzdeki yıl bizi Bilmemnere'nin başkenti Nahora'da Barçın Billurses temsil edecek! geyikleri.. Hepimiz aşinayız.. Ama bu durum sadece Eurovision'la sınırlı değil. Futbol takımlarımız Evropa'da düelloya (pardon, maça) çıkacağı vakit, gazetelerin konuyla ilgili yazılarının içerikleri bellidir: Temsilcimiz Falanfilanspor Patagonya yolcusu.. Türk olup da yurtdışında bireysel başarılar elde etmiş / etmekte olan insan yavruları için çoğumuzun görüşü aşağı yukarı aynıdır: Helal olsun adama / kadına be, bizi ne de güzel temsil ediyor gavur ellerde!
Neyse, burdan sonrasında klavyemi durdurayım da Google The Her Haltı Bilen'in konuyla ilgili arama sonuçlarından devam edelim en iyisi...

Benim takık olduğum mesele, buradaki biz genellemesi aslında.. Biz derken tam olarak kimi, kimleri kasdettiklerini şu yaşıma kadar delicesine merak ettim, hala da ederim. Mesela bu biz den kasıt, Türkiye ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıysa - ki ben de içlerinden biriyim - temsilcileri seçerken neden bana kimse bir şey sormuyor lan! Madem temsil edilecek kitle bizleriz, neden biz kümesine dahil olan benim de fikrimi almıyorsunuz? En azından zamanında bak t.u.b.a bacı, bu sene Eurovision'da bizi Rimi rimi ley temsil edecek, sen de temsil edilecek kitlenin içinde yer aldığına göre görüşlerini almak istiyoruz, bu işin oluru nedir? diye sormuş olsalardı, şahsen böyle bir felaketin zuhur etmesine asla izin vermezdim! Eminim size de sorsalar siz de izin vermezdiniz şu an bu yazıyı okuyan Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı sahibi kitle.. Kim böyle bir şeyle temsil edilmek ister ki? O nedenle kimlerdir bu biz denen topluluk, ben de içlerinde miyim, biri beni bilgilendirsin.
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review