Pazartesi, Mart 16, 2009

Anne bak, bu sefer de gazeteye çıktım!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.3.09 40 Yorum var, evet.
Şu an bu satırları yazarken bir yandan da sevinç gözyaşlarına boğulur vaziyetteyim, klavye göl oldu! (Büyük yalan! :P)


Yayın hayatına yeni başlayan HaberTürk gazetesinden haberdarsınızdır. İşte orda internet dünyasındaki bloglardan seçmece yapılan yazıların yayımlandığı bir köşe var. Bugün benim de bir yazım yayımlanmış, Kelebenk haber verdi sağolsun. Ben de gittim hemen bir HaberTürk aldım. Bir de baktım Yalancının.. v.2 başlıklı yazımdan bir kuple sol alt köşeden bana nanik yapıyor; ah bir mutlu oldum ki sormayın! Gören de HaberTürk'de yarın kadrolu köşe yazarı olarak işe başlıyorum zanneder! Öyle havaya girmiş vaziyetteyim şu an.

Ama bu tarz şeylerin yapılması güzel elbette. Blog yazarlarına ve bloglara diğer büyük gazetelerin de önem vermesini temenni ediyorum. Biz de varız bu alemde sevgili gazete editörleri; bizi de görün lütfen!

Kedi

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.3.09 4 Yorum var, evet.
**********

Ben ki çağdışı bir uyumsuzluk delisi,
Kendi ipimi belki kendim çekerim.
Gölgeme dadanmış bir tuhaf güz kedisi,
Her yere peşimden onu da sürüklerim.

Sahi o kediyi ben ilk nerde görmüştüm?

**********

Metin Altıok / Bozlak, Kedi ve Ölüm

Her aradığını bulamazsın 12

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.3.09 13 Yorum var, evet.
GoogleOcak ve Mart ayının Google arama istatistikleri aşağıda. Şu bir buçuk ayda bloguma arama motoru Google'ı kullanarak gelen insanların dudak uçuklatan kelime kombinasyonları. İbretle okuyun:

- emeseni açık olan kızlar
- istanbul esenler erotik kız bayan msnleri (Açık adres istemiş bir de! Esenlerde oturan, hafif meşrep msn müptelası kızlar aranıyor, bilginize!)
- erkeyin birkıza çırıl çıplak tecavuz ettiği anın v (Sonra Türkiye'de neden bu kadar sapık, tecavüz vakaları var dersiniz. Alın size cevap..)
- gökhan özenin çıktığı kızlar
- hint kızlarıyla tanışmak istiyorum (Slumdog Millionaire sen nelere kaaaadirsin!)
- liseli kız resmen sıçmış
- christina aguilera kanser miydi (Höh! O da nerden çıktı yahu?)
- ı lav yu seks (Hıııı anlıyorum ben seni; fazla sevme ama alerji yapar)
- hadise bacakları ve memeleri (Eurovision'dan sonra Hadise ve uzuvlarına karşı merak duyanların sayısı baya bi arttı. Ne yapacaksınız kızın orasını burasını yahu? :P)
- van münip bi daha gelmem davos dinle (Demek şarkısını da yaptılar ha? Yalnız van münip ne, onu çıkaramadım!)
- kaltaklar şatosu
- uzun donlu türk hatunları
- katy perry terbiyesiz mi çıplak
- kiroyum
- körpe.kız.arıyom (yanlış.yerde.arıyon.çık.sokağa.gez.dolaş.beynine.oksijen.gitsin)
- sevgilimle sex hayatında başarılı olabilecek miyiz (Heh tam da Google'a sorulacak bir soru. Sana da dışarı çıkıp bol bol oksijen depolamanı tavsiye ediyorum)
- büyük beden fantazi iç çamaşır bulamıyorum (Vaay demek hem büyük beden hem de fantazi. Saygı duyuyorum)
- aq ben böyle bi pc nin
- gotten soguk algınlıgı olurmu (Az evvel iki arkadaşa verdiğim tavsiyeler senin için de geçerli: Oksijen, oksijen...)
- hadisenin donları (Bak donu da değil, donları! Bi tane neyine yetmiyor lan?!)
- doncuklar (Sevecen yapılı bir insan sanırım)
- doğal kızılları kıskanıyorum (Nazar etme ne olur, boyat senin de olur)
- dantelli erkek donu (Fantaazide bambaşka bir boyut, eğer böyle bir şey varsa düşünüp üreteni tebrik ederim)
- firk ver ceza mp3 (Ohooo ne içtin abi sen?)

Yukarıdaki aramalardan ne anlamalıyız?:

- Türk internet kullanıcılarının hatrı sayılır bir kısmı saf, katıksız sapık! Buraya yazamadığım o kadar çok arama kelimeleri var ki, yazsam korkudan bilgisayarı kapatırsınız. Vatandaşlıktan çıkıp Guatemala'ya sığınmacı olarak yerleşme talebinde bulunursunuz, o derece!

- Türkiye'de kadın ve ünlü olmak zor zanaat. Bırak şahsını, oranı buranı da Google'dan aratıyorlar; gizlin saklın kalmıyor sonra!

- İnsanlar en özel, kişisel konuları bile Google'dan aratıyorlar. Sevgilime şunu şunu dersem ne olur; annem dışarı çıkmama izin vermiyor, ne yapayım gibi. Bunlara da kendin çözüm üretemiyorsan, başkalarının dedikleriyle hareket etmeye muhtaçsan ne diyeyim ki ben sana. Hep diyorum teknolojinin fazlası zarar diye, topa tutuyorlar beni. Al işte, bak...

Salı, Mart 10, 2009

Yalancının.. v.2

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 10.3.09 25 Yorum var, evet.
Çok önceleri bir yazımda, göz göre göre yalan söyleyenlerin ellerine cetvelle vurulsun temennili kelamlar etmiş idim.

Hepimiz yalana başvuruyoruz zaman zaman ama bazı yalanlar Münir Özkul'un kulaklarını çınlatmamıza sebebiyet veriyor. Duyunca sallama Ziyaaa! diyesimiz geliyor yalan sahibinin suratına suratına. İşte son zamanlarda aklıma takılan ufak at da serçeler de nasiplensin dedirten yalanlardan bir kaçı:

Ben küçükken saçlarım sarıymış, sonradan koyulaşmış:

Bu yalanı söyleyenler, kömür karası bir kafayla dolaştıkları halde küçükken altın sarısı saçlara sahip olduklarını iddia edip bitirirler beni. O kadar gizem dolu bir durumdur ki bilimadamları bile bu gizemli evrilişe bir açıklama getirebilmiş değil! Türkiye'de küçükken sarışın olup büyüdükçe esmerleşen bir kitle var; İsviçreli bilim adamları göreve! Her gördüğünüz naneye atlayıp araştırmasını biliyorsunuz, bunu da araştırın!
İsviçreliler'den önce ben Google'dan bir araştırayım dedim, fenomen olmuş bu! Kıskanıyorum lan! Millet sarışından başlar; kumral, esmer devam eder; biz bok kızılı geldik, bok kızılı gidiyoruz! Öf be!

Gözlerim dumanda, bi de ağlayınca yeşile dönüyor; renk değiştiriyor! Ne fantastik değil mi?:

Bebeğim, fosforlu cevriyem; bak şimdi: Senin gözün halihazırda, büyük ihtimalle eladır zaten. (Yani kara gözlü olup da bu yalanı söyleyebiliyorsan vay haline ayrıca!) Ve ela gözler de içlerinde yeşil renk barındırdıkları için (o nedenle biz onlara kahverengi ya da mavi değil de ela diyoruz, bilmem anlatabildim mi?) ağladığında ya da dumana maruz kaldığında yeşile dönüşmeleri söz konusu olamaz! Çünkü onlar zaten koyu yeşiller şekerim! Ne bileyim, güneşe baktığımda gözlerimin rengi daha bir ortaya çıkıyor de mesela, doğrusu o çünkü. Ama renk değiştiriyor deme, mutant mısın sen? Lütfen bu muhabbetle toplum içinde karizma yapmaya çalışma. Komik oluyorsun! :P

Yaa su içsem yarıyor!:

Su = İki porsiyon İskender, efendime söyliyim 3 tabak bol ketçaplı makarna, sonracıma tatlı olarak yarım kilo baklava olmasın sakın? Bence suyu biraz azalt sen, bak yarım ay olmuşsun!

İçeri gelsene. Aaaa ölümü yala gel, nooolursun bak darılırım!:

Ev sahibinin Allah belanı versin, nerden çıktın sen şimdi? Neyse, kibar ve nazik bir ev sahibi olmalıyım, mecbur yalana başvuracağım düşüncesinin ardından ansızın kapıda biten kişiye yönelttiği ısrar cümlesidir bu. Mutlak yarım ağızla söylenmelidir. Nooooolursun bak'ta yapmacıklığın dibine vurulup mümkün olduğu kadar ısrar edilir; karşıdaki yok canım hiç girmeyeyim diyorsa fazla diretmeden kapı suratına kapatılır. Evet, bu yalanda işler bu şekilde ilerler ve sonuca bağlanır genelde.

Ben senin iyiliğin için söylüyorum:

Kendi çıkarların öyle gerektirdiği için söylüyor olmayasın mor teletabim, emaye tencerem!
Dur bak ama; sahiden bizim iyiliğimiz için bir şeyler söyleyenler de yok değildir hayatta ancak senin iyiliğin için diyenlerin büyük bir kısmı da kolpadır hani; ''sen''den ziyade kendini düşünür. Herşeyden önce, sen herhangi bir şeyin benim iyiliğim için olup olmadığını nereden bilebilirsin? Anam mısın, babam mısın? Beni ne kadar tanıyorsun? Ben bir olayın, durumun benim için iyi mi kötü mü olduğunu kendim yaşayarak öğrenmek istiyorum belki, bi rahat ver yahu!

Sana çok yakışmış, çok güzel olmuşsun:

Kadınların kullanmayı en sevdikleri yalandır. Ben de kadınım ya, ordan biliyorum. Evet kullandım. Çok fazla değil, bir kaç kez! Bana da kullanılmıştır eminim; nasıl olmuşum? diye sorduğumda arkadaşlarımın beğenmeseler bile kıçıma benzemişsin diyecek halleri yok neticede! Çok yakışmış, süper olmuşsun filan diyecekler.
Hiç unutmam, bir mağdure saçını alakasız bir renge boyatmıştı ve etrafındaki tüm kurbanları nasıl olmuşum, ayy n'olur bi şey söyleee?!? diye paralıyordu. O kurbanlardan biri de bendim ama bir insana bir saç rengi bu kadar mı yakışmaz? Yüzüne de diyemezdim ki ahahaha bu ne lan! Yıkıl karşımdan, gözüm görmesin diye! Nasıl olmuşum t.u.b.a? demişti büyük bir hevesle; çok yakışmış, çok güzel olmuşsun demiştim! (Allah davul yapsaymış o an beni keşke, o zavallı kızı da tokmak!) Gerçekten mi bak doğru söyle dedi üstüne, peki ben ne dedim?: Aaaaa gerçekten yakışmış, açmış seni! :))) (Açmak ne kelime, bir daha kapanmamak üzere açmış hem de! Ah dilimi eşek sıpaları sokaydı! Bak blog yazarken vicdan ve pişmanlık durumları baş gösterdi. Ühühü!)
Kısacası, biz kadınlar sık sık kullanıyoruz bu yalanı. Ben de bu vesileyle bir itirafta bulunmuş oldum sanırım. Blogumun adını t.u.b.a'nın karaladıkları yerine t.u.b.a'nın itirafları mı yapsam acaba? Hımmm...


Sizin de böyle son zamanlarda çok sık duyup tabii canım, tabii bebeğim dediğiniz yalanlar varsa yorum kısmından benimilen paylaşabilirsiniz, lütfen çekinmeyin. Hayır, etraftaki yalancı potansiyelini bileyim de ona göre gardımı alayım diyorum!

Ne oldu, ne bitti?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 10.3.09 7 Yorum var, evet.
- Fotojenik olmamak suç mu? Hayır, bilelim de ona göre gidip teslim olacağım!
Fotojenik değilim ben; ne büyük keder Rabbim! Bazılarında fena çıkmamama rağmen genelde Gollum'dan hallice bir görünümüm vardır fotoğraflarda. Arkadaşların ay gel fotoğraf çekiliyoruz! ısrarlarına sinir olurum bu yüzden. Sonradan fotoğraflardaki beni birbirlerine gösterip bu yaratık da kim, araya nasıl karışmış? diye dalga geçtiklerini biliyorum çünkü, kalbim kırılıyor! :P

- Yazılarımı uzun zamandır takip edenlere şimdi sözüm: Eurovision 2009 hakkında bu güne kadar yazdıklarımı unutun; Hadise'nin kazanmak için şansı yüksek, Güney Kıbrıs'ın şarkısını beğendim filan demiştim. Yok kardeşim, fikrimi değiştirdim: Norveç'in yardıra yardıra birinci olması lazım, o nasıl şarkıdır öyle?!

- IMBD'ye göre, Hülya Avşar Lost'ta oynayacakmış! İyi güzel de, canlandıracağı iddia edilen karakter için Barney yerine daha inandırıcı bir isim bulamadınız mı ey Türk hekırlar! Hadi yemiş görünelim bari: Hülya Avşar ve Lost mu? Vay canına! :P

Cuma, Mart 06, 2009

Yurdumun Şairleri'nde bu hafta

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 6.3.09 8 Yorum var, evet.
Posta'nın Yurdumun Şairleri köşesinden beğendiğim şiirleri arada blogumda yayımlıyorum ya; yine bir kaç tane fevkaladenin fevkinde şiir derledim 1 ve 2 Mart tarihli Posta gazetesinden. Ahan da:

Hasan İncesu. 29 yaşında, Eskişehir'de yaşıyor. Bu şiiri çok sevdiği ve evlenmek istediği Nermin'e ithaf etmiş.

NERMİN'İM

Nerede olursan ol kalbimdesin aşkım
Eğer beni seviyorsan, inanıyorum herşeye bebeğim
Ramak kaldı kavuşmamıza gülüm
Mecnun'un olmuşum seni hep hayal eder olurum
İster inan, ister inanma ama seni çok seviyorum
Nermin'in sen benim kalbimin sultanısın bitanem
İmanıma, kitabıma seni çok ama çok seviyorum
Mesajımı alırsan eğer 'seni seviyorum' demektir

***************
Mehmet Uysal. 52 yaşında, Kastamonu'lu, bu şiiri dünyaya kazık çakacağını zanneden, kendini beğenmiş tüm egoistlere ithaf etmiş.

TOPRAK OLACAK BİR GÜN BAHAR YEŞİLİ GÖZLERİN

Sen Adem'e secde etmeyen şeytan gibisin
Kibirli gururlu kendini vazgeçilmez sanan bencil
Mezarlıklar senin gibilerle dolu görmez misin
Sevgiden yana aç kalan, yüreksiz zavallı sefil

Toprak olacak bir gün bahar yeşili gözlerin
Bedenler ölür ama ruhlar asla bilirsin
Bu dünyayı terk edince başlar gerçek hayat
Son pişmanlık faydasız geri dönülmez heyhat

Gör büyük gerçeği sende iç sevgi pınarından
Amelin merkezi sen değilsin bunu böyle bil
Ne Leylalar, Züheylalar geldi geçti bu dünyadan
Kazanan hep onlardı, nasibini alan ilahi aşktan

Artık yırt şeytan denen isyankarın perdesini
Kurtuluşun nerde olduğunu gör, bırak gerisini
Nefretin, kinin, iblisin ipini çekiver gitsin
Sen insansın maymun değil, bunu herkes bilsin

***************
Muazzez Can Bayravlı. 50 yıldır şiir yazıyor, ev hanımı, İzmir'de yaşıyor.

ANNENİN FERYADI

Benim adım Muazzez'dir
Bahtım kara
Çocuklarım kalbimde açtı yara
Biri öğretmen insan olamadı
Biri işadamı evlat olamadı
Biri nankör çıktı inkar etti beni
Biri üzerime basıp geçti gitti beni
Allah'ın lütfu beşinci çocuğum özlemim
İyiki doğurmuşum seni
Ey evlatlarım duyun beni
Eğer ölürsem ne arayın ne sorun beni
Gelmeyin istemem mezarıma
İstemem tutmayın tabutumu
Belki kara toprağa girerken
Korkarım yine kırarsınız
Kalbimi

Salı, Mart 03, 2009

Olmasa MSN, mesajların olmasa; kim inanır senle ayrıldığımıza

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 3.3.09 12 Yorum var, evet.
Çağımızın gelişen teknolojisi bizi öyle bir hale getirdi ki, artık sevdiklerimizle iletişim kurmak için cep telefonu aracılığıyla mesajlaşmayı, MSN'i, e-postayı tercih eder olduk. Öyle ki lüzum görmedikçe telefonlaşmıyoruz bile, her işimizi internet üzerinden, yazılı iletişimi kullanarak hallediyoruz. Konuşmuyoruz, temas yok. Sanki 14. yüzyılda Avrupa'yı kasıp kavuran veba hastalığının bir benzeri, bizim topraklara da uğramış da, salgından korunmak istercesine kapandık iş yerlerimize, evlerimize, internet cafelere.. İletişimimizi dört duvarlar arasından sağlamayı seçtik modern insanlar olarak.

Dolayısıyla internet üzerinden sürdürülen ilişkiler de ziyadesiyle samimiyetsiz bir hal aldı.

Facebook'ta birbirlerini arkadaş olarak ekledikleri halde bir kere bile mesajlaşmamış eski tanıdıklar, canııım sperr çkmıssıııın! yorumlarıyla samimiyetsizleştirilen müdavimlerinin değimiyle ''Face'' fotoları; modern, şehirli insanın teknoloji altyapılı iletişim ve sosyalleşmeyle imtihanını gözler önüne seriyor.

Ama kime sorsan herkes çok memnun hayatından! Günde 12 saat MSN'de çevrimiçi görününce, e-postasını düzenli bir biçimde saat başı kontrol edince, arkadaşlık sitelerinde onu bunu pokelayıp profilime kim bakmış? furyasına üye olunca kendini sosyalleşen sınıftan sayan insan çok fazla.

Eskiden mektuplar, ondan daha eski zamanlarda da telgraf varmış. Hani telgrafın tellerine kuşlar mı konar? Herkes sevdiğine de yavrum böyle mi yanar? sözlerini barındıran türküde adı geçen telgraflar.. Cümle sonlarındaki STOP'lar, yerlerini artık kib'lara bırakmış durumda. Hoşçakalın yerini bye aldı çoktan. Telgrafsa türkülerde adı geçen nostaljik bir iletişim aracı sadece. STOP

Olmasa mektubun, yazdıkların olmasa; kim inanır senle ayrıldığımıza demişti ya Yeni Türkü; mektuplar da yavaş yavaş tarihin tozlu raflarındaki yerlerini almaktalar..
Mektupta yazının sahibinin yüzünü tıpkı telefon mesajlarında olduğu gibi göremez, sesini duyamazsın ama bilirsin, dokunmuştur o beyaz kağıda. Harfler, kelimeler, cümleler O'na ait parmakların tuttuğu kalem sayesinde hayat bulmuştur cansız bir kağıt parçasında. Elektronik postanın; MSN titreşimlerinin, gülücüklerinin yapaylığını taşımaz mektuplar. Her an dile gelecekmiş gibidirler, hissedersin.

Bundan on sene sonra, bugünkü iletişim teknolojisi daha da gelişmiş olacak. Böylece uzaktakilerin yakınlaşması bir yana, yakınımızdakiler daha da uzaklaşacak bizlerden. Elektronik ortamda edilmiş sohbetler yetecek sosyal kabul edilebilmek için. Yüzyüze konuşmalar, dertleşmeler yok. Ama insanlar mesajla birbirlerinin yüzüne söyleyemediklerini daha rahat söyler kolaycılığına eskisinden fazla kaçacak herkes.. Teknoloji herşeyi önümüze getirmişken, eski zamanların demode kalmış yüzyüze iletişimi lazım da olmayacak zaten...

Pazar, Mart 01, 2009

Yine İstanbul, gene İstanbul

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 1.3.09 7 Yorum var, evet.
Her moral bozukluğumda İstanbul'a çatıyorum; gel - gitlerimin, huzursuzluğumun tek sorumlusu ilan ediyorum O'nu.. Bir gün eeh yeter be, bıktım yakarışlarından, isyanından! Halinin tek sorumlusu sensin, silkin ve kendine gel! demesinden korkmuyor değilim...

Yüzüme vurma be İstanbul, herşeyin farkındayım halbuki! Numara yapıyorum sadece.
Kimselere söylemezsin değil mi?...
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review