Cumartesi, Ocak 31, 2009

Bir gün hepimiz öleceğiz; amma ve lakin...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 31.1.09 18 Yorum var, evet.
Bloglar arası dolaşmayı seviyorum. Bir çoğuna düzenli şekilde yorum bırakamasam da takip listemdeki blogların hepsini düzenli takip etmeye çalışıyorum. Hatta bu blog takip etme ve okuma işini bir vakitler o kadar çığırından çıkarmıştım ki dillerini bile anlamadığım blog sitelerinde fink atar hale gelmiştim. Macarca, Boşnakça, İspanyolca bloglar arası mekik dokuyordum. Allah'tan o evreleri atlatalı çok oluyor; artık sadece Türkçe (bazen de İngilizce) bloglarda frene basıyorum.

Bir kaç gün önce, yine böyle bloglar arası gezinirken Büyüleyen Mutfak Kokusu adlı bir bloga girdim tesadüfen. Blogun yazarı Esra, bir kısmını aşağıda alıntıladığım son yazısını 20 Kasım 2007 tarihinde girmiş, hastalığından ötürü bloguyla ilgilenemeyeceğini şu sözleriyle okuyucularına duyurmuş:
sanırım bir müddet bloğumla ilgilenemeyeceğim...
Pazar günü başladı nefes alamama, pazartesi günü evden çıktığımda yürüyerek 3 dk süren okuluma tam 15 dk da gidebildim. Okula gittiğimde zaten nefes alamıyordum... Apar topar hastaneye götürdüler. Yapılan sonuçlarda astımımın çok kötü seviyeye ulaştığı anlaşıldı. Üstüne üstlük 7.9 çıkan kan sayımım sonucunda doktor ayakta nasıl durabildiğime şaştı. Çünkü 7.8 çıkarsa sonuç kan takviyesi yapılması gerekiyormuş. Anlayacağınız şu ana gerek ciğerlerimin isyanı gerekse kanın yeterli oksijen taşıyamaması sonucunda ben yerle yeksan durumdayım. Bir odadan diğerine gidişim bile 10 dk sürüyor. Yolda mola veriyorum :). Az öncede eve doktor geldi ve oksijen tüpü bağlandı. Verdiğim arada yazıyorum bunları. Bunları demogoji olsun diye anlatmadım. Ortalıklarda görünmezsem ve hani merak eden olursa diye.
Ve o tarihten sonra bir daha bloguna yazı girememiş çünkü ne yazık ki durumunun ağırlaşması üzerine 23 Kasım 2007 tarihinde hayatını kaybetmiş...

Blog tutan bir insanı düzenli olarak takip ediyorsanız, bir müddet sonra hiç tanışmamış ya da yüzünü görmemiş dahi olsanız bile sanki kırk yıllık arkadaşınızmış gibi gelmeye başlar. Çünkü blogcu, bloguna kendi yaşantısını, aklındakileri, çoğu zaman benliğini yansıtır (istisnalar da var elbet). Bunlar da bir insanı tanımak, - duruma göre sevip sevmemek - için yeterli kriterlerdir.

Birisi var; web alanını hayatına dair hoşuna giden karelerle, enstantanelerle süslemiş, onu takip eden, seven bir okuyucu kitlesi edinmiş ama bir gün herşeyi geride bırakıp aniden gitmek zorunda kalmış.
Hele ki bu gidiş blog kapatmak gibi keyfi ve kişinin kendi insiyatifine bağlı bir tercihe değil de daha üzücü ve inanması güç bir neden olan zamansız ölüme dayanmışsa.. İşte o zaman o blogu okuyan insanların hissettikleri, çok garip ve tarif edilemez derecede iç kıyıcı bir duyguya dönüşüyor.

İşte ben de Esra'nın yazdıklarını okurken aynı hissiyata kapıldım...
Blogger'ın illegal bir içerik barındırmadığı sürece ve eğer kullanıcı kendi isteğiyle silmezse, Blogger altyapısında barındırılan blogları kafasına göre veya uzun bir süre yazı girilmedi diye silmek gibi bir lüksü yok bildiğim kadarıyla. O nedenle Esra'nın blogu Blogger varolduğu sürece orda kalacak... Ne mutlu ki en azından O'nu sevenler sanal dünya aracılığıyla da olsa hayattayken yazdığı yazılara, yemek tariflerine diledikleri zaman ulaşabilecekler.

Cuma, Ocak 30, 2009

Kasımpaşalı'yım, eli maşalıyım!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 30.1.09 15 Yorum var, evet.
Sokullu Mehmet Paşa'nın İnebahtı Deniz Savaşı sonrası Venedik elçisini huzuruna çağırtıp sarfettiği, siz İnebahtı'nda bizi yenerek sakalımızı kestiniz. Bizse Kıbrıs'ı sizden alarak kolunuzu kestik. Unutmayın ki kesilen kol bir daha yerine gelmez ama kesilen sakal daha gür çıkar; bunu böyle bilsin totoş efendilerin. Hadi şimdi yıkıl karşımdan tıfıl elçi bozuntusu seni! içerikli beyanatından bu yana, Türk tarihi bu denli muazzam bir ayar silsilesiyle karşılaşmamıştı. Şoktayız!

Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, Davos ekonomi zirvesinde düzenlenen Ortadoğu konulu forumda, İsrail Başbakanı Peres'i ve İsrail'i hedef alarak yaptığı sen benden yaşlısın, sesini yükseltip konuşman da suçluluk psikolojisi içinde olduğunu gösterir. Siz insanları öldürmeyi iyi bilirsiniz! Tevrat öldürmeyeceksin diyor ama burada bir ölüm var! konulu isyan karışık höykürüyle başta Türkiye olmak üzere tüm dünyanın Kasımpaşalı'yım, eli maşalıyım! olgusunu daha yakından tanımasına vesile oldu.

AKP'yi, seçimleri, sevgili başbakanımızın ne kadar duygusal bir insan olduğu (?!) gerçeğini ve söylenen sözlerin ileriki günlerde ülkecek bir yerimizde patlama olasılığını bir yana atarsak; İsrail'in Gazze'deki katliamlarına şu ana kadar politik düzeyde verilmiş en sert ve - göreceli belki ama - (üslup hariç) en yerinde tepkinin verildiğini söylemek yanlış olmayacaktır bana göre. Hele zat-ı alilerinin benim için Davos bitmiştir, gelmem ben bi daha Davos'a! derken takındığı verin misketlerimi, oynamıyorum ulan! tavrı çok yerindeydi. Hatta sevgi ve saygı yüklü başbakanımız giderayak elindeki dosyalarla iki tane geçiriverseydi Peres'in suratına; büyük ihtimalle asrın olayı olur, bir daha istesek de Davos'tan içeri adımımızı atamazdık, fena da olmazdı hani!

Sözkonusu höykürünün dış basındaki yankılarını öğrenmek amacıyla bir kaç ecnebi web sitesinde sörf yapayım dedim. Görünen o ki sadece biz değil 72 milletten, dinden, ırktan insan da çılgınca gaza gelmiş durumda! Elin İngiliz'inin, Fransız'ının, Yunan'ının, Danimarkalı'sının yaptığı ''Yürü be Tayyip, aslansın!'' ''Bizim politikacılarımız da Türkiye'yi örnek almalı. Duy bunları Mr. Brown!'' ''Bravo Türkiye! Birileri İsrail'e haddini bildirmeliydi.'' ''Türk başbakanı saygıyı hakediyor. İnsanlık onunla gurur duymalı'' türünden yorumları okuyunca kısa süreli bir şaşkınlık yaşadım. İnsanoğlu sözünü sakınmadan söyleyebilen (tercihen Kasımpaşalı!) bir politikacının çıkıp da İsrail'in yaptığı katliamları cesurca yüzüne vurmasına ne denli açmış meğerse! Büyük sükse yaptınız sevgili R.T.E, karizma puanınız gavur milletler arasında hiç olmadığı kadar yüksek şu an!

Lakin bu büyük ve şok edici çıkışın, önümüzdeki yerel seçimlerde AKP'nin oylarını yükseltmek için planlanmış (ya da düşünülmüş) bir tepki olduğunu görmek de zor değil. Aksi takdirde kendisinden zamanında Corç Buş'la oval ofis ve bilimum toplantılarda buluştuğunda Irak'ta öldürülen siviller için de aynı yüreklilikte bir çıkış eylemesini beklerdik. Yoksa Tevrat ''öldürme'' diyor, siz öldürüyorsunuz! Ne biçim iştir bu sayın Peres? demekle mevcut sorunların çözülmeyeceğini hepimiz biliyoruz.
Zira Kuran da, İncil de öldürme! diyor sayın başbakanım, ama dinleyen kim?

Perşembe, Ocak 29, 2009

90lar'da, ben çocukken...

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 29.1.09 16 Yorum var, evet.
- Yumiyum ve Cino vardı. Ben en çok Cino'yu severdim, günde beş taneye kadar yediğim olurdu.

- Jurassic Park daha yeni gösterime girmişti. Aynı sıralar bizim bakkala da Jurassic Park cipslerinden gelmişti. Hayatında Tombi'den başka cips görmemiş ve yememiş bir çocuk olarak, tadı neye benziyor diye merak etmiştim. Ambalajı siyahtı, üzerinde şu hemen hemen hepimizin bildiği dinozor amblemi vardı. Fiyatı da 2 bin lira mıydı neydi, öyle bir şeydi...

- Tadellelerin yanında saplı, pervane gibi bir oyuncak hediye ediliyordu, promosyon niyetine. Plastik pervaneleri uçuracağım diye mahallede iki çocuğun gözünü çıkarmıştım. Onlar da dibimde yaa bakiim nasıl uçuracaksın? diye dolaşmasalardı kardeşim!

- 5 bin liraya iki düdüklü şeker ve iki - isteğe göre peynirli ya da fıstıklı - Tombi alınabiliyordu. Yani biz kardeşimle babamın bize harçlık olarak verdiği 5 bin lirayla onları alıyorduk hep. Ama düdüklü şeker diye yutturulan şeker hiç ötmezdi. Üflediğimizde öndeki delik yerinden tükürüklerimiz pörtlerdi. Bazen bakkaldan aldığı şekeri rahatlıkla öttürebilen veletler çıkardı; çok kıskanır, imrenirdim.

- Üzerinde Tiny Toons kahramanlarının olduğu Taso'lar vardı. Yaklaşık 5 düzineye kadar biriktirmiştim. Sırf Taso için cips almaya başladığım zamanlar oldu. Günümüzde bir vakitler Tasoların yerini almaya çalışmış beybıleyd zımbırtıları gibi sağı solu delik deşik değildi bunların. Yuvarlak ve makul büyüklükteydiler. Candılar, maziydiler.

- Çok hanımhanımcık, mazbut bir komşumuz; mahallemizin bakkal amcasına bir sek yoğurt alabilir miyim? diyeceğine, bir seks yoğurt alabilir miyim? demiş, bu nahoş dil sürçmesi muhitimizde günlerce tartışma konusu olmuştu. Henüz sek ile seks arasındaki farkı anlayamayacak bir yaşta olan ben, olay daha sıcakken bir müddet seks demişse ne olmuş ki? Ne olmuş ki? Ne olmuş kiii? sorularıyla büyüklerimizi topa tutmuş; sus, terbiyesize bak! yanıtıyla çenemi kapatmam gerektiğini öğrenmiştim.

- Mahallemizin anlam veremediğimiz olaylara imza atan gizemli teyzesi, bir gün alt kattaki evinin camına elindeki örtüyü silkelemek için çırılçıplak, anadan üryan çıkmış; hemen camın önünde oyun oynayan biz el kadar yavrucakları şok içinde bırakmıştı. O gün bu gündür erkek olmadığıma şükrediyorum zira bir (hatta iki) göğüs düşünün ki yaklaşık 110 beden fakat tamamı ayak uçlarına değdi değecek; o estetikte, o inanılmazlıkta..
Vaziyete şahit olan kurbanlar olarak bir süre korkumuzdan evden çıkamadığımızı hatırlıyorum. Emrullah psikolojik tedavi görmüştü hatta, canım benim ya; yazık.

- Uğur Mumcu ve Turgut Özal'ın öldüğü haberlerini o yıllarda evimize hemen hemen her gün giren Sabah gazetesi aracılığıyla öğrenmiştim. Uğur Mumcu'nun arabasının patlamadan sonraki halinin fotoğrafı hala aklımda...

- İtiraf ediyorum, Erhan Yazıcıoğlu'na aşıktım! Seç Bakalım'ı sunduğu dönemler.. Ordaki hosteslere filan yavşadığı olurdu bazen, sinir olurdum. Sonra bir aralar adı Güler Kazmacı'yla mı ne anıldı, gözümden düştü. Türkiye genelinde Çocukken aşık olduğunuz ünlü hangisiydi? anketi yapılsa sanırım en çok benim verdiğim cevaba gülerler!

- Gazeteler kartondan ev, araba maketleri veriyordu. Babamın da yardımıyla bir adet şato maketini bitirmişliğim vardır. Doksanların son çeyreğine doğru, Yeni Yüzyıl gazetesi de kağıttan giysili karton bebekler vermişti. Keşke benim de böyle rengarenk elbiselerim olsaydı diye iç geçirmiştim...

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Kahrolsun Evrim!

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 28.1.09 12 Yorum var, evet.
İngiliz doğabilimci Charles Darwin'in 19. yüzyılda ortaya attığı tüm canlılar kendilerinden daha az gelişmiş bir canlı türünden evrilmek suretiyle meydana gelmiştir düşüncesi, günümüzde evrim teorisi adıyla benimsenmiş ve doğruluğu yüzde yüz kanıtlanamasa da bilim insanları tarafından dünyadaki yaşama en mantıklı açıklamayı getiren bilimsel teori olarak kabul görmüştür.

Mukaddes vatanımızda, herkesin hakkında söyleyecek sözünün olduğu nadir konulardandır evrim teorisi..
Olaya dini açıdan yaklaşmayı uygun görenler ve insanla maymunun ortak bir atadan evrimleşerek bu günkü görünümlerini aldığı tezinden feci derecede rahatsız olanlar; ne yani, biz şimdi maymundan mı geldik? sorusuyla teorinin savunucularına senin yedi ceddin maymun öyleyse, ahahaha şeebek şeebeeek! altmetnini dayamaya çalışırlar. Henüz taraflar arasında sen maymunsun demek bonobo bozması yaratık vs. hayır yanılıyorsun dostum, ortak ata aynıydı yörüngesinden öteye bir tartışma düzeneyi oluşturulabilmiş değil.

Benim bu yazıyı yazmamdaki amaç, asla ve asla evrim teorisinin doğruluğunu savunmak ya da teoriye getirilen negatif eleştirilere karşıt eleştiriler ve kanıtlarla cevap vermeye çalışmak değil. Ben kim, evrimi savunmak kim? Darwin'den ve örümcek ağı stili sakalından en üst seviyede nefret eden bir insanım zaten! Hatta kahrosun evrim, maymunlara özgürlük!
Çünkü internet ortamında evrim teorisini savunacak ya da tarafsız bile olsa bilimsel açıdan hakkında bir kaç kelam edecek olursanız, blogunuz veya siteniz bir takım gizli güçler (?!) tarafından erişime engellenebilir. (Israr ve hiddetle bakınız: Richard Dawkins (şu, bir de şu)

O yüzden evrim mevrim yoktur arkadaşım, kıçınızdan teori uydurmayın! Ateistlerin de Allah (!) belasını versin ayrıca, ıyyy inançsız ve cenabet pislikler! Sallandıracaksın üç beş tanesini Taksim Meydanı'nda, bakalım bir daha evrilebiliyorlar mı?!
Ha, ne? Biriniz düşünce özgürlüğü, sansüre hayır, demokrasi, insan hakları mı dedi? Saldırın, linç edin şu entel münafığı aslanlarım, din elden gidecek yoksa! (Saygılar sayın Yahya! )

Şey: Google Görseller'de evrim teorisine en uygun düşebilecek resmi araştırırken, Habervakti.com'da yüklü bir imaja denk geldim. Bildiğin maymundan insana evrilişi tasvir eden şu klişe resimlerden biri.. Siteden kaldırıldığı için olacak, resmi açamadım ama uzantısına verilen adın mükemmeliği karşısında o an için kendimi kaybettim, gerisini hatırlamıyorum: evrimci-manyaklar.jpg

Salı, Ocak 27, 2009

Fısır fısır

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.1.09 6 Yorum var, evet.
Örovizyon temsilcimiz Hadise, Ankara'da sahneye çıkmak üzere anlaştığı bir barda para krizi yaşanmasına neden olmuş. TL istemem, ödememi Euro şeklinde hem de sahne almadan önce yapacaksınız diye tutturan Hadise hanım, bar sahiplerini gecenin bir yarısı döviz bürosu açtırmak zorunda bırakmış. (Kaynak) Hadise de ne oldum delisi oldu sanırım, geçenlerde Beyaz Show'a katıldığında yapmacık yapmacık gülmesinden, itici hareketlerinden anlamalıydık!

Olacak O Kadar, Fox TV'de tekrar yayımlanmaya başlayacakmış. (Kaynak) Allah'tan evde Fox TV'yi fazla özümseyip izleyen yok. Klişe Levent Kırca esprilerine seneler sonra bir kez daha maruz kalabileceğimi sanmıyorum. Zaten Fox'u da Bez Bebek Tv olduğu günden beri izlemiyoruz ailecek, çok da memnunuz.

Okan Bayülgen ve Şirin Ediger çifti, doğacak çocuklarının ismini İstanbul koyacaklarmış. (Kaynak) Dünya sosyetesinde şehir adlarını bebeğe isim olarak koymak pek moda, ordan bir esinlenme mi oldu acep? Paris Hilton da geçtiğimiz haftalarda çocuğum olursa adını Londra (London) koyacağım şeklinde dünya barış ve refahını yakından ilgilendiren bir açıklama yapmıştı, duymuşsunuzdur.
Sözkonusu haberde ismin çok ''unique'' olduğu üstüne basa basa belirtiliyor ayrıca; oh yeah baby!

Keremcem, sevgilisi Yasemin Ergene'nin kendisini bir Ferrari uğruna terketmesi ve biz onunla bir ilişki yaşamamıştık zaten demesi üzerine (!) sinirlenip "Sevgim az geldi, sana Ferrari gerekti" sözlerini içeren bir şarkı yazmış. (Kaynak) Ayrıca Keremcem, aynı haberde ayrılıktan sonra ''ıssız adam'' olduğunu da belirtmiş ki aman aman diyorum. Hani şu bildiğimiz Issız Adam mı sevgili Keremcem, o kadar açılma istersen!

Biz ''Hindi'' değiliz tmam mıaa?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 27.1.09 13 Yorum var, evet.
Turkey kelimesinin İngilizce'de hem hindi hem de Türkiye manasına geldiğini öğrendiğim gün, büyük hayal kırıklığı yaşamıştım, dün gibi hatırlarım.

Ozmo muydu neydi, zamanında gazetelerin birinin verdiği İngilizce öğretme misyonlu bir dergi topluluğu vardı. Sanırım ordaki İngilizce'ye dair bunları bilelim sayfasında okumuştum ilk:

'' Butterfly'ın (kelebek) İngilizce'de Butter (tereyağı) ve fly (uçmak) kelimelerinin birleşmesinden oluştuğunu biliyor muydunuz çocuklar? (İç ses: Uçan Tereyağı! hehehe çok komik!)

İngilizce'de Türkiye anlamına gelen Turkey kelimesi, aynı zamanda da hindi demek! (İç ses: hayır ya, olamaaaaz!) ''

Hemen aklımdan bir takım çıkarımlar yapmaya çalıştım. Bu gavurlar şimdi kesin dalga geçiyorlardır bizle, kesin en iğrenç espri topluluklarına malzeme yapıyorlardır güzelim ülkemizi diye.

Evet, gerçekten de alay konusu oluyorduk. Bunu yaptığım ufak çaplı bir araştırma ve soruşturma sonucu anlamıştım:
İngilizler futbol müsabakaları çerçevesinde hezimet üzerine hezimet yaşattıkları milli takımız için gazete manşetlerine we stuffed turkey başlığını uygun görüyorlardı. Bizzat muhatap olmamıştım ama bir Amerikalı ya da İngiliz'in where are you from? sorusuna Turkey yanıtını aldığı bir Türk'e kesin hindili, kümesli angut espriler yapıp mal mal sırıttığını hissedebiliyordum..

Bu hindi meselesini ciddi şekilde kafaya taktığım zamanlar oldu. Ama yalnız değildim zira İngilizce'den az buçuk çakan (anlıyorum ama konuşamıyorum insanları) Türk insanının büyük bir çoğunluğunda ya abi, neden bizle ellerde hindi diye dalga geçiyorlar, çok alınıyorum. kendimi intehar edeceğim! havası hakimdi. Hatta vakti zamanında Türkiye'nin Anglosakson dillerinde Turkey olarak değil de Turkland ya da direkt Türkiye şeklinde söylenmesi için kampanyalar bile düzenlendi.

Lakin zamanla alıştım, artık eskisi kadar umursamıyorum hindiyle aynı kefeye koyulmamızı. Fransızları temsil eden hayvan horoz, Rusya'nın sembolü ayı, Avustralya'nınsa kanguru. Neden bizim de hindi olmasın? Temiz, naif, kimseye zararı dokunmayan bir hayvan. Varsın eller alay etsin; maytap, kız kaçıran geçsin; görmezden gelelim. Büyüklük bizde kalsın.

Benim asıl anlam veremediğim en önemli olay, Türkiye / Hindi konusu üzerine yaklaşık 100 yıldır aynı esprileri yapıp yapıp aynı şevk ve zevkle gülebilen ecnebi insanlar. Kaliteli espriden anladıkları şey ne, gerçekten merak ediyorum.
Ha pardon, Anglosakson milletinin Sarah Silverman denen garip cisme bile güldüğünü unutmuşum bir an! Evet ya; ahahaha çok komik turkey, gooble gooble, stuffed filan; aynen devam!

Pazartesi, Ocak 26, 2009

Münferittir münferit

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 26.1.09 8 Yorum var, evet.
Din ya da ırk adına işlenen cinayetlerin ardından yurdumuzda duymaya en alışkın olduğumuz kelime, münferit kelimesidir.

Ramazan aylarında oruç tutmuyor, bir şeyler yiyip içiyor diye sözlü ve fiziki tacize uğrayan, dövülen, hatta öldürülen insanlar (1, 2, 3, 4) münferit kelimesini açıklayabilecek en güzel örneklerdendirler mesela. Madımak Oteli'nde yaşananlar, tamamiyle münferit düşüncedeki insanların kışkırtmasıyla düzenlenmiş münferit bir olaydı hatırlayacaksınız; yoksa güzel ülkemizde üç beş çapulcu hariç hiç kimsenin şeriat için yanıp tutuştuğu yok; yanıp tutuşanlar da zaten etrafı yakıp tutuşturmaya meraklı!
İran'dan, Afrika'dan her sene gelen recm haberleri de münferit.. Ayrıca şu, şu ve şu gibi yazılar, haberler ve olaylar da rahatlıkla münferit kapsamına girebilir öyle değil mi? Hı hı..
Bakın cana kasdetmek diyorum, Allah'ın verdiği canı almak diyorum, ölüm diyorum, öldürmek diyorum; hem de vahşice, hayvandan daha hayvanca, barbarca diyorum. Ama aldığım tek yanıt münferit, hepsi münferit; üç beş kendini bilmezin yaptığı koca bir zümreye mal edilemez oluyor.

Elbette üç beş kendini bilmezin yaptığı koca bir dine, topluma mal edilemez lakin ortada da yıllardır süregelen bir vahşet uygulaması var, ölüm var. Bunun hesabı, açıklaması sadece şu kısacık münferit kelimesinin içinde mi saklı? Hepsi bu mu yani: Münferittir. E ama birileri dinin emrettiği iddia edilegelen kurallar uğruna öldürüldü, hala öldürülüyor. Birileri ramazanda oruç tutmuyor diye tartaklanıyor. El kadar sübyanlar anaları babaları tarafından dedeleri yaşındaki adamlara caizdir diye peşkeş çekiliyor. Birileri tarafından dogmalara körü körüne bağlanmak telkin ediliyor Türk insanına. Düşünmek, sorgulamak, yanlışlara en ufak bir eleştiride bulunmak kafir damgası yiyip dışlanmak için yeterli günümüz Türkiyesi'nde. Ne yazıktır ki tüm dünyada olduğu gibi günümüz Türkiyesi'nde de tarihler milattan sonrası yönünde işliyor, bilmem farkında mısınız? İkibinlerdeyiz.
Ve sen hala yaşanan olumsuzluklara binaen hepsi münferit bunların, ortada sorun morun yok diyorsun ha; peki. Senin bir kademe daha umursamazın da recm uygulanmasında zerre kadar vahşet göremiyorum diyor zaten. Hanginize üzüleceğime şaşırdım.

Tecavüze uğradı diye recm edilen, daha insaflı bir sülaleye (!) denk gelmişse eğer tecavüzcüsüyle evlendirilip yaşarken ölüme mahkum bırakılan, daha oyun yaşında utanmaz ailesi tarafından en az babası olabilecek yaştaki adamlara yamanan kızlar nasıl tozpembe bir hayat düşlüyorlardı yazık edilen yarınları için kim bilir?... İç dünyalarında mutlu ve huzurlu bir geleceğin onları beklediğini hayal edip umutlanıyorlardı belki de; gerçek dünyada hayallere tecavüz edilip recm uygulandığını bilmiyorlardı çünkü...

Pazar, Ocak 25, 2009

Mim

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 25.1.09 9 Yorum var, evet.
Trivium tarafından mimlendim bu sefer de.

1. Yakınımızdaki ilk kitabı alıyoruz.
2. 161. sayfayı açıyoruz
3. 5. cümleyi okuyoruz
4. Sonra da bunu gidip blog sayfamıza yazıyoruuuz!

'' Peter, ''Şuradaki Andy mi?'' diye sordu ve herkes kulak kabarttı '' - Taş Yürek

Orhan Orhan da mimlemiş beni sağolsun ama mim konusundan bir şey anladıysam corç buş olayım! Pardon ya!

27 Ocak tarihli bir ek: Polly de mimlemiş beni, bugün farkettim. Onun konusu da ''ne olmak (hangi mesleği yapmak) isterdiniz?''

Kesinlikle insanların gözü önünde olabileceğim bir iş, uğraş olmalı. Mesela oyuncu olmak isterdim. Ya da yazar olmak.. Biraz ütopik hayaller olduğunun farkındayım ama konu hayal kurmak olunca klişe meslekler seçemiyorum.

Mim atraksiyonlarına hiç bir vakit aklım ermediği için kimseye paslamayacağım. Ama isteyen blog sahibi kendini benim tarafımdan mimlenmiş kabul edip mimi üzerine alınabilir.

Perşembe, Ocak 22, 2009

Naylon koruyucudur, kollayıcıdır

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.1.09 13 Yorum var, evet.
Bir çoklarımızın mensubu olduğu Türk milletinde yeni alınan eşyanın üzeri eğer naylonla ya da plastikle kaplıysa, onu sonsuza kadar plastik içinde muhafaza etme hastalığı vardır.

Ben bu huyun en fazla baba olarak tabir edilen aile reislerinde olduğuna inanıyorum zira alınan eşyanın parasını - büyük ihtimalle - onlar vermiştir ve başına bir şey gelsin, hemencecik eskiyip pörsüsün istemezler. İlk alındığı şekilde kullanılmasını salık verirler mütemadiyen.

Televizyona yeni kumanda mı alınmıştır, jelatininden asla çıkarılmadan kullanılmalıdır! Ya ama tuşlara basamıyorum babaaa! diyecek olursanız nasıl basamıyorsun?! Bak ben nasıl basıyorum! şeklinde uygulamalı azar yersiniz.

Eve yeni bir koltuk alındıysa, getirilirken sağına soluna bir şey olmasın diye sarıldığı kalın naylondan kesinlikle çıkarılmamalıdır. Örtü gerekirse naylonun üstüne örtülmelidir ama o naylon asla sökülemez. Estetikmiş, görüntüymüş zerre önemli değildir; önemli olan o koltuğun naylonundan ayrı gayrı bırakılmamasıdır.

Bazen büyüklerimiz ile naylon ürünler (kap - kacak, poşet) arasında duygusal bağlar bulunduğunu ciddi ciddi düşünüyorum. Marketlerde ihtiyacı olmadığı halde kasadayken fazladan naylon poşet tırtıklayan (ya da kasiyerden evladım fazla poşetin var mı? şeklinde talepte bulunan) teyzelerin konuyla mutlaka bir alakaları var, çözmek üzereyim!

Dikiz aynama yansıyanlar

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 22.1.09 4 Yorum var, evet.
- Fatal Error diye bir hata mesajı var ya; onla karşılaştığım vakitlerde, kendimi az sonra insanlık yaşamının içine etmekle görevlendirilmiş bir terminatör tarafından ortadan ikiye ayrılacakmışım gibi hissediyorum. Fatal Error! Bırrrr!
Bir de yanakları mıncırılası Windows XP'imde Bellek written olamadı diye bir hata iletisi alıyorum bazen. Bu program geçersiz bir işlem yürüttü ve kapatılacak konusuna hiç değinmeyeceğim. Canım XP yaa, yu ar aoosım!

- Güneşin Tam İçinde, okurlarına sormuş - etmiş ve Türkiye'nin en çok sevilen bloglarını seçmiş. O blogların içinde t.u.b.a'nın çiziktirdikleri de mevcut. Kim blogumu sevip bağrına basmış ve listeye eklenmesi konusunda tavsiyede bulunmuş bilmiyorum ama çok teşekkür ederim, ziyadesiyle mutlu oldum. Bir de Çilekli Süt tanıtmış çiziktirip biriktirdiklerimi Blog Çarşısı'nda; o da şurda. O'na da çok çok teşekkürler...

- Bir aralar blogumdan kaynak göstermeden yazılarımı aparan kişigüllere kafayı takmıştım. Ama sonradan hangi biriyle uğraşayım, Allahlarından bulsun tavuk vicdanlılar! diyerek adlarını blogumda ifşa etme işine bir son verdim.
Lakin blogumdan yapılan içerik hırsızlığının en abduş versiyonuyla geçenlerde karşılaştım desem yeridir. Profil yazımı, yani kendimi tanımlamak için önünde saygıyla yerlere eğilesi Türk dilinden seçip toparladığım kelimeleri (İki kollu, iki bacaklı; on ellerde, on da ayaklarda olmak üzere toplamda yirmi parmak sahibi, suratında iki göz, bir ağız ve iki burun deliği ihtiva eden bir insanım.) kopyalayıp kendi profiline aynen aktaran birini gördüm.
Demek ki internet insanlarının kendilerini tanımlamak için benim kurduğum cümlelere ihtiyaçları varmış. Böyle böyle narsist yapıyorsunuz insanı işte, kendimi önemli biri zannettim zannedeceğim; ramak kaldı!

- Çok süper güzel bir blog tanıtacağım size şimdi: Dedimki-Karikatür
Blogun sahibi Alper Dağlı henüz 14 yaşında ama çizdiği karikatürler, diyaloglar benim diyen karikatüristlere taş çıkartacak cinsten. Hani çizgilerini birazcık daha geliştirirse dikkat dikkat, yeni bir Erdil Yaşaroğlu geliyor millet! diyebilirim rahatlıkla.
Lütfen ziyaret edin ve yorum bırakın, hakediyor bence...

- Hani hep arabaya tav olan kızlar mevzusu vardır; Aşk Yakar sayesinde öğrendik ki durum bunun tam tersiymiş! Sattın gül gibi aşkını kıçıkırık bir Mustang'e yüreksiz Mustafa!

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Etkey

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.09 9 Yorum var, evet.
Türki Cumhuriyetler'den çıkma şarkılara, mahnı topluluklarına son bir kaç yılda ziyadesiyle ilgi duyar hale geldim. Sözkonusu ilgim Yuutub'da dolaşırken tesadüfen rastlayıp klibini izlediğim Uygurca bir şarkının Türkiye'de konuşulan Türkçe'ye inanılmaz derecede benzediğini farketmemle başladı.

Şimdi yine böyle Uygurca gibi Türki bir dil olan Tatarca'da söylenmiş bir mahnıyı sizlerle üleşeceğim. Alsou isimli (Alsu yani; Tatarca'da pembe su manasına geliyormuş) Rusya - Tataristan doğumlu Tatar bir şarkıcı seslendiriyor, parçanın adı Etkey.
Etkey Tatarca'da baba demekmiş, yani hanım kızımız bu şarkısını babası için yazıp söylemiş efendim; buyrun burdan dinleyebilirsiniz. Klibi de nah orda. Off ne biçin gaza geldim! Alsou'yu komple tanımak istiyorum! diyorsanız da alın, bu da sitesi neyin.

Uygurca ya da Azerice'yi az buçuk anlamama rağmen açıkcası Alsou'nun Rus kırması aksanı yüzünden bu şarkıdaki Tatarca'yı hiç çözemedim. Şarkının başında binim etkey diyor, - sallıyorum ama - galiba benim babam demek istiyor! Bir de ortalarda bir yerlerde yıldızlardan gibi bir kelime sarfediyor. Yıldızın bir çok Türki dilde bizdeki gibi yıldız şekline yakın telaffuz edildiğini hatırlarsak sanırım onu da anladığım kelimelerden sayabilirim. Ha bir de sin ve sinin kelimelerini çaktım: Yamulmuyorsam sen ve senin manasına geliyor onlar da! (Allah aşkına Tatarca bilen birileri aydınlatsın beni, maymun oldum resmen! )

...............

Tam KAYDI YAYINLA'ya basacaktım ki çektiğim ızdıraba bir son vermek amacıyla Türkçe sözlerini Google'dan aratmak geldi aklıma.. (Mütemadiyen tekleyen zekamın bazen sorunsuz çalıştığı oluyor yani!)
Türkçesi eğer doğruysa aşağıdaki şekildeymiş efendim:

'' Benim babam her gün işe gider, yorulup döner ordan akşamları
Gülümseyişi ile yanında getirir şafakların alsu renklerini

Babacığım, babacığım, senden başka daha kim var böylesine çocuğunu seven?
Güneş gibi annemiz bir taneyse sen de bizim için öyle değerlisin.

Benim babam her gün işe gider, yıldızlarla döner birlikte
Yıldızlar da uyudu gibi babacığıma masal söyleterek. '' (Kaynak)

Bildiğin çocuk şarkısıymış lan bu! Ben de dinliyorum aylardır ne güzel müziği var, herhalde sözleri de çok manalıdır diye, uyyyy!

Hö?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.09 18 Yorum var, evet.
Sanırım Blogger bana bir şey anlatmaya çalışıyor. Fakat keşke bu kadar çirkinleşmeseydi. İnsan gibi bi gider misin litfen? demesi kafiydi, ben anlardım! Çok kırıldım çoook!

Otogargara, otogarda gargara

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.09 7 Yorum var, evet.
Ömür biter yol uzar, yollar ömrün haritası, herkes otogarını arar durur, otogar yurdun arenası sözleriyle başlar Yılmaz Erdoğan'ın bana göre yazdığı en iyi tiyatro oyunu Otogargara'nın giriş şarkısı...

Benim Yılmaz Erdoğan ismiyle ilk tanışmam, İnce İnce Yasemince'deki Sürahi Hanım karakterinin yaratıcısı olmasını bir kenara bırakırsak Otogargara sayesinde olmuştu. Sonraları Sen Hiç Ateş Böceği gördün mü? ve Bana Bir Şeyhler Oluyor' u da izledim, çok da sevdim ama hiç biri Otogargara kadar eğlendirmedi, yeri geldi Otogargara kadar hüzünlendirmedi beni.

Oyunun başlangıcındaki bayan yanı tartışması, durmadan konuşan ve susmak nedir bilmeyen teyze, yirmi nolu peron ve Olgun Şimşek'in Unkapanı kaset sanaii ve aniden menşhur olma piyasasası için fevkalade güzellikte çığırdığı türkü, oyuna dair en çok güldüğüm sahnelerdi.

Ama ne diyor Yılmaz Erdoğan?: Ağlamayı bilmeyenin kahkahasında da bi bok olmaz!
Sanılmasın ki Otogargara sadece otogarın mutlu yüzünü yansıtıyor perdeye. Otobüsünü bekleyenlerin, gitmek zorunda kalanların yüreklerindeki hüzün de yansıtılmış tiyatro sahnesine.. Otogarlar çoğu zaman geri dönüşü olmayan gidişlerin suratsız ev sahipleri değiller midir zaten?...

Gelmeyen; hiç gelmeyecek Elazığ otobüsü ve Hacer'in köyüne geri dönüş şarkısı işte bu otogar hüzünlerinin izleyicilere en güzel hissettirildiği sahnelerdi benim gözümde.

Ama beni oyunun genelinde en fazla etkileyen sahne, askerin annesine yazdığı mektubun okunduğu sahneydi. Maalesef ki her gelen şehit haberinin ardından o mektubun sözleri gelir aklıma, yüreğim dağlanır:

'' Anaların yaktıkları ağıtlar bazen Türkçe, bazen Kürtçe ve her savaşta analar ölüyor aslında.

Hoşçakal anne, hoşçakal..

Oğlun... ''

Hala izlemediyseniz ve ola ki elinize fırsat geçerse mutlaka izlemenizi tavsiye edeceğim yegane müzikaldir Otogargara...

Ve Yılmaz Erdoğan.. Şiirleriyle, kitaplarıyla, BKM Mutfak'ıyla, oyunlarıyla ve filmleriyle her daim kendimden bir şeyler bulabildiğim bir güzide insan; iyi ki varsın:

'' Hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililiği! ''

İstersen hiç başlamasın

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 21.1.09 8 Yorum var, evet.
İstersen hiç başlamasın
Bu hikaye eksik kalsın
Onca yaraların ardından
Yeni bir aşk yaratamazsın

Örselenmiş bir çocukluk
İşte benim bütün hikayem

Kaç sevda geçse de yüreğimden
Bu yıkıntıları onaramazsın

..........

:uzgun:

Yeni Türkü - İstersen hiç başlamasın

Bu cümleyi doğru yerde ve doğru zamanda, elime fırsat geçmişken söyleyebilmiş olmayı ne çok isterdim. Pişmanlıklar fayda etmiyor çoğu zaman...

Aslında en büyük yıkımı insanın yine kendisi veriyor benliğine.. İnsanın en büyük düşmanı yine kendisi.. Toparlanabilecekken, ayakta durabilecek gücü varken inadına gömülüyor umutsuzluklara.

Geçmişi dallandırıp budaklandırmamalı; yarım kalmış bir hikayeden gereksiz acılar yaratmayı marifet saymamalı insan. Bazı şeyler kalbe gem vurmak zor olsa da hiç başlamamalı, yarım kalmalı...

(Arada bunalım takılayım dedim, hep kakara kikiri nereye kadar! *hehe*)

Salı, Ocak 20, 2009

'' İnanmıyoruaaaam, Gökhan Özeeen! ''

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.09 4 Yorum var, evet.
Ben ergenken pek denyoydum içerikli itirafları çok seviyorum. Boş vakit buldukça hep yaparım, ergenlik zamanlarımda yaptığım türlü türlü embesilliklerle ölesiye dalga geçerim. O zaman embesillikmiş gibi gelmiyordu pektabii.. Cosmo Girl okumak büyük ayrıcalıktı; okumayı reddeden - aslında aklıbaşında - 13 - 17 yaş aralığındaki her kız ezik addediliyordu. Britney Spears'ı rol model almak bir zaruriyetti, olmazsa olmazdı. Ne badireler atlatıp geldim bu yaşa, bir ben bir de her ay amca bana bi kozmo giril verir misin? :))))))) dediğimde ahahaha salak buu! minvalindeki sırıtışlarına maruz kaldığım mahallemizin şarküteri - bakkalı Rıfat Amca bilir!
Taze ergenken yaptığım bir salaklığı daha anlatayım da hep beraber gülelim eğlenelim:

Sene 1999.. Henüz 17 Ağustos depreminin Marmara halkının hayatlarını kabusa çevirmediği, dolayısıyla şahsımın psikolojisinin alt üst olup her gece zelzeleli - sallantılı rüyalar görmediği zamanlar...

O vakitler, Deli gibi Best FM; daha doğrusu Best FM'de Gökhan Özen adlı henüz o zamanlar bu denli meşhur olmayan bir dj'in programını dinliyorum. Kendisi dinleyicilerin istek yaptıkları şarkıları canlı olarak seslendiriyor gitarı eşliğinde. Kızlar buna daha yüzünü, cismini görmeden hasta; gökıyan seni çok seviyoruuuzz! şeklinde telefonlar, mesajlar geliyor yayına devamlı suretle. Ben de merak ediyorum tabii, dinliyoruz böyle ama acaba neye benziyor bu Gökhan Özen, Ahmet Uğurlu gibi çıkıp hayallerimizi yıkmasın sonra! diye!

Araya 17 Ağustos giriyor; bir müddet radyodan, iletişim araçlarından ve Gökhan Özen dinlemekten mahrum bırakılmak zorunda kalıyorum. Aylar ayları kovalıyor ve 2000 yılına adım atıyoruz dünyacak...

O gün de çok önemli bir sınavım var, hiç unutmam.. Ama canım akıl sağlığı yerinde her öğrenci gibi ders çalışmak değil, başka şeylerle uğraşmak, vakit geçirmek istiyor. Denyoluk bu ya; Kral TV'yi açıyorum iki klip izleyeyim maksatlı. Açmamla beraber vj kızın ağzından, evet şimdi de genç kızların sevgilisi olmaya aday yeni bir şarkıcı gelecek ekranlarınıza. Gökhan Özen. kelimeleri dökülüyor üç aşağı beş yukarı. Şok olmuş vaziyette ekrana odaklanıyorum. Kolay mı? Aylardır büyük bir zevkle dinlediğim insanın simasının neye benzediğini göreceğim birazdan! İçim içime sığmıyor!
Klip yayımlanmaya başlıyor ve ben bütün evi avazım çıktığı kadar aşağıdaki kelime topluluklarıyla inletiyorum:

- İnanmıyoruaaaaaam! Gökhan Özeeeeeeeeen! Accayip yakışıklıymış yaa! İ na na mı yo ruuaaaaam!

Annem telaşla, mutfaktan elinde pilav yapımında kullandığı tabanındaki pirinç tanelerinden belli olan tahta kaşıkla odaya dalıyor:

- N'oldu kızım, niye bağırdın öyle?
- Anne Gökhan özen yaa, baksana!!
- Gökhan Özen kim kızım?

Annemin Gökhan Özen kim? sorusuyla o an için içinde bulunduğum rüya aleminden bir kaç dakikalığına da olsa sıyrıldım. Evet, kimdi Gökhan Özen? Ben neden mal bulmuş mağribi tepkisi eşliğinde kendisini televizyonda görür görmez çığlığı basmıştım? Bu soruların hepsi tıpkı Gökhan Özen kim? sorusu gibi cevapsız kaldılar.
Bir hafta sonra biriktirdiğim harçlıklarımla gittim kasedini aldım. Ama nasıl dinliyorum şarkıları, döndüre döndüre! Kaset isyan edecek lan iki dakka dur da dinleneyim. Haşatımı çıkardın sivilceli ergen yaratık! diye! Şu kadarını söyleyeyim: O albümünü Gökhan Özen benim kadar dinlememiştir, tahmin edin artık! :dil:

Lakin albümü fazla ses getirmeyen Gökıyan (sadece benim dinlememle olacak işler değil bunlar çünkü, piyasa çok acımasız! :dil:) üç beş ay içinde bir süreliğine müzik dünyasından elini eteğini çekti. 2 sene sonra bu sefer halk arasında aramazsan arama yar aramazsan arama, zaten merhem olmazsın sen benim gönül yarama olarak bilinen fakat kısa adı aramazsan arama olan şarkısıyla bonnnba gibi bir dönüş eyledi! Albümünün ismi de duman gözlümdü. Zerre utanç kırıntısı hissetmeden gittim o albümü de aldım; bir güzel dinledim!
Gel zaman git zaman; adı Çağla Şıkel'le reklam aşkı dedikodularına karıştığı ve jetskiyle denizde kaybolduğu dönemlerde ben gaflet, dalalet ve hatta hıyanet uykumdan büyük bir gürültüyle uyandım. Kısacası salak ergenden aklı başında gelişkin bireye doğru evrim geçiriyordum. İçimdeki Gökhan Özen sevgisi yerini Gökhan Özen'in her hareketine, attığı her adıma ve şarkılarına gıcık olma hissiyatına bırakmıştı; doğru yoldaydım.

O gün bu gündür annemin bana en masumane duygularını katıştırarak yönelttiği Gökhan Özen kim yavrum? sorusunun cevabını arar dururum! Kim bu Gökhan Özen? Ve en önemlisi neden albüm ve albümler yapmakta hala bu denli ısrarcı? Tamam zamanında bizi zehirledin, olabilir; sineye çekeriz, görmezden geliriz ama günümüzün 12 - 17 yaş aralığındaki ergen dişilerinin ne günahı var? Lütfen sevgili ve saygılı Gökıyan kardeşim, sağ üstteki fotoğrafın aracılığıyla bizlerle buluşturduğun ergen kızları bir mıknatıs gibi çeken bakış ve mimiklerini de al ve sonsuza kadar çık hayatlarımızdan! Bünyemin tekrar bir Gökhan Özen yeni albüm çıkardı haberini daha kaldırabileceğini zannetmiyorum! :dusun2:

Aramaya inanıyorum 11

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 20.1.09 6 Yorum var, evet.
GoogleBakalım bu ay Google blogumu hangi sapık - absürd - anlamsız kelime topluluklarıyla ilişkilendirmiş? Buyrunuz:

- acun ılıcalı kimi s.kiyo (Höst, yavaş gel!)
- ayıp terbiyesiz ateşli erotik karikatürler (Ulan karikatürlere de mi kafayı taktınız iflah olmaz sapıklar sizi!)
- bakıyosun zaten (Bakıyorum di mi? Tamam :gulus:)
- bayan fantazik iç çamaşırları (Çok yasak hareketler bunlar!)
- baştan cıkarıcı kız ve adam video (Tamam sen niyeti bozmuşun da aradığın şey bu blogda yok kardeşim!)
- büyük popo (Jennifer Lopez'i arıyor bu, evet.)
- devamlı acık kız emeseni (Çok şey istiyorsun bence)
- donu olmayan kizlar (Onlardan biri olmadığımı bil arkadaşım, yanlış gelmişsin!)
- erkek olsam kesin p.ç olurdum (Fantezini bizlerle paylaştığın için teşekkürler Döndüsu)
- etnik farklılık aşka engel mi (Kesinlikle değil, engeldir diyenler utansın!)
- fantazik seytan kıyafeti (Burda bulunmaz ama hangi amaçla kullanacağını merak ettim! :dil:)
- farkındaysan kapı açık (Buyur gir diyorsun yani! :mutlu:)
- görmeyeli çok bomba olmussun (Kendime güvenim geldi, sağol gözüm)
- hadise meme (Çok açık sözlüsün be!)
- hadisenin donu (Napacan, büyük ihtimalle pamukludur!)
- japon kızları türk erkeklerini sever (Hı hı doğru, bütün dünya kızları Türk erkekleri için ölüp bitiyor zati. Bir biz Türk kızları kıymetlerini bilmiyoruz!)
- kirmizi donlu türk kizlari (Yeni yılda baya bi çoğaldı sayıları ama şu an pek fazla yok etrafta, üzgünüm)
- kızın orkit takması (Nasıl tarif edilir bu bilmiyorum ki?! Perde takmak gibi bişey değil neticede!)
- milla jovovich nerede yaşıyor amerikada (Kendi sorup kendi cevaplamış, aferin)
- salak annemiz bize izin vermediği an ne yapmamız g (Anneye salak denmez, ağzına acı biber sürerim senin!)
- seksı kıro kızlar (Aynı anda seksi ve kıro olabilmek... Ne içtiyseniz ben de istiyorum!)
- senin gibi birini tanımıyorum (Ben seni hiç tanımıyorum, manyağa bak!)
- t.u.b.a bilinçsiz karalamalar (Aneyy ünlü oldum! Artıkın Google da bile ariyürlar beni! :dil:)
- türk kızları italyan erkek istiyor (O senin hüsnü kuruntun, adam gibi olsun, italyanmış türkmüş farketmez)
- türk kızları gereksiz (Senin anan da bu gereksiz kategorisine giriyor mu evladım? :dusun2:)
- donlu erkeklerin fotoğrafları (Aha kadınlar da sapıttı!)
- yaratik tuba (Kendimden korktum ha!)
- iki bacakli hatun (Allah Allah.. Hatunlar normalde sekiz bacaklı olur, ikiyi de ilk defa duyuyorum!)
- yürürken poposu acayip sallanıyor (Sen de bakıyorsun değil mi utanmazın yavrusu!)

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Müşteri her zaman haklıdır, dayak yerken bile..

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 19.1.09 7 Yorum var, evet.
Dün Çok Güzel Hareketler Bunlar'daki tezgahtar skecini izlerken ne denyo bir alışveriş kültürüne sahip olduğumuzu hatırladım toplumca...

Bir kaç gün önce İstanbul'daki bir alışveriş mağazası, fiyatlarında %90'lık bir indirime gideceğini açıkladı. Televizyonlar baya geniş şekilde irdeledirler konuyu, haberdarsınızdır. Henüz mağaza kapılarını açmadan önce bir kanalın muhabiri ürünlerin ne kadar da ucuz olduğunu bas bas bağırdı aptal kutumuzun ekranına doğru: Bakın bu kaban 100 lira ama siz 10 liraya alacaksınız. Bu tişört de 20 lira ama %90 indirimle 3 liraya geliyor, vallaha sudan ucuz!

Gerçekten çok ucuzmuş, keşke biz de gitseydik gibisinden masumane temenniler dillendirildi aile bireyleri arasında ama ben fikirlerimi haaah şimdi sıçtı o mağaza, seyreyleyin cümbüşü! Benim bildiğim Türk insanı aşırı ucuz yerlerden adam gibi sakin sakin alışveriş edemez, yağmalar burayı! Bak görürsünüz! olarak dile getirmeyi tercih ettim. Keşke şu şom ağzımı açmayaydım zira dediğim oldu! Ertesi gün bütün haber bültenleri, ekranlarımıza talancı alışveriş manyaklarının görüntülerini getiriyordu; buyrunuz.

Yıllardır hep haberlerde görürüz: Amerika'da Kırismıs indirimi izdihama yol açtı! Yüzlerce Amerikalı mağazanın kapılarını açmasıyla beraber içeri hücum etti diye. Hani Amerikalılar'a özendik diyeceğim de pek zannetmiyorum. Çünkü biz, geleneksel olarak alışveriş adabı denen görgü kuralından bihaber bir toplumuz.

Toplu halde taarruza geçerek yağmalarcasına alışveriş etme tutkumuz dışında, bireysel olarak başlı başımıza alışveriş ederken de denyoluğun sınırlarını zorlarız; özellikle biz kadınlar! Tezgahtarların katlayıp düzenli bir şekilde reyonlara dizdikleri kazaklar, pantolonlar, gömlekler; biz gidip baktıktan sonra buruşturarak yer bezi misali geri reyonlarına fırlatalım diye oradadırlar! Herhangi bir şey satın almasak bile mağazanın altını üstüne getirip reyonları darmaduman etmek, en ufak bir tatsızlık durumunda mağaza çalışanına sen benim kim olduğumu biliyor musun?! Kovdururum seni burdan! seviyesizliğinde ahkam kesmek en birincil hakkımızdır! Neden? Çünkü bizim paramız vardır, müşteriyizdir! Ve müşteri her zaman haklıdır!

Acaba bir gün insan gibi ihtiyaçlarımızı karşılamayı öğrendiğimiz günler gelecek mi? En önemlisi ben o günleri görebilecek miyim, merakla ve özlemle bekliyorum..
Lakin giyim - kuşam alışverişlerini geçtim; süpermarketin yoğurt - süt bölümünden aldığı ayranı son anda satın almaktan vazgeçip, en yakınındaki reyon neresiyse oraya - atıyorum, mesela gidip temizlik malzemelerinin satıldığı reyondaki deterjanların yanına - bırakarak hiç bir şey olmamış gibi alışverişine devam eden mallar da var bu ülkede; ben neden bahsediyorum ki?

Pazar, Ocak 18, 2009

Japonca isminiz ne?

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.1.09 6 Yorum var, evet.
Bu linkteki siteden isminizin Japonca'da hangi ada tekabül ettiğini öğrenebilirsiniz.

Kendisi sağolsun bana senin adın Japonca'da Yama Shijo demek, artık mutlu mesut yaşayabilirsin dedi.

Hemen Japonya'ya yerleşesim geldi şimdi, pek süper! :P

Ayrıca aynı sitede Fransız adın ne?, Mafya adın ne? gibi eğlencelikler de var.

Fransız olayında Caron Perrault, mafya şeyinde de Maria "Handcuffs" Fischetti çıktım. Mafya mı olsam acep? Karizmatik isim! :D

Bir de konuyla alakalı şöyle bir site daha var. Orda da Tsuba oldum, tsubasa gibin! Hoş.. :)

Eski reklamlar

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.1.09 1 Yorum var, evet.
Günümüzde reklamlar her beş dakikada bir filmlerin, dizilerin arasına serpiştirildiklerinden dolayı bizi sinir krizlerine soksalar bile geçmişte, tek kanallı dönemde Türk halkı tarafından sevilerek izleniyorlardı.

Artık mazide kalmış bazı reklam filmlerine şu linkten göz atabilirsiniz.

Ne yazık ki dansözler burs almalı

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 18.1.09 6 Yorum var, evet.
♫ Cennet vatan Türkiyemiz'i bu sene Eurovision'da Düm Teke Tek adlı *mahnı ile temsil manyağı yapacak Hadise kızımız, havalimanında basın mensuplarına yaptığı açıklamada herkesi kendisi ve şarkısına destek vermeye çağırdı ve ekledi: Destek yes, köstek noooo!
Alemsin Hadisecim + TRT seni de ayakta alkışlıyorum meleğim, süpersiniz!
Bu arada şarkının bestecisi Sinan Akçıl, geçtiğimiz günlerde bir gazeteye verdiği röportajda eğer Eurovision'u kazanırsa, 20 Mayıs olan doğum tarihini yarışmanın düzenlediği gün olan 15 Mayıs tarihiyle değiş tokuş edecekmiş! Ohannes diyorum!

♥ Nuri Bilge Ceylan'ın ödüllü filmi Üç Maymun, 81. Oscar ödüllerinde en iyi yabancı film kategorisinde 64 filmin arasından ilk 9'a kalmayı başardı. Eğer ilk beşe de girerse ülkemizi Oscar'da temsil etmiş ilk film ünvanını alacak. Hani ilk beşe girmişken ödül de pek imkansız gibi durmaz o saatten sonra. Neden olmasın?

☻ Milli Ufocumuz (milli sumocumuz gibi oldu, Allah o günleri de gösterir inşallah! :P) Haktan Akdoğan, dün akşam HaberTürk'te uzaylılar yoktur, ama olabilir de konulu bir programa konuktu. Diğer konuklar buna hayır efendim, ne uzaylısı! Uzaylı filan hikaye, külliyen yalan! dedikçe vardır, bakın şu şu tarihte (ekrandaki ufo olduğu iddia edilen görüntüleri işaret ederek) bu görüntüler çekildi. Yaratığın komple kafası, gözleri görünüyor; bakın bakın! diye yırttı kendini resmen; üzüldüm. Sırf mutlu olsun diye bir gün uzaylı kılığına girip - ki fiziki yapım ve pörtlek gözlerim buna ziyadesiyle müsait - kapısını çalacağım ve abi ben geldim, Uranüs'ten Halime.. Hadi çek fotoğraflarımı - videomu, dağıt basına. Sana senelerce ''uzaylı yoktur, Haktan Akdoğan yalan söylüyor!'' diyen tavuk vicdanlıları mors et! diyeceğim. Yeter ki elinde yeterli kanıtları yok diye her çıktığı programda dalga geçmesinler adamcağızla!
Ben sana inanıyorum Haktancığım, lütfen ben dahil diğer uzay ve uzaylıseverler adına moralini yüksek tutmaya çalış! Arkandanız!

Bunları bilelim: *Mahnı: Azerice'de şarkı, türkü.

Şey: Yazının dadaizm yüklü başlığının esin kaynağı için şuraya tık yapın. Videodaki haddinden fazla yakışıklı Ömür evladım, sana iki çift lafım var: Ulu Manitu seni sevdiğine bağışlasın, ne diyeyim!

Cumartesi, Ocak 17, 2009

Marjinal arkadaş hastasıyım, tarzım bu

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 17.1.09 9 Yorum var, evet.
Demin Amelie'nin bloguna göz atıyordum. Canım anneciğim de sessiz sedasız arkamdan internet ortamında ne yaptığımı, hangi sitelere girdiğimi gözetliyormuş. Şu linkteki yazının üst kısmına iliştirilmiş fotoğrafı görünce bana gayet pozitif bir ses tonuyla aşağıdaki soruyu yöneltti:

- t.u.b.a o resimdeki gözlüklü kız kim? Arkadaşın mı?! :)))

Evet anne, arkadaşım.. Çamaşır ipine asılmış içlikler önünde, gözünde üç boyutlu renkli gözlükle poz veren marjinal arkadaşlara sahibim ben. Kızın çalışıyorum bahanesiyle bütün gün sokaklarda gezip kendi gibi doğuştan ağğsi yaradılışlı insanlarla arkadaşlık ediyor. Senin yerinde olsam eve kitler, münasip bir kısmet çıkana kadar sokağa salmazdım kendimi! Gençtir, heves ediyor demek ki, olabilir tavrını takdirle karşılıyor; o şen şakrak halinin hiç yok olmamasını temenni ediyorum. Yıldızın parlasın...

diye cevap vermek istedim bu überfantastik soruya ama hayır canım, öylesine bir fotoğraf, benimle bir alakası yok :)) demekle yetindim yalnızca.

Şimdi tek hedefim her yanı silme dövme ve piercinglerle dolu bir adet dişi kanka edinip fotoğrafını anneme anne bak bu benim en sevdiğim kankim, ''gel senin de dilinin ve vücudunun muhtelif yerlerini deldirip çeşit çeşit demirler taktıralım. Bir ara da dövmeciye gideriz, sırtını şöyle baştan aşağı dövmeyle donatırız'' dedi bana. Ne süper değil mii? sözleriyle takdim etmek.. Ne tepki vereceğini merak ediyorum da! :P

Daha önce annemi ne kadar çok sevdiğimi söylemiş miydim? Sanırım evet.

Cuma, Ocak 16, 2009

Anne ben ünlü gördüm

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 16.1.09 20 Yorum var, evet.
Memleketimiz sokaklarında, mekanlarında ünlü birileriyle karşılaşmış olmak ve bunu arkadaş ortamında dillendirmek, bireye büyük sükse kazandıran muhabbet konularındandır:

- Olm var ya, geçenlerde bilmemnerde dolaşırken hani şu son günlerin aranılan ama bir türlü bulunamayan mankeni Sedasu Çokverir'i gördüm!
- Ovvvvh! (İmrenmeyle karışık şaşırma efekti!) Hadi canım! Yakından nasıldı lan, güzel miydi?
(Araya arkadaş ortamındaki kızlar da karışır) - Ayh nerde gördüüüüün! Ne zamaaan?!
(Ünlü görmüş insanımız daha bi gaza gelir) - Şimdik şöyle cereyan ediyor ki.....

Benim de kendi çapımda üç beş ünlü görmüşlüğüm, şaşırmışlığım, icabında televizyonda göründüğünden daha kısaymış kız Nurcihan bak bak, hıhıhıh! demişliğim vardır. Olur da ilerde eş dost topluluklarında Kaç adet tanınmış sima gördünüz, çetelesini istiyorum! diyen birileri çıkarsa olaya Fransız kalmamak açısından listemi hazırladım. Hani nerde nerde? diyen olursa Al ulan, adamı dinden imandan çıkarma! deyip liste kağıdını suratına fırlatacağım:

- Asuman Dabak
- Murat Kekilli
- Edip Akbayram
- Kubat
- Arzu Yanardağ
- Onur Ünsal
- Orhan Şimşek
- Ayla Karaca
- İbrahim Kendereci
- Müjdat Gezen
- Mustafa Sandal
- Sevinç Gürsen Akyıldız
- Timur Acar
- Gökçe Bahadır
- Harun Kolçak

Herhalde bu listeyle yeterince sükse yaparım arkadaş ortamlarında.. Yalnız Mustafa Sandal işi bozuyor biraz! Olsun; İbrahim Kendereci'nin popülerliğinden faydalanırım, Musti arada kaynar; kimse farketmez!

Perşembe, Ocak 15, 2009

Hiç bir vakit anlayamayacağım

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.1.09 9 Yorum var, evet.
- Bloguma Google'a şakır şakır erkek g.tü s.kenler yazıp aratarak gelen insan yavrusunun beyninin işleyiş mekanizmasını..

- İnternet aleminde, - bence - özel olarak bizler okuyamayalım diye akıllarındakileri yHa Cnmmsn bbiim bnde sNi Chokk sviormmm !!!!! formatında ya da bir iki kelimeyi bırak bütün cümleyi kısaltarak mrb bnm dm mkrmm yrsmy stnbldn ktlyrm, yrsmc rkdşlr bsrlr dlrm şeklinde sitelerine, forumlara, bloglara, mesaj panolarına aktaran bireyleri..
Hayır karşı değilim, o şekilde yazanları tenkit etmiyorum. Yazın, yazsınlar. Neticede ben de Türkçe'yi mükemmel kullanan biri değilim ama en azından okumak istiyorum ne yazmışlar, merak ediyorum. Okuyamayınca da üzülüyorum. :(( Belki insanlığa faydası dokunacak bir buluştan bahsediyorlar, bunları görüp de okuyamamak; okuyup da anlayamamak o kadar yaralayıcı ki!

- Arkadaş ortamında, eğer herkes aynı konu üzerinde konuşup beğenilerini dile getiriyorsa sırf dışlanmamak adına beğenmese bile tartışılan olay, madde, konum hakkında ya ben de çok severim orayı!; Hı hı evet, o şarkıcının şu şarkısı bence de çok güzel şeklinde fikir belirten, kendime ait beğeni ve fikir edinecek zeka seviyesine ulaşamadım, başkaları ne severse, neyi beğenirse onlara uyan kaypak bir yapıya sahibim insancıklarını..

- Hakan Peker'in neden hala albüm çıkarmakta ısrar ettiğini.. (Geçenlerde Saba Tümer'in programında izledim: Yeni albüm yoldaymış. Neden Tanrım ya!)

- Kedilerin sev beni, sevsene abla! Ay dur azıcık sürüneyim ayaklarına! Hıh evet boynumu kaşıı! Biraz da karnımı, oh ne güzel! havalarındayken birden elleşme dalarım haa! moduna geçip aniden nasıl tırmık savurabildiklerini..

- Johnny Depp'in Vanessa Paradis'te; Josh Holloway'in de Jessica Kumala'da ne bulduğunu..

Hiç bir vakit anlayamayacağım sanırım. Çaba sarfediyorum ama, yakında gelişme göstereceğime dair büyük umutlarım var.

Blograzzi oldu Bloxoo

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 15.1.09 2 Yorum var, evet.
Blograzzi BloXoo olmuş.

Yeniliklere hiç dayanamam. Bir süre önce iptal ettiğim üyeliğimi yeniden şahlandırıp sahipsiz bıraktığım blogumu tekrar kendime sahiplendirdim. Arada girip bakarım en azından ne türde atraksiyonlar dönüyor ortamda diye.

Yeni tasarımı da pekçe çokça beğendim. 10 üzerinden 9.9 veriyorum.

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Eurovision'da Türkçe

Karalayan: t.u.b.a Tarih: 14.1.09 4 Yorum var, evet.
Hadise'nin Düm Tek Tek'i İngilizce seslendirecek olması yine Eurovision'da Türkçe bir şarkıyla mı yoksa İngilizceyle mi yarışmalıyız? sorusunu gündeme getirdi. Kimimiz Türkiye'yi temsil edecek şarkı mutlaka Türkçe olmalı derken, kimimiz İngilizce olursa herkes anlar, Eurovision'da Türkçe söylemenin bize bi getirisi olmaz düşüncesine sahip.

Peki kaçımız daha önce Eurovision'da Türkiye hariç kaç ülkenin şarkısını Türkçe olarak kaydettiğini biliyoruz, sorarım size? :P

Yarışmada Türkçe okumadılar belki ama 2005 yılında Bosna Hersek, 2008 yılında da Makedonya Türk dinleyicilerden oy toplayabilmek için şarkılarının Türkçe versiyonlarını da yaptılar. Ancak ülkemize gelip tanıtım yapmadıkları için çoğu kişinin bu şarkılardan haberi bile olmadı, dolayısıyla oy yerine başka bir şey almaları mevzubahis oldu ama o konu dışı şu an! :D

2005 yılında Bosna Hersek'i temsil eden kız grubu Feminnem, orijinal ismi Call Me olan şarkılarının Türkçe versiyonunu Sevdim adıyla söylediler. Şurdan dinleyebilirsiniz.

Geçtiğimiz seneki Makedonya temsilcisi Tamara, Vrcak ve Adrian üçlüsünden meydana gelen grup da şarkılarını Yoksun adı altında Türkçeleştirip şakıdılar, o da burda.
© 2006 - 2058 Bilinçsiz Karalamalar

Bu blogda okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz bütün yazılar, aksi belirtilmemişse blog sahibesi tarafından yazılmıştır. O yüzden hepsi olmasa da bazı hakları saklıdır. İçeriği kopyala - yapıştır yöntemiyle başka bloglara, sitelere koyarak ''bak bunu ben yazdım, negzel diğğ mi?!'' şeklinde hastalıklı ve şizofren bir tavır takınmanıza gerek yoktur. Adam gibi kaynak belirtmek şartıyla blogdan alıntı yapabilirsiniz zira, birbirimizi kırmayalım.
 

t.u.b.a'nın karaladıkları Template by Ipietoon Blogger Template | Gadget Review